Bin Ekim Attila İlhan: Sisler Bulvarı

  • 08 Ekim 2020
  • 292 kez görüntülendi.

İlkiz KUCUR

Editör: Gülçin Sahilli

Sisler Bulvarı

Elinin arkasında güneş duruyordu
Aylardan kasımdı üşüyorduk
Ağacın biri bulvarda ölüyordu
Şehrin camları kaygısız gülüyordu
Her köşe başında öpüşüyorduk

Sisler Bulvarı’na akşam çökmüştü
Omuzlarımıza çoktan çökmüştü
Kesik birer kol gibi yalnızdık
Dağlarda ateşler yanmıyordu
Deniz fenerleri sönmüştü
Birbirimizin gözlerini arıyorduk

Sisler bulvarı’nda seni kaybettim
Sokak lâmbaları öksürüyordu
Yukarda bulutlar yürüyordu
Terkedilmiş bir çocuk gibiydim
Dokunsanız ağlayacaktım
Yenikapı’da bir tren vardı

Sisler bulvarı’nda öleceğim
Sol kasığımdan vuracaklar
Bulvar durağında düşeceğim
Gözlüklerim kırılacaklar
Sen rüyasını göreceksin
Çığlık çığlığa uyanacaksın
Sabah kapını çalacaklar
Elinden tutup getirecekler
Beni görünce taş kesileceksin
Ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

Sisler Bulvarı’ndan geçtim sırılsıklamdı
Islak kaldırımlar parlıyordu
Durup dururken gözlerim dalıyordu
Bir bardak şarabta kayboluyordum
Gece bekçilerine saati soruyordum
Evime gitmekten korkuyordum
Sisler boğazıma sarılmışlardı

Bir gemi beni Afrika’ya götürecek
İsmi bilmiyorum ne olacak
Kazablanka’da bir gün kalacağım
Sisler Bulvarı’nı hatırlayacağım
Kırmızı melek şarkısından bir satır
Lodos’tan bir satır yağmur’dan iki
Senin kirpiklerinden bir satır
Simsiyah bir satır hatırlayacağım
Seni hatırlatanın çenesini kıracağım
Limanda vapurlar uğuldayacak

Sisler Bulvarı bir gece haykırmıştı
Ağaçları yatıyordu yoksuldu
Bütün yaprakları sararmıştı
Bütün bir sonbahar ağlamıştı
Ağlayan sanki istanbul’du
Öl desen belki ölecektim
İçimde biber gibi bir kahır
Bütün şiirlerimi yakacaktım
Yalnızlık bana dokunuyordu

Eğer Sisler Bulvarı olmasa
Eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
Sabah ezanında yağmur yağmasa
Şüphesiz bir delilik yapardım
Hiç kimse beni anlamazdı
On beş sene hüküm giyerdim
Dördüncü yılında kaçardım
Belki kaçarken vururlardı

Sisler Bulvarı’ndan geçmediğim gün
Sisler Bulvarı öksüz ben öksüzüm
Yağmurun altında yalnızım
Ağzım elim yüzüm ıslanıyor
Tren düdükleri iç içe giriyorlar
Aklımı fikrimi çeliyorlar
Aksaray’da ışıklar yanıyor
Sisler Bulvarı ayaklanıyor
Artık kalbimi susturamıyorum

Attilâ İlhan ile ilgili anılarımda en çok yer tutan mekanlar bulvarlar olmalı. Ankara’ da önce Kızılay’daki yürüyüşler ve Set Kafeterya’da Atatürk Bulvarı’nda bulunan Tuna Pastanesi’ndeki sohbetler. Yıllar sonra İstanbul Elmadağ’da yolda bir anda karşılaşmamız. Ardından İstanbul’a her gidişimde Divan Pastanesi’nde devam eden sohbetlerimiz… Bunların dışında birkaç kez Bilgi Yayınevi ve yayın danışmanlığını yaptığı Sanat Olayı dergisindeki görüşmeler. Artık ne Set Kafeterya kaldı Ankara’da ne Tuna Pastanesi. Ne de oturup sohbet edebileceğimiz Attilâ İlhan…

Onu hep tek başına gündüzün sona ermekte akşamın yaklaştığı saatlerde sisler içinde bulvarda yürürken düşlüyorum. Eski bir Fransız filminden çıkmış gibi, başında kasketi, son şiirinden dizeleri dilinde…Edebiyatımızın, sinemamızın kaptanı…

Attilâ İlhan’ın ilk kitabı Duvar’dan uzun bir süre sonra yayınladığı ikinci şiir kitabıdır Sisler Bulvarı. İki şiir kitabı arasına bir roman; Sokaktaki Adam girmiştir. Yazarın kitabın sonuna eklediği Meraklısına Notlar bölümünden öğrendiğimize göre onun Fransa’da geçen günleri gerek dünya görüşü gerekse şiir anlayışında etkilerini göstermektedir. Bir dönüşümün habercisidir aslında Sisler Bulvarı ve Yağmur Kaçağı. Asım Bezirci’ye göre ise: Türk şiirine kendine özgü bir çizgi çizen ve pek çok şairi etki alanına çeken şiirler bu kitapta okurla buluşmuştur.

Sisler Bulvarı aklında sevdiği ve içinde yer eden (şairin deyimiyle komitacılık günlerinden kalan) tedirginliklerle yürüyüp geçilen yollarda yazılan bir şiir. Şiirde arka fonda Paris esintileri karşımıza çıksa da yürünen bulvarlar İstanbul’undur. Yenikapı’daki tren, sabah ezanları, uğranılan silahlı saldırı…Hayaller ise Kazablanka yolculuğu ve Paris’ten bir ezgi kırmızı melek şarkısı…Okuru için görselliği olan bir şiir. Şairin sinema tutkusu dizelerinde boy gösteriyor sanki.

Kendimi bir sinema salonunda Sisler Bulvarı’nın filmini izlerken buluyorum birden. Jenerik bitiyor. Kasketiyle Attilâ İlhan beyaz perdede. Sisler arasında yürüyor. Ben bu filme mi gelmiştim diyorum. “Nasılsın çocuğum” diyen sesi yanı başımdaki boş koltukta duyup irkilerek başımı çeviriyorum. Korkma diyor. Nasılsın? İyiyim Attilâ Abi. Bulvara çıkıyoruz. Ankara 70’lerin sonundaki Ankara. Kış. Atatürk Bulvarında yürüyoruz. Tek kanallı yıllar. TRT de Kartallar Yüksek Uçar oynuyor. Hava sisli ve kirli. Biz o sisli bir bulvarda yürüyoruz. Karşıdan, Aysel geliyor ardından Suna Su. Şiirler yazıyor yürürken. Sivil polisler Set Kafetarya’ dan bu yana bizi izliyor. Şair bunun farkında. O limanları olan bir kenti düşlüyor. Ankara’da sisler kara dumanlı. Buradan hiçbir gemi kalkmaz. Ama sonbaharları çok ağlar. İstanbul’a yakışır o zaman Sisler Bulvarı. Ben kentleri karıştırmış olmalıyım. Ekranda İstanbul’da aklında Paris günleri. Şair Nigâr sokakta sisin arasında bir görünüp bir kaybolan başı kasketli bir şair görünür. Başımı yana çeviriyorum koltuk boş. Sarayburnu’nda uzaklaşan bir vapur düdüğü kırmızı melek şarkısını çalıyor. Yolcuların ellerinde şarap kadehleri. Bir şair yaktığı şiirlerin küllerini savuruyor gökyüzüne. Kelimeler el ele tutuşuyor. Kırmızı alevler gökyüzünde bulutlara sarılmış. Sinema salonu boşaldı. Dışarıda bir ağaç devrilmiş. Ne zaman Yenişehir’de bir öğle vakti oldu. O ağaçları deviren sonbahar değil miydi? Vapur düdükleri, tren düdükleri, Teşvikiye Cami’nden bir sonbahar gününde yayılan alkış sesleri hepsi birleşip boğazın sisleriyle sarıyor Aşiyan’ı.

Sisler dağılır. Bulvarda kimliği meçhul bir kişi vurulmuş yatıyordur.

Kalbi susmuştur, ama şairdir…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ