Şairlerden “Baba” Dizeler

  • 21 Haziran 2020
  • 425 kez görüntülendi.

Editör: Gülçin Sahilli

Sensizsem bir istasyonda gezinirim
Vagonlar bekar odaları gibi sürüklenir
İzin ver kalayım üç numara tıraşımla
Düşlerim rengarenk olmayabilir
Bil ki hâlâ reşit değilim acılara
Akşamı geciktiren oyunlar bul bana
Gitme baba

Dilersen bir kenti birlikte yürüyelim
Derbeder gençliğimizle çıkalım yola
Kuyruğunu uzun tut uçurtmaların
Karanfil zamanı ilişsin yakamıza
Günleri çocuk sesleriyle bezeyelim
Duruşun yakışmıyor bayram sabahına
Gitme baba

(Ahmet Günbaş’ın Gitme Baba şiirinden)

Babalar zili bastıra bastıra çalar
Koptu kopacak bir damarı zor tutar kalbinde
Derelerin santrale esir olması gibidir akşamlar
Gürül gürül rüyaya dökülür esareti

Taşınır bellek nasıl taşısın o yükü?
Babaların gigıbaytı çocuktaki atoma eşit
Aşağıdan çalar zili bir el
Parmak izi silinmez ömür boyu
Hayat yamuk yumuk şekillenir
Photoshop çare etmez o bozuk fotoğrafa
Zır zır çalar kapıyı zır deli babalar
Dış kapıda mandal olup yığılırlar hasretin eşiğine

(Cihan Oğuz’un Babalar Zili Aşağıdan Çalar şiirinden)

gecikmiş sözlerin ağırlığı heybemde
bir karanfil,solgun,öyle
kedere bulanarak
nasıl dökülürse
döküldü toprağına sözlerim de

söküp nallarını atların
koşturmak gibi karanlığın evine
öldün.yokluğunda
varlığı bildim

insan nasıl alışır içindeki cam kırıklarına
baba?

(Çiğdem Sezer’in Varlığa ve Yokluğa şiirinden)

-II-
Babam hiç şüphesiz benden önce çok gülmüştür
ben babamdan sonra evrende yayılan bir kahkaha olabilirim.

-III-
Çocukluğumun en eski anıları babamda saklı
ve ne yazık ki giderken onları da beraber götürecek.

-IV-
Hep bir bildiği olurdu babamın, benim hiç.

(Fadıl Oktay’ın Babalar İçin 7 Dize şiirinden. Şiir Yıldız Tozu Dergisi’nin 6. sayısında yayımlanacaktır.)

Aklında üç çocuk, üçü de kız, üçü de çiçek bakışlı
Büyüğün bitmeyen görücüleri,
Ortancanın küstüm kalbi,
küçüğün acıklı roman okuma hevesi,
Bir de kadını vardı. Yüzü ecnebi artistlerine benzeyen,
Güneşten sarı saçlı, şiirden ela gözlü, bir ince göçmen kızı

Kafası her dem demli aşarken yolları
Komşu pencerelerine kadın kirpikleri çizilirdi
Bütün kirpiklere birer rugan pabuç sözü vermiş
“Ben değil eller çapkın” diye geveleyip geçerdi
Pek severdi ağzı tenekeli fıkralar söylemeyi

Onunla el ele Galata Köprüsünden Karaköy’e inerdik
Mavi leğenlerde yığın yığın seyirirdi kasım lüferleri
O eski kalay bir pazarlığa tutuşur, ben yüzgeçlere tutunurdum
Chevrolet’nin kapısı peynirli roka salatasına açılırdı
İstanbul’un akşamlarını göğsünde toplayan terasımızda
Babam mangalı yakar, ben balıkların yasını tutardım
Bulut desenli gözlerinde bitmez bir şefkat

(Gülçin Sahilli’nin En Baba Lüfer şiirinden… Şiirin tamamı Yıldız Tozu Dergisi’nin 6. sayısında yayımlanacaktır.)

Ben bir zamanlar inanırdım
para parayı çeker derdi babam
inanırdım
rızka inanırdı babam
inanırdım
aç kaldım zaman zaman ve kırk sekiz saat
eve lokma girmedi miğdeme lokma girmedi
yoktu ayakkabımın altı da
basınca suya ateşe basıyordum
ah!
istesem cebindeki son on kuruşu veren babam benim
suya ateşe basıyordum da bir şey gelmiyordu elinden
ve ey yüce tanrı bir şey gelmiyordu senin ve rızkının elinden
haberin bile yoktu belki
bu yüzden ey yüce tanrı
babamın yüzüne bakıyordum çaresiz
annem bakmıyordu babamın yüzüne
babam bakmıyordu kimsenin yüzüne
on kuruşu ve on kuruşluk kredisi olmadığından bakmıyordu
bakmıyordum ben de şimdi ezberimde olan o yüze
merhametten açlığımı unuttuğum halde
ve elimden hiç bir şey gelmediği için

(Günel Altıntaş’ın Sevdalı Nehir kitabından)

eski yaralardan damlayan suskunluk
kimseye yakışmadı senin kadar
şafak yalnızlığında biriken sabrı
yanına almıştın ya giderken
o yüzden merak ediyor
melekler bile duruşunu
kim bu, boşluğa böylesine tutunan.

sen erkenciydin ya da biz geç kaldık
yelkene motor resmi çizmekte
anlattığın masalları birlikte hatırlamak
başka bir ilaç olurdu yolu uzatan
üzgünüm şimdi ve çaresiz
kayalardan alıp dalgalara uzatıyor yokluğunu
bir tepenin zirvesine kazdığın liman.

mahşere var daha baba, sen biraz oyalan.

(Mehmet Atilla’nın Boşluğa Tutunan şiirinden. Şiirin tamamı Yıldız Tozu Dergisi’nin 6. Sayısında Yayımlanacaktır.)

Kancalarına tutunuyorum çocuk yaşımın
….önden gidiyorum kuşları karşılamaya
Yalandan da olsa
Gökkuşağı sesime gizli bir kuşakla bağlı
Saatler hep bildiğin yerde beş
De ja vu tam oradaydı yarı uyurken
Kayan düşleri saydım fren izlerinde

Beyaz bir at boynundan kesilmiş gibi aşk koktu sabah
Bu yol nereye kadar
Huzurlu terkediyorum gökyüzünü, bir yankının taneleri alnımda
Bütün dünyayı sığdırıyorum kamyona

Bütün dünya babamın gözleri

(Önder Çolakoğlu’nun Bu Yol Nereye şiirinden. Şiirin tamamı Yıldız Tozu Dergisi’nin 6. Sayısında yayımlanacaktır.)

ırmakları sev derdi babam
göller yerine
açelya yetiştiren gözleriyle

kızıl yeleli bir attı susuzluğum
arayışım su dolu bir matara
masalını yitirmiş ankalarla
düştüğümde yollara

ırmakları sevdim baba
göller yerine
her gün değişti rengi gözlerimin

(Özlem Tezcan Dertsiz’in Irmak-Babam-Anka şiirinden)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ