Bir Kitabı Okuma Serüveni ve İki Parantez…

Hilmi HAŞAL

Birinci parantez:

(Aylar önce okumuştum, Lokman Kurucu’nun Ne Güzel Suçtur Öfke kitabını…  Beğenmiş ve sıcağı sıcağına yazmaya başlamıştım.

Ramazan Bayramı tatilinde, Bulgaristan’a giderken, okunacak diğer kitaplarla birlikte çantama koydum Ne Güzel Suçtur Öfke’yi. Okuyup incelemeyi sürdürecek, yazıyı toparlayıp yayıma hazırlayacaktım. On günlük yolculukta, üzerinde çalıştığım diğer iki kitapla ilgili yazılarla birlikte, toparlayıp temize çektim metinleri. İskeletlerini, deneme, inceleme biçimde oluşturdum. Gönderilmeye hazırdı… Bursa’da yayınını sürdüren çinikitap  dergisinde süren “Teras Okumaları” dizisine dahil edilecekti.  Tatil, kotarılan yazılarla, notlarla ve az sayıda da olsa temize çekilen şiirlerle birlikte, verimli geçmekteydi.

Sosyal medyadan, Ne Güzel Suçtur Öfke kitabının şairi Lokman Kurucu’yu ve “Klaros Çocuk Parkı” oluşumunu biliyordum az çok… Ama son aylardaki atılımları göz kamaştırıyordu: Peş peşe kitaplar doğuyordu Klaros bünyesinden. Zaman ve fırsat bulduğum bir anda, aklımdakini yaptım: Yayınevini ve etkinliklerini, kapsayıcı şiir kitabı basımlarını, tanıtımlarını inceledim. Başarılı gidiyordu üretimleri. Kitaplarının kapakları ve baskı kalitesi de iyiydi…

Tatil dönüşü, hazırdaki “Teneke Yazı” dosyasını gönderip Kaos Çocuk Parkı – Klaros’ta şansını denemek istedim. Değerlendirmeye alınır, yayınlanırsa sevinecektim. Sonuçta “Klaros”un yeni dizisinden çıkması iyi olurdu!  Fazla oyalanmadan, e-posta ile gönderdim “Teneke Yazı”yı… Birkaç hafta sonra yanıt geldi: Kitap yayınlanacakmış. Sevindim elbette! Sonraki süreçte üç kez telefon görüşmemiz oldu Lokman Kurucu ile… Yayın ilkeleri ve basım, dağıtım, ‘telif’ ve karşılıklı haklar konularında yazıştık, anlaştık. 

Sonrasında, Teneke Yazı kitabımın yayına hazırlık aşaması, düzelti,  kapak seçimi, sözleşme ve bürokratik işlemler tamamlandı. Ardından bekleme dönemi başladı.

Haziran 2019’da, biz ailecek Bulgaristan’da, Varna’dayken, kitap duyurulmuş. Bülent Şanlı arayıp haber verdiydi… Öylelikle Teneke Yazı serüveni tamamlanmıştı: “iki bayram arası” bereketi oldu bendeniz için… Bir, Lokman Kurucu’nun Ne Güzel Suçtur Öfke kitabını inceleyip yazmıştım, bir de, nicedir bekleyen “Teneke Yazı dosyam kitaplaşmıştı. Şimdi kitap dağıtımda… Bundan sonrası ilgiye bağlı: okunur ya da unutulur gider, birçok benzer şiir kitabı gibi…  Talep, beğeni, yorum, eleştiri evresine kalır sonrası… Kaldı!)

İkinci parantez:

(Lokman Kurucu’nın Ne Güzel Suçtur Öfke’sini okuyup yazdıydım ama metni gözden geçirip yayımlamamıştım. Biraz daha çalışıp düzeltmeler yapacaktım. Yaptım da!

Okurken çıkarılmış notları da alarak ikinci kez yolculuğa çıktım. Kurban bayramı tatilinde, Ağustos 2019’da Bulgaristan’a gittik. Bir haftalık gezide, yazıyı gözden geçirip yayımlanacak duruma getirecektim. Tekrar okuma, metnin şiir alıntılarını karşılaştırma derken, Sofya’ya ulaştık… Daha doğrusu Sofya’nın kış tatili ve kayak tesisleriyle ünlü Bansko şehrine vardık. Konakladığımız Skabrin Hotel’de toparladım metinleri… Çarşıya yakın, şirin bir hotel; “Skabrin”. Sımsıcak bir aile hoteli… Önünde ve arka tarafında bahçesi olan, yeşillikler arasında, restore edilmiş bir “eski ev” / bina, konaklama adresi, ev otel; “Aile Hoteli” diyorlar… Hotel yöneticisi, (sahibesi aynı zamanda) Katerina Skabrin hoşsohbet, güler yüzlü bir hanımefendi… Akşam yemeğimizi, ön bahçede, o küçük ama yeşillik harikası ortamda yedik. Sofra kurmamıza yardımcı oldu ev sahibesi Katerina Hanım… Neşeli ilgisiyle takdirimizi, güvenimizi kazandı. Sonra, davetimizi kabul etti, soframıza dahil oldu. Akşam sohbetimize eşlik etti sağ olsun.

Pirin dağının eteklerine yerleşmiş Bansko şehri ve köyleri harika! Yeşilin, sarının, morun, lacivert ve kırmızının, turuncunun renk cümbüşü, büyülü, unutulmaz bir doğa tablosunu oluşturmakta adeta…

Ağustos’un 15. günü, eşyamızı topladık,  arka bahçeye bakan 203B nolu odayı boşalttık ve Hotel Skabrin, Bayan Katerina Skarbin ile vedalaştık: İşletmeci – ziyaretçi taraflar olarak gayet memnun ve mutlu ayrıldık birbirimizden.

Bursa’ya, Mudanya’ya eve döndükten sonra, bilgisayarda son okumalarla uğraşırken alıntı kaynağına bakmam gerektiğinde anladım ki Ne Güzel Suçtur Öfke kayıp! Kitap bir yerde kalmıştı! Ama nerde? Sondan geriye doğru, konuk olunmuş hotellerle konuştuk, yazıştık internet teknolojisi sayesinde… İnternet marifetiyle, kitabın içindeki el yazısı notlarla birlikte, Bansko’da Skabrin Hotel’de olduğunu öğrendik. Meğer Lokman Kurucu’nun Ne Güzel Suçtur Öfke’sini orada bırakmışım. İkizim Fikri’nin Katerina Skabrin ile kurduğu iletişim sonucunda, kitap postayla gönderildi. İki hafta içinde ulaştı adresimize. Katerina Skabrin Hanım’a teşekkür ettik elbette… Sağ olsun, kısa sürede Ne Güzel Suçtur Öfke’yi ve içindeki not pusulalarını ulaştırdı. Yazıyı son bir kez gözden geçirip çinikitap’ın 57. sayısına (Kasım – Aralık 2019)  gönderdim. Böylelikle uzun bir okuma-yazma süreci tamamlandı. Nisan’dan Ekim’e değin kilometrelerce yol ve altı aylık zaman kat ettikten sonra “Teras Okumaları” dizisinin altıncı bölümünde yerini aldı…

Bir kitabı daha okuduğumu kanıtlamıştım kendime… Bir bakıma belgelemiştim, anılar kütüphanesinin raflarına yerleştirirken… İnsan, kitaplarda kendini bulurmuş diyenler haklı! Okumak ‘şimdi’yi kolaylaştırmak için ne denli isabetli ve bereketli bir seçimse o denli de “sonra”sı için belge üretme eylemiymiş. Uçup yiten zamanı değerli kılmak bakımından da anlamlıymış. Harcanmış saatleri unutulmaktan koruyan, cevher hasadı gibi bir etkinlikmiş meğer okumak! Kişinin anılar hanesine eklenen kitap keşfiymiş.)

Mudanya, Ocak 2020

LOKMAN KURUCU DİYOR, HÂLÂ HER YERDE: NE GÜZEL SUÇTUR ÖFKE

Lokman Kurucu ile yüz yüze görüşmedik. Adı, “Kaos Çocuk Parkı” girişimiyle birlikte duyuldu,  tanındı. Dijital medyada ve şiir, edebiyat çevrelerinde, şair, müzisyen, sanat aktivisti kimliğiyle öne çıktı. Farklı, özgüveni yüksek sesiyle dikkat çekti. Haklı olarak sosyal medya ezberletmesine maruz kaldı, uzun süre… Paylaşımları, yorumları ve diğer yapıp ettikleri adını çok yönlü sanatçıya çıkardı denebilir. Şarkı-şiir ve yayıncılıkla sürdürüyor yolculuğunu…  Edebiyat, beste, düzyazı, söyleşi,  şiir ve kitap kavramları dile geldiğinde “Kaos Çocuk Parkı”nın da telaffuz edildiği anlaşılmaktadır artık. O denli özdeşleşmiştir Lokman Kuru adıyla KÇP ve Dip üretim etkinlikleri… Asi (protest) çıkış ve gerektiğinde entelektüel karşı duruş, sözünü sakınmayış, övünülecek “suç” türlerini, övünecek suç eylemleriyle koşut gündeme taşımıştır. Tümü, söylemine çeşni katmakla işlevli ve de ilginçtir! Anlaşılmamayı ya da yanlış anlaşılmayı göze almıştır… Zaten, Ne Güzel Suçtur Öfke  (KÇP Yayını, Mart 2019) ile “Cinnetçekim” hallerini merceğe tutmaktadır Lokman Kurucu; “derimi sıkıyor hayat” derken.

Şiir dünyası için değil belki ama müziğin görkemli uzayı, itiraz mesajının insanlara, öncelikle gençlere ulaşmasını önemser. Sanatı uğruna Don Kişot’luğu üstlenmiş bir çağdaşımız o… Daha da ilerisi, ekonomik anlamda “Kamikaze” eylemciliğini, yani “harakiri”yi göze almış bir gözü/gönlü-kara yurttaştır Lokman Kurucu. Kitap üretme ile okura doğru yolculuk etme misyonunu üstlenmiş. Kendince, sınırları sınırsızlığa doğru zorlayandır. Risk, yani tehlike göğüslemekten kaçınmayan bir kalemşor, öncelikle… Yüksek hayat gerilimine rağmen hayattan aldığı birikimle çıkmış sahneye. Edebiyat ve ağırlıkla şiir yayıncılığı kulvarında mesafe kat etmektedir, şimdilik… Sonrası geleceğe eklemlenecektir elbette… Özetle sanat için koşan, koşuşturan bir ‘marka’ şahsiyet Lokman Kurucu adı… Onun Ne Güzel Suçtur Öfke kitabındaki söylem ruhu, eylemci kişiliğiyle örtüşmektedir denebilir rahatlıkla… Çünkü şiir kahramanının geldiği yer köy… Köy demek yoksulluk, kimsesizlik ve umutsuzluk demektir, bilindiği üzere. Öyle ki şair “Orda Bir Köy Yok Uzakta” diyerek ‘rest’ dilini göstermiş:  “görmediğimiz köyde / ana yara baba kabuk / rahimler dolmayacak bir daha //  gitmediğimiz görmediğimiz o köyde / acı cenin yazı çocuk / zaman kefende // gitmesek de görmesek de / bizim olan köyde / tarih gömüldü yalanlar elde” (s. 80) dizeleri örnek olarak okunabilir… Uğruna özlem türküleri yakılan geçmiş dönemin güzel köyleri ne yazık ki gençlerin gurbete çıkmasıyla modernizmin ve teknolojinin kaosuna sürüklenmiş. Terk edenler yaşlanırken ve dönmezken… Politikanın ve her türden kapitalist (anamalcı) sömürünün hışmına bırakılmıştır. Lokman Kurucu’nun “öfke” dilini o bağlamda çözümleyebilecektir okur. Kent cehennemini, yani sokaklarını dolaşan söylemine eşlik ederek…

Lokman Kurucu’nun Ne Güzel Suçtur Öfke içindeki şiirleri, dayatılanı reddediş manifestosu, bir bakıma kaderi yargılama beyanıdır. Altı çizilecek öğeler; varoş, sokak, çarşı, kaos sahnelerini barındırır. Sonuçta, kötülük uzayına düşmüşlerin derdini anlayacak okura seslenmektir amaç. Dertli bireye, en “…güzel suçtur öfke” yargısını benimsetmek üzerine, özellikle yazılmış sanki… Yazılmışsa, hayat gözlemlerden, notalardan ibaret; “bilmez miyim / yıldızlara bakmalı / yıldızları sevmeli / yıldızları tanrı’nın / çörekleri bilmeli” (s. 27) diyen “betonda eylül ölüsü”dür! Çekincesiz itirazla, net yaklaşımla, berrak ifadeyle verili olana ‘isyan’ izleği, şiirin omurgasını oluşturmalı Lokman Kurucu’ya göre. Onun şiir kişisi bunu bilir, “delik deşik olur patiklerinden taştığımız ülke”de “kurak dünlerde gezeriz çırılçıplak” dizelerinin sırtındadır umutsuzluğun yükü…  Çelişkilerin, haksızlıkların, hilekârlıkların her odağından kaynaklı acı… Ezilmişliğin hissedildiği, “sokakları yokluk / yokluğu kıyamet dolduran / memur bir iblistir” (s.13) gerçeklik. İtiraz imgesi “iblis” kavramıyla egemen kılınmış ve karşı ses bilinci ile başta Tanrı ve türevi Erk simgelerine, mitlere, dogmaya saldırmaktadır. Sorgulamaktadır, sözün keskin yüzüyle hem de… Yıkıcı “yokluğa!” işaret parmağını yönelterek.

Lokman Kurucu, dilin ‘protest’ gücünü kullanmaktadır “öfke”yi şahlandırırken. Şiirin yatağı, değişmez yoksulluk ve haksızlık ırmağını anlatır;  “kara kızıl nefretimiz!” diye özetlenmiş öfke hep delidir. Oysa dipdiridir yaşama arzusu ve bilinci; “sen uyurken oyuncaksız kalan azrail / derin efkâr dağıtıyor karanlığa / şimdi hayat daha geçilmez be çiko /daha büyük kara kızıl nefretimiz” (s. 17) dizelerinin naklettiği kıyamet belirtisine rağmen. Kentli, sokaktan mağdur insan dünyasını kavrayış etkinliği, söylem boyunca akıp gider… Yankıyla, hiç sönmeyecekmiş bir alaz dağı vadilerince akıp gider. Denebilir ki kendine yardım edemeyen bir tanrı ile hesaplaşma, dilin, aklı kılıç kılmasıyla olanaklıdır ancak! Şair, Tanrı kavramını da ironiye araç kılmış öylece…

Toplumsal yapının alt katmanından ayrıntılar resmetmiş, Ne Güzel Suçtur Öfke ile Lokman Kurucu. Onun şiirinde, güçsüzlüğe yanıt arayışı kılavuzluk eder okura; yoksulluk bir tür seçim mi ki insan evladı yoksullukta öğrenilecek / övünülecek bir anlam bulsun? Bulamaz! Sahteliğinden vicdansız ve güçsüz kalmış Tanrı kavramı, iyiliğin hamisi olabilir mi? Hayır! Şiirdeki kavram dünyanın aynasıdır. O nedenle: ‘Tiran, Zalim, Despot, Faşist’ kavramları ile eşanlamlıdır masaya yatırılırken. Sokaklarda da anlaşılacak bir kıyamet şarkısı nasıl söylenirse öyle? Varoluş kaygısını, insani uğraş notasını, nakaratını özgürlük kılmış şair, çağının farkındadır. Gerçek: Yoksulluk, maddi felaket, çaresizlik, tüm sefalet izleri insafsızlıkla büyütülmüştür daima. Yaşam alanını doldurmak da gerçekliğin borcu değil mi? Lokman Kurucu’nun söylemini kuşatan sisli imge tam da o manzarayı, kaos ve kahır sahnelerini gösterir. Sokak, sahnenin ortasındadır orada… Sokak ses ve söz için buluşma, vuruşma ve haykırma alanıdır: “ruhum, şarkı ol günler cinler saçan! / coşkusunda demir rüzgâr / kezzap denizleri, şimşekli kapkaççılar” (s. 14) dizeleri sefalete gönderme değil mi? Meydan okumanın şiiridir “jilet” ya da “kokuşmuş kapital”a, anamal düzenine karşı isyan göndermesi… Bilinir ki “şehir çöplüklerinde martı leşlerini siyaha boyamak” düşüncesi ürperticidir. Sokaktakinin sokağa bakışı kendine özgü; “sevdin / sonra dönüp aynaya mı baktın / tanrı’yı mı gördün, tanrı’yı mı gördün / “ben de Sezar” dedin ve gittin” (s. 33) dizelerinin bitişinde “sokaklara / yani şu yalnızlığıma / gökyüzü emdireceğim” demesi örnektir. Özetle; “Cinnetçekim” koşullarını anlatır Ne Güzel Suçtur Öfke sayfaları.

Lokman Kurucu’nın bulduğu varoluş gerekçesi; “İmge ile sulanan karanlığım dediği” (s. 74) tarihe not düşmektir. Çağının düşünsel çıkmazlarını kurcalamak bakımından önemli bir izlek, cennete misilleme tanımıdır “cinnet” ve “çekim”! Somut veriler, yıkım, yok ediş gibi öğeler, gerçeği şiire taşımak adına kullanılır… Kentle özdeşleşmiş, karabasana kilitlenmiş coğrafya; “Gitmesek de görmesek de / bizim olan köyde / tarih gömüldü, yalanlar elde” (s. 80) dizelerinin işaret ettiği “Araf”tır aslında. İşlev amaca yönelik, anlaşılmalı, “Orada bir köy yok uzakta” şiirinin göndermesinden… Kentle, köyle ne çok şey anlatmış şair! O minvalde gerçekliğe vurgudur söylemin özü! Köylerin acı çekme sınırı ya da tarihe iz bırakma biçimi ve sonucu üzerine düşündürür okuyanı. Lokman Kurucu şiiri kentlidir zira… Hatta yeraltını imler, kent kirini ve şiddetini… Çünkü herkesin kentli olduğu çağın kesitidir karelerde akan; insanlığın geçmişinde bir köy vardır, bir yaralı köy, bir yıkılmış köy, bir boşalmış köy, bir göç vermiş ve kin yüzünün bulutları altında yok olmuş köy… Her bireyin anısı bir köy… Her bireyin acılı bir köy resmi vardır geçmişinde. Sonuçta kent ve sokakları bağlamında Ne Güzel Suçtur Öfke ile hayata dair gerçekler söylenmiştir. Zamana perçinlenmiştir söylenenlerle ve iş okunmaya kalmıştır!

Sofya, Bansko, Ağustos 2019

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ