Cevat Çapan Okyanusunda Kuzeye Giden İnce Yol

  • 01 Ocak 2021
  • 108 kez görüntülendi.

Hakan Cem

Dağın eteğinde/onlardan habersiz/eskimeyen ay ışığı

Doğmakla ölmeye başlarız! Yaşamın sabahı, olgun öğle vakti, hatta gün batımı… Bu derin demde elde ettiğimiz bilgi ve birikimlerin, kendimize saklamadan yaratttığımız güzelliklerin insanlığa bir yararı olursa, sadece günümüzde değil, bizden sonra gelecek olanların da kıymetle, saygıyla anacağı güzellikler olacaktır. Güzellikler! Tiyatro yazarlığı, çeviri, akademisyenlik, oyunculuk ve elbette şairlik. Dahası? Vardır! Sözü edilen bu güzellikleri kuşanmış, kendinden sonrakilere de ışığını sunan, ‘Dağın eteğinde/onlardan habersiz/eskimeyen ay ışığı’ bir isim Cevat Çapan.

Server Tanilli, Cevat Çapan’dan söz ettiği 19’5’1995 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki yazısının bir bölümünde: “ Heybesinde şiir atlası, bir diyardan ötekine dolaşıp duruyor. Tırmandığı dağ, aşmadığı ırmak, serilip dinlenmediği ova yok! ” diyor. Bu yazının kalemi de Cevat Çapan’a, şiirine, 1600’lerden, Japon Haijin  (Haiku şairi) Matsuo Başo’nun, heybesinde şiirlerle, patikalarından geçip tırmandığı dağdan, aştığı ırmakların serinliğiyle dinlendiği ovaların huzurundan, Kuzeye Giden İnce Yol’dan bakmak istiyor. Dünyanın anlamını, şiirinin yalın düzeni içine sığdıran, umutları açığa vuran, tüm nesnelerin birbiriyle ilişki içinde olduğunu gösteren bir yalın insanın yolundan…

Çapan’ın, Sevda Yaratan kitabında yer alan ve 14 dizeden oluşan İzinliler şiirinin, penceremden, 11. dizede, bir başka sanat disiplini, çok sesli müzik yapıtının armonik yapı çerçevesiyle, ait olduğu tonalitede son bulması gibi bittiğini görüyorum. Şiirin devam eden son 3 dizesi, Barok dönem ruhlarının kut sesi Johann Sebastian Bach’ın eserlerinde de olduğu gibi eserin varlığına iliştirilmiş bir sonlanış, bir armonik fiyonk gibidir; uçurtmanın allı pullu kuyruğu… Şiire devam edecek olursak, İzinliler, adeta Başo’nun yürüdüğü Kuzeye Giden İnce Yol’da pastoral bir tablo gibidir.

Çapan’ın, Sevda Yaratan kitabında yer alan ve 14 dizeden oluşan İzinliler şiirinin, penceremden, 11. dizede, bir başka sanat disiplini, çok sesli müzik yapıtının armonik yapı çerçevesiyle, ait olduğu tonalitede son bulması gibi bittiğini görüyorum. Şiirin devam eden son 3 dizesi, Barok dönem ruhlarının kut sesi Johann Sebastian Bach’ın eserlerinde de olduğu gibi eserin varlığına iliştirilmiş bir sonlanış, bir armonik fiyonk gibidir; uçurtmanın allı pullu kuyruğu… Şiire devam edecek olursak, İzinliler, adeta Başo’nun yürüdüğü Kuzeye Giden İnce Yol’da pastoral bir tablo gibidir.

Bir ağaç gölgesinde oturuyorlar,
yapraklarını dökmeyen bir ağacın gölgesinde –
konuşmadan, birbirlerine bakmadan.
Uzaktan
yokuşu tırmanan
bir kamyonun hırıltısı duyuluyor
öğle sıcağında.
Az sonra yola çıkacaklar:
geride kalacak yandaki ayazmanın serinliği.
Belki de hemşerilerinin sözünü ettiği
o hana varırlar gün kavuşurken

Dağın eteğinde
onlardan habersiz
eskimeyen ay ışığı

Yapraklarını dökmeyen bir ağacın gölgesi; konuşmadan, birbirlerine bakmadan yaşanan o gölgenin verdiği derin iç huzur… bu sırada, öğle sıcağında yokuşu tırmanan kamyonun hırıltısı… Besbelli yaz mevsiminin tam ortasındayız! Çapan adeta, Başo’nun kıymetlisi Haiku’nun olmazsa olmaz kurallarından olan Kigo’dan (Mevsim izleği; şiirde ‘yaz’ demeden, bizi tere batıran sözcük!) nefes vermekte. Şiirin devamında, onların gidişine rağmen doğadaki yerini koruyan, orda öylece kalan ayazmanın serinliği; şeylerin öyleliği… az önce oradan ayrılanlar, sözü edilen hana varacaklar gün sonunda! Şiir, ‘Müzik’ sanatı disiplininden bakılınca, çok sesli yapıtın ait olduğu ana tonda sona ermesi gibi, şiir de, ‘o hana varırlar gün kavuşurken’ dizesiyle sona ererken, sessiz sedasız ve hatta iddiasız, kendi halinde bir Haiku da önceden söz edildiği üzere, çok sesli müzik sanatında yer alan bir armonik fiyonk gibi gelip şiirin sonlanışına kuruluverir: “Dağın eteğinde/onlardan habersiz/eskimeyen ay ışığı” (…) Kuzeye Giden İnce Yol’dan ses veren Roland Barthes’da, Romanın Hazırlanışı I kitabında:

“ Evrenimizde bilgi ve toplumsal yaşamın fotoğraflarıyla varız.” diyerek, ânın belirlenmesi, şimdinin not edilmesi, denklânşöre basılan o kısacık ânda Haiku’nun, fotoğraftaki kadrajını duyurur. Barthes’ın dediği gibi, şiirin sonlanışıyla kadrajlanan, ruhumuzun derinlerine yansıyan, uçsuz bucaksız doğada zıtlıklarıyla ışıldayan ay ışığıdır… İzinliler şiiri, diğer şiirlerde de olduğu gibi ‘Doğa ve Doğallık’ ruhunun esintilerini taşır. Yine aynı şiir, Başo’nun, Kuzeye Giden İnce Yol’daki şiirlerinde olduğu gibi bizi, doğa ve doğallıkla saran, küçük şeylerde saklı umutları açığa vuran bir ruhla selamlar. İzinliler, Japon yazar Daisetsu T. Suziki’nin: …küçük olaylarla birdenbire içimizde uyanan, parlayıp sönen, geçici olan, kişiye özgün, öznel ve farklı bir duyguyu, bir gözlemi bir sezgiyi ruhsal bir algı ya da durumu dile getirir, söyleyişini de selamlamaktadır. Cevat Çapan, İzinliler şiirinde sessiz sedasız gelip şiire yerleşen o müthiş Haiku’yu, ‘Sevda Yaratan’ kitabının ilerleyen sayfalarında çoğaltarak, ‘Haiku Gibi’ başlığı altında filizlendirdiği pek çok şiirle de okuruna gülümser.

Yasakmeyve edebiyat dergisinin 62. sayısında yer alan dosya konusu ‘Şair ve Okuru’na, dergi editörü Gülce Başer’in Cevat Çapan’la yaptığı söyleşiye, kalemin okur kimliğiyle katılıyorum! Başer’in: “ Sizde şair özne çoklukla konuşan değil, ‘bu şunu söylüyor’ diyendir, İkinci Yeni şiiri, ‘ben’i hissettiren bir akımdır, ilk kitabınızın çıktığı dönemse, ‘ben’ şiiri dönemine gelinmiş, ve siz sanki o ‘ben’i ben söylemeyeceğim, der gibisiniz! ” yorumuna Cevat Çapan: “ Birlikte yaşamak benim için heyecan verici. Eğer insanlar birlikte yaşamayı başarabiliyorsa, aile, arkadaş grubu, topluluk olarak birlikte yaşamayı, belli bir uyum ve anlayış içinde yaşayabiliyorlarsa, bu bana güzel ve heyecan verici bir şey gibi geliyor.” diyor. Çapan, ‘uyum’ un önemine ilişkin de: “ İnsanların birbirlerini incitmemeleri, kırmamaları, birbirleriyle sevgi ilişkileri içinde yaşamaları çok önemli benim için. Sevgi konusunda da herhangi bir sınırlama olmamalı. İnsan olabildiğince cömert olabiliyorsa, kendini esirgememeli.” diyor. Şairin dünyasına, yine Kuzeye Giden İnce Yol’dan baktığımda: Doğa ve doğallığa önem veren anlayışını, insan sevgisi ve uyumun ruhunu sardığı gibi şiirini de saran sevecenlik ve birliktelik olduğunu izliyorum. Kuzeye Giden İnce Yol’da, Matsuo Başo’nun varlığına sinen “Sabi”de (Yalnızlık) kişi, düşünsel dinginliğe, huzura; kendiliksiz, kocaman evrenin kişiye aldırmayan kayıtsız bütünlüğüne girmekle, onun içinde erimekle ulaşır. Yine, Başo’nun varlığına sinen Şiori de (Sevecenlik) Çapan’ın yapısında yer alan ve okuruna yansıyan olarak görülür. Çapan, küçük şeylerin güzelliğine ulaşarak sesleniyor okurlarına! Bu da Kuzeye giden İnce Yol’da “Wabi” ilkesine denk düşüyor. Aynı yolda, ‘Şaire’ yansıyan “Fuga” (Hayatın süzülmesi) ruhu da Çapan’ın yaşamı ve doğayı duru bir duyarlılıkla kucaklaması olarak görülebilir.

Yasakmeyve edebiyat dergisinin dosya konusu ‘Şair ve Okuru’na dönersek, editör Gülce Başer’in: “Kendinizi en çok ne zaman şair hissettiniz?”  şeklindeki içtenlikli sorusuna, Cevat Çapan aynı içtenlikle: “ Bu sanki birtakım insanlarla aynı şeyleri düşündüğümüz hissettiğimiz anlar vardır ya hayatta. En çok o zaman şiirsel bir durum içinde hisseder insan kendini diye düşünüyorum. Yaşanan herhangi bir olay karşısında olayın yarattığı ortak bir duygu ortaya çıkabilir. Çocuklarınızla, başka yakınlarınızla yaşadığınız böyle anlar vardır. İnsan bu anları paylaşmanın heyecanıyla kendini şair gibi hissedebilir belki. Ama yalnızlığın yaratttığı şiirsel durumlar da olabilir.” diyerek cevaplıyor. Çapan, söyleşideki: “Ben şairim ve böyle yaşıyorum, dediğiniz de böyle bir an mı?” sorusu için de şunları ekler: “Böyle bir şey düşünmedim hiç. Daha doğrusu insanın en beklenmedik bir anda kendisini şaşırtan bir görüntü, bir ses sanki onun nicedir aradığı bir gerçeğin şimşek gibi çakarak karşısına çıkmasıyla da şiirsel bir yoğunluğa ulaşırsınız, onu dile getirecek sözcükleri bulabilirsiniz.”  Başo’nun sessize yürüdüğü Kuzeye Giden İnce Yol’a dönüyorum, şairin bu düşünceleri bana, Virginia Woolf’un Haiku için: “Gündelik küçük mucizeler…” ya da Roland Barthes’ın: “Karanlıkta apansız çakan kibritler.” deyişlerini anımsatır. Başo’nun yalın, dingin Zen bahçesinde toprakta gezinen tırmığın, apansız küçücük bir taşa çarpmasıyla ortaya çıkan o sese gizlenmiş şiirdeki Satori (Aydınlanma) hâli ya da şiirin, şairi, Kuzeye Giden İnce Yol’da, bilinci içeriksiz bir esrimeye neden şimşeğe savurması, bilincin kabuğunun kırılarak zamansız zaman da olması gibi Cevat Çapan’da okura, yalnızlığın yarattığı şiirsel durumları işaret eder. İlginçtir, sevgili Başer’in ‘Şair ve Okuru’ söyleşisi odağında okumalar yaptıkça, Cevat Çapan’la Matsuo Başo, Kuzeye Giden İnce Yol’da, kendiliğindenlik ve konulara yaklaşım adımlarıyla, sanki birliktelik yürüyüşünü sohbet etmekteler. Editör Gülce Başer’se söyleşisini, Kuzeye Giden İnce Yol’da bir yanında Matsuo Başo, bir yanında Cevat Çapan’la dinginliğin huzuruyla yapmaktadır. Ustaların arasında bir ara söze giren Başer, Çapan’ın hareketli yaşamına da işaret ederek, şairin sosyalliğinden, Karagöz oynatmalardan atölyelere uzanan hobilerinden söz eder. Çapan’ın, tatlı bir tebessümün ardından: “İnsanın ilgilendiği şeyler çok olursa, o ilgilendiği şeylerle verimli bir şekilde ilgilenmek istiyor. Diyelim sinemayla ilgileniyorsan, onun bir çeşit tiryakisi oluyorum. Yahut tiyatro gibi hele de dersini vereceksem, onu iyi öğrenmeye çalışıyorum. Daha doğrusu iyi bir öğrencisi olmaya çalışıyorum ilgilendiğim alanların. Bu da beni daha etkin bir hale getiriyor, o konularda bir şey yapmamı kolaylaştırıyor. İlgilendiğim şeye ilişkin bir heyecan, bir canlılık duyuyorsam, onun hakkını vermeye çalışıyorum. Bunun ortaya çıkmasının nedeni, bu işi tek başına değil, öğrencilerle yapıyor olmak. Bu da insanın gücünü ve görünürlülüğünü artırıyor.” dediğini duyuyorum. Çapan, Haijin Başo’yla adımladığı sohbete göndermeler yapmaktadır. Peşleri sıra gittiğim ‘İnceYol’da, Başo’nun, kulağıma fısıldayan sesi, bilinçdışının içini görebilme ânıyla Cevat Çapan’ın söyleyişlerini kucaklar gibidir: “ Çam ağacını öğrenmek istiyorsanız çam ağacına, bambuyu öğrenmek istiyorsanız bambuya gidin. (…) …konunuz ve siz bir olduğunuz zaman, zihniniz de kendiliğinden oluşacaktır, yani; konunuzda gizli gizli parıltılar ararken derin biçimde yoğunlaştığınız bir zaman.”  Çapan adeta, Daisetsu T. Suziki’nin de söylediği gibi bizi,  buradan alıp kentlerden çok uzakta olan dağ manastırına, orada meditasyona dalmış rahiplere, yaşlı ağaçlara, yabanıl dağçiçeklerine, ve hatta belki de bir dereciğin mırıltılarına götürüyor; açgözlülük, çekişme gibi insan durumlarından uzak, sessiz, dingin bir atmosfere taşıyor, okurunu.  

(…)

Cevat Çapan okyanusunun bir kıyısından eğilip alabildiğim suyu yeniden yeniden dinliyorum. Okyanusa yansıyan,“Dağın eteğinde/onlardan habersiz/eskimeyen ay ışığı” bir isim, Cevat Çapan. Sevgiyi, sevecenliği, uyumu, inceliği, doğa ve doğallığıyla, küçük şeylerin güzelliğiyle üreten, çoğalarak, içtenlikle çoğaltan…

Server Tanilli’ye selamla: ”İyi ki varsınız, Sayın Çapan!

(Bu yazı Kitap-lık dergisinin 198. sayısında yayımlanmıştır.)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ