Aşkın, umudun, barış ve kardeşliğin sesi… Nebih Nafile ile Söyleşi..

Hazırlayan: Yonca Yaşar

Şair, öykücü, müzisyen, radyo programcısı, kültür sanat emekçisi, öğretmen ve üç çocuk babası…

Sayarken, yazarken insan bir durup bakma isteği duyuyor. “Bir şey unuttum mu” diye… Nebih Nafile hakkında bir yazı yazan herkesin başına gelebilecek bir durum bu. Yaşamını paylaşarak, üreterek güzelleştiren, sanatı yaşamın merkezine koyup attığı her adımda yaşadığı coşkuyu başkalarına da hissettiren bir sanat insanı Nebih Nafile…

Hatay’da yerel bir gazetede “Güneş Hepimiz İçin” adıyla  yürüttüğü kültür-sanat-edebiyat söyleşi sayfasının yanı sıra, yine aynı gazetede “Antakya’dan Dünyaya Açılan Pencere” adıyla şiir köşesi ve radyoda “Umudun Sesi” adlı bir programını hazırlayıp sunan Nebih Nafile, 2018’den beri Kültür Kentleri Birliği Hatay İl Temsilciliğini de yapmaktadır.

Pandemi koşullarında da hız kesmeden sürdürdüğü yoğun çalışma temposu içerisinde bizi kırmayıp sorularımızı cevapladığı için okurları adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.

  1.  Şair ve yazar kimliğinizin yanı sıra müzik çalışmalarınızla da tanınıyorsunuz. Bize kendinizden bahseder misiniz? Çalışmalarınız ne zaman ve nasıl başladı?

İncelikli yüreğiniz için teşekkür ediyorum. İnsanın kendisinden söz etmesi ne kadar zor olsa da kaçışım yok galiba. Müzikle tanışıklığım, henüz kasetlerin yer aldığı ve basit bir kaset çaların bulunduğu bir dünyada babamın, özellikle Aşık Mahzuni Şerif türkülerini dinlemesiyle başladı. Sonra lise zamanlarımda, şimdilerin öğrenci bağlaması dediği bir düzeyde bir bağlama hediye etmişti bana. Ancak etrafımda enstrüman çalan yok, bu işi öğretecek yaygın pek kimseler yok. Öylece duvarda asılı kaldı o bağlamam uzun bir süre. Zaman zaman elime alıp hâl hatır sorduğum olmuştur elbet. Ancak akort yaparken ya teller kırılırsa diye bozuk akortla çok çaldığım olmuştur. Tel kırılırsa yenisini alamayacaktım ya da çok zor alacaktım. Üniversite eğitimim için Ankara’ya gittiğimde etrafımda eli bağlama tutan türkülü yürekler çoktu artık. Kulaklarımda nüvesi kalan türküleri yavaş yavaş akortlu ve üstelik kaliteli bağlamalarda çalmayı deneyebiliyordum. Ödünç bağlamadan sonra harçlığımla aldığım ilk bağlamam Ankara’dan. Farklı bağlamalar satın almama rağmen ilk bağlamamı halen gözüm gibi koruyorum.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Antakya doğumluyum. 1992 de başladığım öğretmenlik görevimi devam ettiriyorum. Öğrencilerimle sınıfta bulunmak, atölyede üretmek en güzel keyiflerden birisi. Mektuplarımda, günlüklerimde, askerde küçük küçük kağıtlara yazdığım şiir dörtlükleri ve okuduğum kitaplar belleğimi besledi. Daha sonraları yazmaya başladım.

  • Covid 19 salgın hastalık, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gündelik yaşamda kısıtlamaları, uzaktan uzağa maskeli yaşanan bir dönemi beraberinde getirdi.  Uzun süreceği tahmin edilen bu süreç hakkında neler söylemek istersiniz?  Pek çok sanatsal etkinliğin iptali sebebiyle olumsuz yansımalarını hissediyor olsak da uzun vadedeki etkisi nasıl olacak sizce?

Sanırım en çok sanat etkilendi. Bununla birlikte özellikle küçük ölçekteki işyerlerin mecburen kepenk kapatmasıyla ekonomi büyük bir çöküş yaşadı. Dolayısı ile hepimizi çok ciddi bir şekilde olumsuz etkiledi.  Dünyanın tüm insanlarını etkisi altına alan Covid 19 salgını biteceğe pek benzemiyor. Sanırım onunla birlikte yaşamayı öğrenip, ona yakalanmamak için mücadele edeceğiz. Bu arada bizleri de uzaktan alışverişe alıştırdılar. Bir nevi yeni dünya düzeni diyorlar. Bu süreç bana çok yaradı diyebilirim. İkinci çocuk hikayeleri dosyamı bitirdim. Her hafta, Özyurt Gazetesi’nde tam sayfa olarak yayınlanan, sanat, edebiyat ve bilim alanında kendi dallarında uzman dostlarımla uzaktan uzağa söyleşilerim devam ediyor.

  •  2005 yılında yayın hayatına giren ilk şiir kitabınız olan “Umut, Yaşam, İnsan” ‘dan sonra yayınladığınız beşinci şiir kitabınız olan “Gecenin Resmi” 2020 yılının Mart ayında okurlarıyla buluştu. “Aynı değil/su, aynı değil/ekmek, aynı değil/insan, aynı değil…”dizeleriyle başlayan şiirinizde vurguladığınız değişim hakkında ne demek istersiniz? Sizde en çok iz bırakan değişim ne oldu bu süreçte?

Belirli bir yaştan sonra eskiye özlem olduğu söylenir. Ancak ben eskiyi daha samimi, daha gerçekçi, paylaşımcı ve doğal olduğu için seviyorum. Köyde yaşamadım ancak akrabalarımın büyük çoğunluğu Aknehir köyünde yaşıyorlar. Bulgur kaynatma, buğday hasadı, tarla sürme hep birlikte yapılırdı. İnsanlar birbirlerine daha çok yardımcı olurlardı. Ektiğiniz tohumun buğdayı, unu ve dolayısı ile ekmeğin tadı da daha iyi olurdu.Bu süreçte ben kendi şiir dosyamı ertelemiştim. “Gecenin Resmi” şiir kitabım sizin de ifade ettiğiniz gibi okurlarıyla buluşması 2020 Mart ayını buldu. En büyük değişim teknolojiye çok hızlı bir giriş oldu ve hızı kesilmeden hepimizi tutsak etti.

  •  “Güneş Hepimiz İçin” başlığındaki gazete sayfalarındaki köşenizde ve “Umudun Sesi” isimli radyo programınızda sanata gönül vermiş kıymetli isimleri taşıyorsunuz. Yakın zamanda da yine gazetede “Antakya’dan Dünyaya Açılan Pencere” olarak imgelediğiniz “Şiir Köşesi” oluşturdunuz. Coğrafi sınır gözetmeden size ulaşan şiirleri yayınlıyorsunuz.

Yazarların bile birbirlerinin kitabını okumadığı, insanların kendi ürettiğinin dışında gerçekte diğerinin ne yaptığıyla ilgilenmediği bir ortamda bu çalışmaların sizi okur gözünde çok daha özel bir yere yerleştirdiğine inanıyoruz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Paylaşmayı seviyorum. Ekmeği, tuzu, yaşadığım zamanı ailem ve dostlarımla paylaşırken, üretilen güzellikleri daha farklı kitlelere ulaşması konusunda yardımcı olmaktan dolayı çok keyif alıyorum. Paylaşırsanız yaşam anlamlaşır. Neyi, nereye götüreceğiz? Edebiyat ve sanat dünyasında çok anlamsız kıskançlıkların olduğunu görüyorum. Bazıları yıkıcı ve kırıcı oluyor. Güzel gördüğüm bir şeyi kıskanmaktan ziyade daha iyisini ve farklısını nasıl yapabilirim düşüncesi hakimdir bende. Yıllar önce 3-4 kişi ile başladığımız içtenlikli “Antakya’da Edebiyat ve Sanat” toplantılarımızı gün geldi salonlar sığmaz oldu. Buna en yakın şahidim başından bu yana bir an olsun beni yalnız bırakmayan Duran Yaşar ağabeyimdir. Bana ulaşan her kitabı mutlaka okurum, radyo programlarımda dinleyicilerime tanıtırım.

  • Ahmet Yesevi Üniversitesi Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde yer alan ve şiirleri tez çalışma konusu olmuş bir şairsiniz. Yaşarken her şaire nasip olmayan bu gelişmeler sizi nasıl etkiledi?

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü başlangıçtan günümüze kadar Türk edebiyatına ait şair ve yazarların biyografilerini modern biyografi anlayışına göre ele alan bir çalışmadır. Prof. Dr. Fatih Sakallı’nın tez danışmanlığını yaptığı Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi İbrahim Gündoğdu Eylül 2020 itibariyle Hataylı şair-yazar, müzisyen “Nebih Nafile’nin Şiirleri Üzerine Bir İnceleme” adlı yüksek lisans tezi akademik dünyadan güzel bir onur. Öncelikle çok heyecanlandığımı belirtmek isterim. Bulunduğum yerden daha ötesine sağlam adımlarla yürümek için daha dikkatli olmak zorundasınız.

Bu anlamlı çalışmalarda bana yer veren kıymetli dostum Prof. Dr. Fatih Sakallı’ya teşekkür ediyorum.

  • Son kitabınızdaki  “ …. yazdıkça, okudukça, yaşadıkça /yürek bahçem hep bahar /bazen diyorum kendi kendime/ koşmayayım bu kadar hızlı/okumayayım bu kadar türkü/sus, diyor yüreğim/yorgunluklar olmasa/ ne olurdu dinlenmenin” dizlerinde pek çok cevap saklı olsa da; yine de sormak istiyorum. Özellikle bu zorlu zamanlarda üretim heyecanınızı besleyen unsurlar hakkında ne söylemek istersiniz?  Şiirinizde dile geldiği gibi gerçekten de  “kendinize bazen bu kadar hızlı koşmasam” dediğiniz oluyor mu?  Yolda ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Uzun bir süre Türkiye Edebiyatçılar Derneği Hatay Temsilciliği görevimi, gerçekleştirdiğimiz sayısız etkinliklerde sürdürdüm. Haziran 2018 tarihinden bu yana Kültür Kentleri Birliği Hatay il temsilcisi olarak sanat ve kültürel etkinliklere devam etmekteyim. Yardım isteyen her yazar arkadaşımızın kitap tanıtımını başarıyla el birliği ile gerçekleştirdik. Yazmaya gönül vermiş genç arkadaşlarımıza elimden geldiğince yol gösterdim. Özellikle Hatay’da gerçekleşen kitap fuarlarında yazar arkadaşlarımızın stantlarda istedikleri gün ve saatlerde bulunmaları konusunda çok yoğun çalışma gerektiren programları üşenmeden yaptım. Kendi etkinliğine bile geç gelen yazar arkadaşlar tanıdım. Bu gibi durumlarda insan bir durup yaptıklarını gözden geçiriyor. Yine de her arkadaşımın işine koşmaktan kendimi geri alamıyorum.  

  • Şairlerin, yazarların genellikle  tek başınalığı tercih etmeğe eğilimli olduğu gerçeği ile ters düşen bir durumunuz var. Yaşamını sanat üzerine kurmuş, yazdığı gibi yaşayan bir öğretmen ve aynı zamanda müzisyen evlatlara sahip babasınız. Öğrencileriniz ve aileniz için ayrıcalıklı bir özellik taşıyan bu durum sizin açınızdan nasıl görünüyor?  Zamanınızı nasıl planlıyorsunuz? Nasıl yetişiyorsunuz onca işe? 

Sadece “sevmek” diyorum. Daha önce görev yaptığım okulda “şiir ve türkü” kulübünü Canan Başkaya öğretmen arkadaşımla gönüllü olarak kurulmasına vesile olmuştum. Daha sonraları şiire, müziğe gönül vermiş arkadaşlarımız da destek verdiler. Sıra dışı şiir ve türkü etkinliklerimizde öğrenci, öğretmen, veli, hepimiz omuz omuza, yürek yüreğe emek verdik. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimizin neredeyse tamamı YouTube sosyal paylaşım sitesinde mevcut. Bu etkinliklerin hazırlık aşamasından sunumuna kadar tamamında sevgili eşim, çocuklarım genelde yanımdaydılar. Dolayısı ile hepimiz farklı keyifler alıyoruz. Ankara’da yaşayan müzik öğretmeni kızım var, oğlum Merih, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı bölümünde eğitim görmektedir. Küçük oğlumuz Ekin bilişime meraklı ortaokul öğrencisi. Zamanımı özellikle planlamam. Önceden yapılacaklar vardır ve zihinde yer almaktadır. Zamanı geldiğinde yapılıyor. İstemek, sevmek, inanmak gerekir. Onca işe nasıl yetiştiğimi inanın ben de bilemiyorum. 

  • Bir şiiri tamamlamak mı, bir türküyü bağlamanın telinde coşturmak mı veya türküyü kalabalıkla birlikte söylemek mi? Seçim yapmanız gerekirse hangisini seçerdiniz?

Türküleri her zaman için kalabalıkta, dost meclisinde birlikte söylemek çok keyif verir. Bir şiirin tamamlanması yeni türkülerin dostlarla söylenmesi demektir. Bağlama çalıp, türkü söylemek birçok güzel duygunun yüreğinizin döşünü kabartmaya yeterli olacaktır.

  • 2020 yılı zor bir yıldı ve dünya neredeyse ilk defa yeni yılı karşılamanın sevincinden çok her anlamda zorlu geçen bir yıldan bir an önce kurtulmanın telaşındaydı. Yine de yeni başlangıçlar, insanda kaçınılmaz olarak olmasını istediklerine dair umutlu bir heyecan demek. Gelecek günler için planlarınız, projeleriniz nedir?

Yaşama sevincimi hiç yitirmedim desem yeridir. Ancak korona virüs salgını nedeniyle kaybettiğimiz dostlarımız, yakınlarımız beni ciddi bir şekilde üzdü. En yakınlarına sarılamadan, vedalaşmadan toprağa verilen insanlar için ailecek için çok üzüldük. Bu yaşadığımız salgın süreci plan yapmanın anlamsızlığını gösterdi. Sürekli bir değişim ve gelişim içindeyiz. Zamana ayak uydurmak ve yaşama anlam yüklemek için mümkün olduğunca okumak gerekir. Sevdiklerime her zamankinden daha çok zaman ayıracağım. İmkanlarım el verdikçe seyahat etmek istiyorum.

  1.  Sizinle söyleşi yapmak üzere hazırlık yaparken başta da söylediğim gibi karşılaştığım zorluklardan biri de yöneltilecek soruların hangi konu özelinde olmasına karar vermek oldu. Üretimde bulunduğunuz her alan; müzik, şiir, radyo programı, söyleşiler, öğretmenlik hayatınız kendi özelinde ayrı bir söyleşi konusu olmayı hak ediyor. Soramadığımız pek çok konu hakkındaki eksikliğimizin farkında olarak ve bu çerçevede hoş görünüze sığınarak sonuna geldiğimiz söyleşimize eklemek istedikleriniz var mı?

Öncelikle size teşekkür ediyorum. Yaşamın akışı içinde anne, iş kadını ve yazar yönünüzle yaşam da ben de varım dediğiniz için sizi kutluyorum. Sanatın yaşam sevincini çoğaltacağına olan inancımızla aşkın, umudun, barışın ve kardeşliğin sesi olmaya devam edeceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ