İlkiz Kucur Taşdelen’den Bir “Baba” Anı…

  • 20 Haziran 2020
  • 393 kez görüntülendi.

Editör: Gülçin Sahilli

Paylaşacağım ilk anım eşimin baba olduğu ilk güne ait. Oğlumuz sezaryenle 21.08 1996 da akşam saat 21.30 de dünyaya geldi. İlk gece eşim kimsenin bizim yanımızda kalmasında istemedi. Başımızda tek başına kaldı. Benim gözlerimi açmam ve kendime gelmem gecenin ilerleyen saatlerinde oldu. Kendime geldiğimde elektronik yüksek mühendisi olan eşimin oğlumuzla teknik bazı terimlerle konuştuğuna tanık oldum. Ne anlatıyorsun dediğimde aldığım cevabı hiç unutamayacağım:

“ Uyumuyor . Anne karnında neredeyse dokuz ay boyunca babasının sesi ile sakinleştiğinden olsa gerek dünyaya gözlerini açtığında da sesimi duyunca sakinleşiyor ve uykuya dalıyor. Onu nasıl istediğimizi, beklediğimizi, anlattım. Ben konuşunca o susuyor. Ben susunca da o ağlıyor. Anlatacaklarım bitince ben de otomatiğe bağladım.MD110 Telefon Santrallerinin özelliklerini anlatıyorum. “Eşim o yıllarda Ericsson firmasında satış mühendisi olarak büyük kurumlara, üniversitelere telefon santrali satışlarından sorumlu. Sonuçta oğlum doğduğu geceyi Ericsson telefon santrallerinin bütün teknik özelliklerini dinleyerek geçirmişti. Büyüdüğünde o gece yaşadığı travmadan olsa gerek akademik kariyerini çok farklı bir alandan seçti.

Şimdi gelelim benim babamla ilgili anılarıma. Henüz ilkokula yeni başlamışım. Fanatik Galatasaray’ lı olan babam erkek çocuğu olmadığından olsa gerek futbol sohbetini benimle yapıyor. Bana Galatasaray’ın ilk on birini ezberletiyor. Kaleciden başlayıp takımı on bir futbolcuyu sayıyor bir de Galatasaray diyerek ilk on birin ısrarla on iki olduğunu iddia ediyorum. Ama sabırla öğretmeye çalışmasına rağmen bir türlü sahadaki diziliş taktiklerini gösteren sayıların anlamını kavrayamıyorum.

Çocukluğum Selçuk’ta geçti. Babam o yıllarda Selçuk’ta hem Mali Müşavirlik hem de Ziraat Odası Başkanlığı yapıyordu. Ziraat Odası olarak Karpuz Festivali düzenmişler ve o yıllarda yeni yeni yaygınlaşmış olan festivallere de öncülük edenlerdendi. Elbette her festivalin olmazsa olmazı da festival kraliçesinin seçilmesi idi. Ben sekiz kardeşim de altı yaşındayız. Evde kraliçe seçileceğimiz söylendi. Kardeşimle birlikte annem bizi takım giydirdi. İkimiz de aynı elbiseden giymiştik. Festivalin yapıldığı parka gittik. Sabırsızlıkla ne zaman kraliçe olacağız diye bekliyoruz. Az sonra babam geldi. Kucağımıza kocaman birer karpuz verdi. Taşımak ne mümkün. Fotoğraf çekilecek, kraliçeler karpuzu taşıyamıyor. Neyse hemen çözüm bulundu. O karpuzlar ayak ucumuza kondu. Taşıyacağımız büyüklükte karpuzlarda kucağımıza kondu .Biri bize kraliçeler ciddi olur demiş olmalı ki kardeşimin de benim de suratlarımız ciddiyetin üzerinde asık. Neredeyse zorla kraliçe yapılmışız gibi. Neyse kraliçe olmak bu kadarmış deyip biz parkta oynamaya başladık. Biraz sonra festival gerçek anlamıyla başladığında bir de ne görelim. Ulusal kıyafet giymiş ir genç kız festival kraliçesi olarak ilan edilmedi mi? Eee hani bizdik. Sonra akşam bu durumu babam evde bize nasıl açıkladı anımsamıyorum ama kraliçeliğin geçici olduğunu da o gün öğrenmiş oldum öylece. 4-4-2 ile 4-4-3 ün ne anlama geldiğini öğrenmem için aradan yılların geçmesi gerekti. Yine de birlikte gittiğimiz maçların keyfini unutamam.

Babam ile yaşadığım anılarımı arasında bir diğeri ise ODTÜ’yü bitirip İzmir’e döndüğüm ilk günlere ait. Beni aldı birlikte Konak’a gittik. Kemeraltı’nın girişi idi yanılmıyorsam. Daktilo satan bir kırtasiyecinin önünde durduk. Vitrinindeki daktilolara baktı ve sen yazıyorsun iyi bir daktiloya ihtiyacın vardır. Mezuniyet hediyesi olarak sana daktilo almak istiyoruz dedi. İçeri girdik, oradaki en iyi daktiloyu aldık. Bana dünyaları vermiş oldu. Şimdiki gençlerin bunu anlaması zor olabilir. İlk kez bilgisayarınızın olduğu ün hissettiklerinizi düşünün. Ben o sevince üniversiteyi bitirince ulaşmıştım. Şaka bir yana da seksenlerin başında şiir yazıp üstelik bunu dergilerde yayınlatan kadın sayısı bugünlere göre çok az iken; üniversiteyi bitiren bir genç kız için işe girip evlenmesi hayalleri kuran pek çok babanın aksine beni yazmak için yüreklendiriyordu. Şimdi dönüp bakıyorum da birlikte yaşadığımız acı tatlı onca anı için çok teşekkür ederim baba.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ