Ravel Bolero / Partitür ve Cansever’in Şiirbolero’su

  • 27 Ekim 2020
  • 100 kez görüntülendi.

Hakan Cem

Her gün işine gider gibi şiirine giden şair! Çelebi, bir efendi adam. Sevecen aile ortamı kucaklamış çocukluğunu… Ablası Edibe Aykaç’ın anılarındaki deyişiyle, ‘çok hassas’ bir insan. İlkokul beş ya da orta ilk sınıftaymış Bursa’ya giden annesini özleyince yazdığı şiir; ah ki bir çocuk dergisinde yayınlanınca, duyulan sevinçle Edibe ablası: “Oy, kardeşim şair olmuş!” diyerek sarılmış kardeşine. Yıllar sonra, on yedi şiir kitabıyla modern Türkçe şiirin önemli şairlerinden olan kardeş de: “Sen bana söylemiştin abla!” diyerek sarılıp durmuş hep ablacağzına… Deniz tutkusuyla ıslak bir İstanbullu. İstanbul’un daha çok şehir hali, insan hali, kalabalığı ilgisini çekmiş. Dost sofralarına, rakı sohbetlerine tutkun, insan sevgisiyle dolu, çok küçük şeylere sevinebilen Cansever, evinin de yaşamla dolu dolu soluklanmasını istemiş… Gelinsin-gidilsin işte/dir sesi! İş ortağı Mösyö Jak: “Yapmacıksız bir insandı” derken, biricik kızı Nuran: “Çalışmaya oturacağı zaman tertemiz giyinirdi. Tıpkı, el yazısıyla yazdığı şiirleri yalnızca beyaz kâğıda işlediği gibi!” diyor. Şiirlerini hiç mi hiç saman kâğıda aktarmazmış! “Edip, uzun şiirler yazmasını severdi” diyor bir başka dost Melih Sezen ve ekliyor: “Edip’in ilginç bir yöntemi vardı şiirde. Bir kitap okurken hoşuna giden bir bitki, bir ağaç adı ya da kuşağa çok tuhaf gelen bir kelime bulduğunda onu hemen not eder, bundan bir dize yapıverirdi.” “Sonbahar, kış, sevdiği mevsimlerdir; ‘pastel renkleri’ severdi” diyen Mehmet Baydur’a göre eylül, ekim, kasım, Cansever’in aylarıdır. 1955 yılında Ankara’dan ayağının tozuyla İstanbul’a gelen şair Cemal Süreya’nın edindiği ilk dostlardan biridir de Cansever. Süreya: “Onun, boş zamanı olmadı ki şiirden!” diyerek söze giriyor: “Dünyada güzel şeyler olsun isteyen bir insan, onu kendi bilinciyle değil, kişisel itisiyle isteyen bir insan, hep şiirden dolayı isteyen. Şiir sevgisi onun her şeyidir. Dokuzda kalkar, şiir yazmak için masaya oturur. Şiir onun hem işi, hem belası, hem başarısı, hem aşkıydı. Orda idama gidebilir.” Süreya’ya göre Cansever, kendini hayata ‘şiirle’ bağlamıştı. Kısa şiirlerinde lirik bir dili tercih ederken uzun şiirlerinde, varoluş sorunsalı odağında yarattığı özgün karakterlerle dramanın olanaklarından yararlanmış dramatik monolog türünde değerlendirilebilecek ürünler vermiştir. 1985 yılında Broy dergisinde yayımladığı son söyleşilerin birinde: “Bütün sanatların şiire, şiirin de bütün sanatlara katkısı vardır” diyen Cansever’in, nabzın nedeni saydığı şiirini besleyen sanat disiplinlerine göz atacak olursak tiyatro, müzik, (caz, pop, çok sesli ve alaturka – Hicaz ve Kürdilihicazkar makamlar sevdalılarıdır) plastik sanatlar, resim (Kandinsky, Kokoschka, Brueghel ) önemli beslenme alanlarıdır. Cemal Süreya: “Edip, resimleri alır, resim altlarından bir şeyler çözmeye çalışırdı. Bu şiirini açıklar sanırım, sonunda bu onu, şiirini bir tiyatro gibi görmesine de götürdü” der. Tiyatro sanatının şiirine sindiği gibi, müzik sanatı da Cansever’in şiirinde ezgiler oluşturur. Dostları, onun çok sesli müziğe olan tutkusundan her zaman heyecanla söz etmişlerdir. Dostu Mehmet Baydur, onun çok iyi bir müzik dinleyicisi olduğundan söz eder. Bir diğer dostsa, şairimizin ‘Yetindik Başlangıcıyla’ başlıklı şiirini adadığı topograf Yalçın Yalın. Yalın, Cansever’in, çok sesli müziğin kökleri olan Bach, Debussy, Ravel, Çaykovski’nin eserleriyle ne denli ilgili olduğundan söz eder. Yalın’ın sezgilerine göre, Çaykovski’nin müzikteki renkleri, ton farkları, zenginliği, sanki Cansever’in ruhunda, şiirinde vardı. Yalın, anılarında, Cansever’in Fransız izlenimci Maurice Ravel’i dinlediğini de anımsar. Bu dinleme, Yalın’a göre sıkçadır. Lirik bir dili tercih ettiği kısa şiirlerinde, yaşanan anları şiirleştiren Cansever’in, ânı merkeze taşıyarak, her şeyin an içinde olup bittiğini, bunun da o an/da ifade edilmesi gerektiğini düşünerek atölye dışına çıkan, doğanın kucağında fırça darbelerini bırakan Degas, Renoir vb. ressamların yolundan giden Fransız besteciler Debussy, Ravel’de ilgi alanındadır. Cansever, Ravel’in ölümsüz eseri ‘Bolero’sunu, çalgılar divanında değil de sözcükler divanında, 1947’de yayımladığı Dirlik Düzenlik adlı kitabında yer alan ‘Masada Masaymış Ha’ adlı şiiriyle adeta seslendirmektedir. Edip Cansever’in şiirinin müzikal partitürüne göz attığımızda, nesneleri insanın göstergesi kabul eden Cansever, şiir orkestrasyonunu da kucaklayan bir söyleşisinde: “Ben insanın içsel ve dışsal dramını yazmaya çalışıyorum. Bu karmaşık dünyayı sergilerken de hem insanın, hem de nesnelerin boyutlarını çoğaltmam kaçınılmaz oluyor. Nesneleri, insanı didik didik etmemden kaynaklanıyor bir bakıma. Her şiirimin bir dekoru, yani bir ‘nesneler altyapısı’ var. İnsanın doğal göstergesidir nesneler. Onları bir yana bırakırsam, insanı da toplumu da soyut ve tamamlanmamış olarak bırakmam gerekirdi.” der. Gerek kızı Nuran Birol’un gerekse Mehmet Baydur’un deyişleriyle Cansever, gri, puslu havalara olan sevgisi, böylesi havalara eşlik eden çalışma isteği ve pastel renklere duyduğu sıcaklıkla hüznün ve çok sesli müziğin minör tonlarında, sarı yapraklarla içlenen bir şairdir. Cemal Süreya’da, Cansever’in bu hüznü, hep içinde taşıdığını söylemektedir. Şairin şiirindeki müzikal çoksesliliği, kızı Nuran Birol’un anılarında yer aldığı: “Dost sofralarını, rakı sofralarını çok severdi. İnsan çok severdi. Gelinsin, gidilsin, yani evde hep böyle bir yaşam olsun. İnsanlarla ilişkiyi severdi” cümleleri, akorlarla örülmüş Cansever şiirinin çok sesli ölçüleridir. Sözünü ettiğimiz bu çoksesliliğe bir başka örnek, Hüseyin Cöntürk’ün, Cansever’in “Salıncak” şiirini incelediği 1962 tarihli bir yazısı. Dönemin şiir anlayışına da ışık tutan saptamaların yanısıra bize, Cansever şiirine sinen çoksesli müziğin dünden bugüne orkestrasyon ve söylem değişikliğini de anımsatır. Cöntürk: “Eskiden şiirler kendilerine yeterdi. Bir şiir okuduğumuz zaman, onu beğenmesek de başladığını ve bittiğini görürdük. Şimdilerde ise başka türlü şiirler yazılıyor. Başı sonu belli değil. İçinde birçok nesneler bulunuyor bir nesne değil, birçok Canlar bulunuyor, tek can değil. Bunları birbirine yakıştıramıyor, bağlayamıyorsunuz.” Yine Cöntürk yazısında: “…çizgisi belirsiz bir gelişmeleri var şiirlerin. Sanki bütün şiirler başka şiirlerde başlıyor, başka şiirlerde devam ediyor, başka şiirlerde bitiyor. Kısacası şimdilerde şiirler, çoklayın, kendilerine yetmiyor.” söyleyişiyle, şiirlerinde, kendi şiirlerine gönderme yapan Cansever çok sesliğine, kitapları arasında da bağ kuran metinlerarası yapıya dikkat çekiyor. Söz konusu yazının, Cansever’in şiirine ilişkin saptamalarını, müzik sanatı üzerinden okuduğumuzda, Cansever’in sözcük orkestrasyonunu büyüttüğü, tonaliteyi yerle bir ederek, çok sesli şiir partitürünü atonal bir yapıda da kurduğunu görürüz. Yine şairin dramatik monologlarında bir imge olan Phoenix, kendini ateşe atan ve küllerinden yeniden doğan Anka kuşudur. Antikacı dükkanının asma katında yazılan şiirlere temel olan Phoenix, kullanılmış ve terkedilmiş eşyaların yeni kullanıcılarını beklediği bir ruh ortamıdır. Cansever şiirinde Phoenix imgesini müzikal yapı içinde değerlendirdiğimizde, ‘tema ve çeşitlemeler’ formundan hareketle tek sesli şiirden çok sesli şiire yolculuğunda Cansever: “… şiir zorlanıyor, seçkin, soy bir anlatım yolu bulmak için savaşılıyor. Cümleler parçalanıyor, söze yeni bir devinim katılıyor. Cümle tavır takınıyor, insanlaşıyor… anlamı genişletip yoğunlaştırıyor” derken, mısranın yerini alan müzikal temanın parçalanarak tematik çeşitlemelerle yine yeniden yenilenerek çok sesliliğe evrilen sözcüklerin çok sesli şiiriyle karşılarız. Burada karşımıza çıkan, çok sesli müziğin temel yapısını oluşturan Soprano, Alto, Tenor ve Bas seslerin, armonik kurallar boylamında bir araya gelerek oluşturduğu çok sesliliktir. Bu çok seslilik, Cansever şiirinde sözdizimi ve imge yapısında önemli değişiklikler yapması, diyalog ve iç monolog gibi düzyazıya özgü çeşitli anlatım biçimleri deneyerek şiirin olanaklarını geliştirmesi, yarattığı özgün karakterler aracılığıyla farklı bir ses ve anlam düzenine ulaşarak, bestecinin özgün çalgı karakteristiğini yakalar ve bize yeni bir şiirin çok sesliliğini duyurur. Biçimsel anlamda yeniyi ararken, şiir için yeni olan temaları da işleme noktasında kısa ve uzun şiirler olarak iki ayrı tarz geliştiren Cansever’in şiirleri yaşanan anları, varoluş sorunsallarını dertlenir. Bu şiir yapıya müzikal anlam kattığımızda, ‘Cansever senfonileri, konçertoları’ duyulur. Cansever’in yakın dostu Yalçın Yalın’ı anımsayarak, Cansever’in sıkça dinlediği izlenimci besteci Maurice Ravel’in ünlü Bolero’sunu, Cansever’in şiirBolero’sundan dinleyelim mi?

                     MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Sözcükler şehvetinden uzak duran, arınma eylemiyle bir yapı kurma sanatı olan şiire ters müzikal yapı, Bolero. Porte çizgilerinden baktığımızda, edebiyata konu olan fazla sözcüklerin atılması, hele hele tekrara düşülmemesi, şiirin olmazsa olmazlarına ters bir müzik yapıtı. Kulak verdiğimiz müzik tarihinin dostlar dîvanında, müzikal cümlelerin sıkça tekrarının eserin temposunu düşüreceği, ezgisel kuruluğa neden olacağı tartışmalarının yapıldığı sohbette Ravel, eseri Bolero’yla adeta bu iddialara karış çıkar gibidir. Bolero, aynı temanın, eserin sürgit ritminde, 18 çalgı tarafından ayrı ayrı 18 kez tekrarıdır! En küçük ses dokusuyla başlayan yapıt, yapıdaki tekdüzeliği parçalayarak, yaklaşık on altı dakikalık süresi sonunda çok güçlü bir ses dokusuna tırmanışıyla son bulur. Bu süreçte sürgit ritmin tekrarı esastır. Tema, farklı çalgılar aracılığıyla farklı tonlarda ama tekrardır. Bir anlatıya göre İspanyol tarzı bale bestesi olan Bolero, İspanyol içki evinde ortada duran masaya çıkmış kızın çevresindekileri dansa çağırmasıyla başlar. Eserde farklı çalgıların aynı temayı sürekli tekrarı, hayata farklı açılardan bakmanızın önemini de işaret etmektedir. Cansever’in Ravel’i sıkça dinlediğini öğrendiğimiz noktada, bestecinin, sürgit ritmin eşlik ettiği Bolero’su, Cansever’in, “Masada Masaymış Ha” şiiriyle sanki ezgilenir. Şiirin adı olan “Masada Masaymış Ha” sözcüklerinin ritmik ruhuna kendimizi bıraktığımızda da bizi saran tipik bir ‘Bolero’ ritmidir. Şiirin öznesi ‘Adam’ sözcüğü, 25 dizelik şiirin 5 dizesinde yinelenen majör tonun kendisidir. Başlangıç dizeleri olan ilk iki dizeyle – adam yaşama sevinci içinde/masaya anahtarlarını koydu – Bolero teması duyulur. Bu bir tematik açılıştır. Cansever, ‘koydu’ sözcüğüyle şiir boyunca, Ravel Bolero’daki ‘crescendo’ (Müzikte minimal sesin, gittikçe güçlüye yükselmesi) etkisi elde ederken, tekrara düşme kaygısından uzakla, 25 dizelik şiirin 14 dizesinde kullanılan ‘koydu’ sözcüğüyle, Bolero’da kendi solo temalarını kendi tonaliteleri içinde tekrarlayan ‘çalgılar çeşitliliği’, Cansever’in şiirBolero’sunda, sonu ‘koydu’ sözcüğüyle peş peşe ilerleyen dizeler olarak karşımıza çıkar.

Adam / yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını / koydu
Bakır kaseye çiçekleri / koydu
Sütünü yumurtasını / koydu
Pencereden gelen ışığı / koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını / koydu.

Cansever’in şiirBolero’sunda devam eden dizelerde, Ravel Bolero’nun tematik doruğunu yaşarız. ‘Koydu’ sözcüğüyle şiirBolero’da, tekrardan çok müzikal anlama dönüşen dizeler, Bolero’da, farklı çalgılar tonalitesiyle elde edilen çeşitliliğe koşuttur. Bu koşutluk, peşi sıra gelecek dizelerde de Ravel Bolero’nun ritmik müzikalitesini yakalar. Şiirbolero’nun devam eden: “Adam masaya / Aklında olup bitenleri koydu” dizeleri, bir yandan şiirin, -yukarıdaki satırlarda ifade edildiği gibi- Ravel Bolero’nun ana temasının yinelenişi, bir yandan da ‘Müzik’ sanatında armonik disiplinle bir sonraki nehir ezgiye, ana temanın akışkanlığını sağlayacak köprü görevini üstlenir.

            Adam / masaya

Aklında olup bitenleri / koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu / koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam / masaya onları da / koydu

Şiirin devamındaki dizeleri seslendirdiğimizde, Ravel’in doruğa tırmanan Bolero ritminin yansımasını görürüz. Ritim güçlenmiş, belirgin hatlarla varlığını duyurmaktadır. ‘Koydu’ sözcüğüyle yakalanan tematik ritim, şiirin bu bölümünde, tıpkı Ravel Bolero’daki gibi müzikal cümle sonu yerine, cümleler içine dahil olmasıyla ritim farklılığı ve zenginliğini yaratır. Şiirin başlangıcından bu ânına kadar dize sonlarında gelen ‘koydu’ sözcüğünün, dize aralarına girmesiyle, hatta son üç dizede, ‘koydu’ sözcüğünün sıkça tekrarı, ortaya çıkan ritim farklılığı ve zenginliği, Ravel Bolero başlangıcında: ”PAM es PAM, PAM es PAPAM” ken, sonraları: “PAM, PA/PA/PA/PAM, PA/PA/PA, PAM-PAM-PAM” a dönüşür ve zenginleşir. Cansever’se bunu, Bolero tınısını hissettirdiği “Masada Masaymış Ha…” şiirinde aşağıda devam eden dizeleriyle seslendirir:

Üç kere üç dokuz ederdi
Adam / koydu / masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu / koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü / koydu
Uykusunu / koydu / uyanıklığını / koydu
Tokluğunu açlığını / koydu.

Ravel Bolero’nun son ölçülerinde partitüre mührünü vuran modülasyon,
(Ton değişimi) Cansever’in şiirBolero’su: “Masada Masaymış Ha…” şiirinin sonunda, bana mısın demedi bu kadar yüke / bir iki sallandı durdu, dizelerinde duyulur. Başından beri Bolero ve şiirBolero’nun eser sonuna kadar tekrarlanan ritmin, tonaltenin ani değişikliğiyle oluşan modülasyon, ritmik farklılık, renklilik ve parlaklığın birdenbireliği, anılan dizelerin sıradanlığı yok edişiyle kendini gösterirken, sürgit devinime, yani çok sesli müziğin valsler olgunluğu Johann Strauss valsi Perpeetum Mobile’ye tınısal benzerlikler bırakır. Şiir, Cansever’in tamamladığı gibi bitince, şiirBolero’nun majör ton öznesi ‘adam’/ın masaya, yirmi beş dizede on dört kez ‘koydu’ sözcüğüyle yarattığı ritmik ana tema parçalanarak, şiirBolero, yirmi beş dizenin son dizesinde, ‘koyuyordu’ sözcüğüyle – Adam ha babam / koyuyordu – bitişin önüne geçer ve şiiri bir sürgit devinime taşır. Böylelikle şiirBolero’nun masası, yaşam pratiğimize soluğumuzu, nabzımızı dahil eder: “Adam ve Masa” nın sonsuzluğu, insana değer.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam / ha babam koyuyordu.

Kaynaklar
Ülkü Uluırmak / (2016) / Edip’in Lastik Topu / Yapı Kredi Yayınları

Devrim Dirlikyapan / (2016) / Ölümü Gömdüm, Geliyorum
(Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri) / Metis Yayınları

Bu yazı, Yeni-e Dergisinin 23. sayısında yayınlanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ