Ece Apaydın’ın “Ben Salome”si üzerine…

Tugay Yazıcı

Ece Apaydın postmodern bir şair. Sözcüğü gerçeği anlatmak için kullanmıyor, bir gerçek yaratmak için kullanıyor. Dilin olanaklarını sınırsızlaştırıp bu sınırsızlıkta şiirini büyütmüştür.

Bir şiirin inine hemen ulaşmak şiiri cazibeli kılmıyor. Şiir kendisini hemen okura teslim etmemesi gerekir. Şair okura zorluk çıkarmalı, kuru ve açık bir anlatımdan her zaman kaçınmalıdır. Okurken Apaydın’nın şiiri de emek, dinginlik, çaba gerektiren bir şiir. Okurken çaba gerektiren bir şiirin şairinin yazarken çok sancılar çektiğini düşünüyorum. “Ben Salome” bir çırpıda okunup bitecek bir kitap değil. Bu nedenle ben de sindirmeye çalışarak okudum.

Apaydın’nın şiiri kapalı bir şiir olmasına karşın okura açık kapılar bırakıyor. Şiirde otorite yok bu nedenle okur şiiri beninde yeniden yaratma imkânı bulabiliyor. Okur yönlendirmeye ve açık bir anlatıma maruz kalmadığından şiire yeni bir soluk getirebiliyor. Apaydın’nın şiirinde özgürlük var, dizelerde okur özgürlüğe bürünebilir. Bununla birlikte şiirlerini okuyan eğer bir şair ise ilham alıp şiir yazma gücü bulabilir. Bazı şairler vardır şiirleri şiir yazdırır örneğin Ece Ayhan gibi. Apaydın’nın şiiri de şiir yazdırır.

Sıra dışı, az kullanılan sözcükleri şiire kazandırmış. Bu sözcükleri şiirde sırıtmadan kullanabilmiş ve ses özellikleri şiire iyi bir ahenk katmış; “ispanyolet”, “kukuleta” gibi. Bununla birlikte mikroskobik canlılardan tutun uzay geometrisine dair sözcükler var. Apaydın’nın dizeleri aracılığıyla mikroskobik bir yolculuktan uzay yolculuğuna katılabilirsiniz.

“Hadi öldün. Doğmadan öldün ve neden canımın paralaksında yeniden can buldun?”

Bu durum aynı zamanda şiirini evrensel kılıyor. Dizelerinde tiyatro, heykel, müzik, biyoloji, geometri gibi alanlardan terimler, bilgiler var. Bu da Apaydın’nın donanımlı olduğunu gösteriyor.

Apaydın’nın dizlerinde gerçeğin peşinden gidiyor ve sanki bir gerçeği şiirle gerçekleştirecek.

“Bir ölüm gibi gerçekleşen bu şiirde”

Bazen şiiri ölümle, sonla var etmeye çalışıyor veya ölümü şiirle yaşanabilir kılıyor. Şiir yazarken çektiği sancıları şiire bulaştırıyor. Şiiri hiçlikle savaşının kesikleri ile doludur. Apaydın’nın insanın hatırlayabildikleri kadar var olduğunu sezdiriyor şiirlerinde çünkü hiçlikle baş edebilmek zihinsel bir direnç gerektirir.  

“Uzakta. biz kayalara ayrılacağız-bir kavrama olarak anılara asılı”

Noktalama işaretleriyle ve dize bitirişiyle kesik kesik akar Apaydın’nın şiiri. Çünkü yaşamın atardamarından yazmaktadır ve bilinçaltı ormanı sızmaktadır dizelerine. İnsanın bilinçaltıda kesik kesiktir. Yeni sözcükler türetiyor. Örneğin “Ömürge”; bu sözcük sanki insan ömrünü omurgasında bir saat gibi taşıyan bir varlık hissi bırakıyor bende.

Her dizeyi bir imge kurmak uğruna harcamıyor Apaydın. İmgenin zamanını bekliyor böylelikle zamanında oluşan imge tamamen organik oluyor. Uzak kavramları bir imgede buluşturabiliyor ve zıtlıklar arasında solucan delikleri buluyor. Bu da imgeyi daha güçlü ve çarpıcı kılıyor.

“Mutluluk kırık bir koltuk değneği”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ