Tugay Yazıcı Yazdı: Tezer Özlü’nün ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’u Üstüne

  • 16 Temmuz 2020
  • 280 kez görüntülendi.

Tugay Yazıcı

     Edebiyatımızın çok erken kaybettiği yazarlarından biri olan Tezer Özlü, dünyaya bakış açısını, Cesare Pavese’nin metinlerinden alıntı yaparak ilişkilendirip açıklamaya çalıştığı bir eser; “Yaşamın Ucuna Yolculuk”. Okurken derinlerinize doğru bir yolculuğa çıkacağınız için kendinizi hazır tutun. Özlü, 1983’te “Bir İntiharın İzinde” adıyla eseri Almanca yazmış 1984’te “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adıyla Türkçeye çevirmiştir. Eser 1983 Marburg Yazın Ödülü’nü kazanmış.

     Özlü, insanın kendisiyle olan mücadelesinde bazen soluk aldırıyor bazen soluk tıkıyor. Bazen yaşamın ağırlığına taşlar yüklüyor, olmuyor yaşamı ve ölümü aynı anda denemeye kalkışıyor. Kitabı okudukça kitabın başlığı gibi uçlarda gezindiğinizi hissediyorsunuz. Var oluşsal sancıyı iç dünyasına yaptığı yolculukta sözcüklere dönüştürmüş. “insan hiç geçmesin istiyor varoluşu.” Özlü’nün içinde var olan bu duyguyu kabuk bağlayan yaranın kaşınmasına benzetiyorum. Bu tatlı ve acı kaşınma hissinin sonlanacağını, yaranın iyileşeceğini (ölüm) biliyor. Belki de ölüm onun için bir iyileşme halidir.

“Neden buradaki yeşil, yabansı sessizlik şimdi sana içinde yaşamak zorunda bırakıldığın dünyayı unutturuyor.”

Kafka’nın mezarı başında böyle düşünürken bile Özlü aslında yaşamak zorunda kaldığı dünyayı unutamadığını vurguluyor. Özlü yaşama zorunluluğunu duvarlarda, yeşilde, şehirlerde, yüzlerde, sessizliklerde, sınırlarda, sınırsızlıkta, baktığı her yerde gören birisi. Spinoza, duyguyu; var oluş gücünün artış ve azalışına bağlar. Özlü tüm duyguların kaynağının var oluş gücüne bağlı olduğunun farkındadır ve bu güce bir beden aramaktadır; dışarıda ve içerde, ölü ve canlı bir beden. Özlü dünyayı tanımaya çalışırken tanımların yetersiz kalacağını düşünür, çünkü tanımın sözcükten öteye geçemeyeceğini bilir.           “oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı.” derken belirttiği gibi o zaten tanımın içinde olduğumuzu bilir ve tanımın dışını kurcalar bu nedenle cümlelerini kurarken anlamlarını taşırır. Bazen anlamsızlık içinde bulunan dünyaya bir anlamsızlık daha yükleyerek aktarır gördüklerini.

“Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların  ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor  mu insan birbaşınalığın çaresizliğini.”

Özlü yalnızlığın ağırlığını yine kendisiyle paylaşan yazardır. Her sonun yalnızlıkla biteceğini, ölümün ancak yalnız yaşanabileceğini ( ne tuhaf ölümün yaşanması, ölüm de yaşama dahildir.), yaşamın ancak yalnız ölünebileceğini sezen ve kitabın her cümlesinde sezdirendir.

Özlü yalnızlığını çoğaltma, yalnızlığını derinleştirme, yalnızlığını zerrelerine dek işleme peşindedir ve yalnızlıkla birbaşınadır. “Temel sorun yalnızlık direncini yitirmemekte.”Ama yalnızlığın ne denli zor olduğunu şu cümleleri ile bize anlatıyor; “İnsanın yalnız cesedi yalnız kalabilir. Canlı (cesedi) asla. Çocukluğumda yeryüzünün sonsuzluğunu algılayabiliyordum, ama yaşlı kadınların yalnızlığını değil.”

     Özlü kitabında çocukluğuna duyduğu özlemi de aktarmaktadır. Yaşamını gitmekle anlatırken aslında çocukluğundan da gitmiş ve ayrılmıştır. Hep çocukluğunun geçtiği Ege kıyılarına, yüzmek istediği buğday tarlalarına dönmek istemektedir. Kentin bunaltıcı havası, kentin duvarları, betonları ona çocukluğunun korkularını anımsatır.

“Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı. Kent sokaklarında çıkan her benlik değiştirilmiş, takınılmış bir kişilik değil mi. Duvarlar gerisinde en çok kendimiz olmuyor muyuz.”

Özlü duvarlarla savaş içindedir. Hem zihinlerdeki duvarlarla hem gönüllerdeki duvarlarla hem de kentin duvarlarıyla savaş içindedir. Öncelikle kendinin duvarlarını yıkmaya çalışır. Duvarların ardındaki Özlü’nün peşindedir. Özlü hiçbir engeli veya sınırı veya duvarı kabul etmez. Onun tek bir sınırı vardır; kendi sınırları içindeki sınırsızlığı. Sınırları aşıp gider, durmadan gitmektedir Özlü veya durmadan gitmektir Özlü.

“Yaşamı GİTMEK olarak algılıyorum.”

“ Sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi. Olabileceğim bir yer kaldı  mı. Hiçbir yerdeyim.”

Özlü hiçliğe doğru gitmektedir, o hiçlikten gelip hiçliğe doğru giden yolu cümlelere dönüştürür. Kendi içine doğru giden hiçlik yolunu takip eder, bu yol düz değildir tepeleri olan bir yoldur, çıktığı tepelerden hızla kendinin bilinmeyenine doğru inmektedir. Hiçlik bilinir mi? Hiçlik bilinirse hiçlik olur mu? Gibi sorular aklıma takılırken Özlü hiçliği bilmeyi dener.

“ Her gidiş, her yolculuk, kendi “benimin” bilinmeyenine doğru, bilmek için bir iniştir.”

Özlü kendine inişte toplumun dayattığı yaşam biçiminden, toplumun sahip olmak istediği emellerden, toplumun nihai amaç diye benimsediği şeylerden, toplumun başarı anlayışından, toplumun namus anlayışından, toplumun akıl anlayışından uzaklaşmıştır böylelikle kendini var edecektir. Toplumun dayattığı yaşam biçimine mecburen uysa da bu yaşam biçiminin ancak içindeyken reddedilebileceğini düşünür. Özlü evliliği “toplumsal düzenin yanlış kurumları” olarak nitelendirse de üç kez evlenmiştir. Yanlış kurumların, yanlış düzenin içindedir ama direnmeye, var olmaya çalışır. Ne evliliğin, ne iyi bir konutun, ne düzenli bir işin, ne başarının peşindedir o ancak kendi peşine düşmüş kendini var etmeye çalışan birisidir.

İnsanın ne kadar yasallaştığı, sınırlaştığı, duvarlaştığı, toplumsallaştığı kadar benliğini yok edeceğini vurgular. Pavese’nin şu satırlarına başvurur;

“ Kader diye birşey yoktur, yalnız sınırlar vardır. En kötü yazgı sınırları sabırla karşılamaktır. Karşı çıkmak gerekir.”

     Kitap içsel konuşmalarla yazılmıştır. İmgelem gücü yüksek, şiir diline yakın bir anlatım tarzı benimsemiştir Özlü. Kitabın bazı yerlerinde konu geçişlerini çağrışımlarla sağlar. Kurgu yoktur, kendi iç dünyasını dışarı ile ilişki kurup anlatır. Cümleleri yavaş hazmedilebilecek derinliktedir.

     Türk edebiyatının gamlı prensesi; Prag’da Kafka’nın, Trieste’de Svevo’nun, son olarak da

Torino’da Pavese’nin izlerini avucundaki izlerle birleştirmiştir. O Pavese’nin kaldığı 305 nolu otel odasına intiharın kalp atış seslerini duymaya gitmiştir. Bu yolculukta Diş ağrısı, uykusuzluk onun yol arkadaşlarıdır ve doğanın ona sunduğu, içine işlenen yağmur da en yakın arkadaşıdır. Yolculuğu Pavese’yle bitirir;

“yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar  ve yalnız hiç değil mi.”

TUGAY YAZICI        

1994’te Van’ın Erciş ilçesinde doğdu. Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Daha önce şiirleri Akatalpa, Babylon, Çağdaş Türk Dili, Ekin Sanat, Eliz Edebiyat, İnsancıl, Lacivert, Lirik, Son Gemi, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Yelkensiz dergilerinde yayımlandı.


[i] Metinde yer alan tüm tırnak işareti içindeki alıntılar Yapı Kredi yayınları tarafından basılan Tezer Özlü’nün      “ Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı kitabına aittir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ