Tulga Tolun Şatır Fatma Aliye’nin Biyografik Romanını Yazılma Sürecini Anlattı: Yokluğunu Seyretmek

  • 30 Mayıs 2020
  • 187 kez görüntülendi.

Tulga Tolun Şatır

Yokluğunu Seyretmek

Fatma Aliye Hanım ile ilgili ilk bilgiye, ancak bugünkü elli TL’ler kullanıma sürüldüğü zaman sahip olmuştum. O dönemde sadece bir merak giderme seviyesinde kalan okumalar daha sonrasında bu biyografik romanın yazılma teklifiyle derinleşti ve tabii ki ilginçleşti. Bu süreç benim duygularımı da etkilemeye başladı. Yaşam hikâyesinde yer yer öfkelendiğim, yer yer şaşırdığım, bazen de çok üzüldüğüm zamanlar oldu. Hayatını yazmaya kalkıştığımda epey endişelendiğimi de söylemeliyim çünkü ben kendimi epey amatör bir yazan kişi hissederken önemli yazarlarla da eş zamanlı bir şey yapmaya çalışıyordum. Yayınevi geçmişteki Türk yazar ve şairlerinin biyografik romanlarının yazıldığı bir seri çıkarmak istiyordu. Benimle birlikte yayıneviyle önceden çalışmış olan yazarlara da bir şair ya da yazar seçip biyografik bir roman çalışması yapmalarını teklif etmişti. Bu projeye katılmak isteyen yazar arkadaşlarım çeşitli seçimler yaptılar. Seçimim bana sorulduğunda “Fatma Aliye.” dedim. Aldığım cevap “O kim?” sorusuydu. O zaman doğru yolda olduğumu anladım ve Fatma Aliye Hanım’ı kesinlikle yazmaya karar verdim.

İlk Türk kadın romancısıydı ve bunu çok az kişi biliyordu. Elli TL’lerin arkasında yer aldığında ve kim olduğunu yeni öğrendiğimde, ben de utanmayla karışık şaşırmıştım. Çünkü aldığımız o kadar, bana göre iyi edebiyat eğitimine rağmen bu ismi hiç hatırlamıyordum. Fatma Aliye Hanım Türk edebiyatındaki bu denli önemli yerine rağmen edebiyat tarihinde bir şekilde yok olmuş ya da yok edilmişti.  Bu yüzden diğerlerinin ve yayınevinin de onu bilmemesini içim biraz daha rahat karşıladım ve işime koyuldum.  Fakat yarı yolda yayınevi projesini rafa kaldırdı ve bu seriden ancak birkaç kitap çıkardı. Sonrasında İndie Yayınevi projeye sahip çıktı ve seçilmiş tüm yazarların biyografik romanları yayınlandı.

Yazarken Fatma Aliye Hanım’la ilgili ulaşılabilecek kaynak sınırlılığı benim için önemli bir sorundu. Yazdığı bazı romanların Osmanlıcadan Yeni Türk alfabesine çevrilmiş haline ulaşmak mümkündü ama yine de hayatının ayrıntılarını anlatabilecek ne çok fazla yazıya ne de kişiye ulaşmam mümkün oldu. Bunun nedeni de açıkçası sahip olduğu hüzünlü hayat hikayesinde gizliydi. 

Roman,  biyografik özelliğinden de kopmadan Fatma Aliye Hanım’ın kızıyla yaptığı bir dertleşmede birkaç saat içinde kendi hayatını anlatması şeklinde oluştu.  Okuyanların onun varlığını yeni de olsa öğrenmesi, neredeyse her gün resmine baktıkları bir insan hakkında şaşırtıcı fikirler edinmeleri benim için memnunluk verici, amacıma ulaştığımı hissettiren bir durumdu.

Görünen oydu ki Fatma Aliye Hanım’ın edebiyat tarihindeki yok oluşunun da temel sebebi ne yazık ki milletimizin her alanda bitmez tükenmez bir şekilde yaşadığı bölünme eğilimiydi. Hemen her konuda birbirine çok zıt ve uzak tarafların oluşması, kişilerin, kavramların hızlıca fanatik denecek düzeyde yandaşlarının ortaya çıkması ve bir tarafın savunucu, diğer tarafın acımasızca yok edecek derecedeki tavrıydı.

Geçmişimizden ancak birilerinin yönlendirdiği alanda haberdar oluyor, geçmişteki olay ve kimliklere onların istediği şekilde değer veriyoruz. Bize ilham verebilecek, örnek olabilecek birçok yaşamdan haberdar olmuyoruz. Bu, bırakalım önemli şeyler yapmış olmayı, sıradan hayatımızda çoğumuza ölümümüz sonrası kolaylıkla yok olacağımız hissini verdiğinden, günlük yaşam enerjimizi de kısıtlıyor.  Anın tadını hakkıyla vermek konusunda zaten yeterince farkındalık edinemiyoruz. Bu dünyadan bu göç ettikten kısa süre sonra esamesi okunmayacağı fikrini edindiğinde insanın yaşama karşı hevesi erozyona uğrayabiliyor.

Cenazeler aslında ölenler değil geride kalanlar için yapılır. Cenazeye katılanların bir gün öldüklerinde kendilerinin de arkasından, benzer bir törenin yapılacağını, öylesine bir köşeye atılıp unutulmayacaklarını görmeleri gerekir. Belki de farkında olmadan, hayatlarını candan, sahte olmayan insanların var olduğu bir cenaze töreni için kurgularlar. Onlar tarafından hep hatırlanacak bir yaşam sürdürmüş olmayı dilerler. Doya doya yaşamak belki de aslında budur. Gel gelelim başlangıç itibarıyla, o günlerde yaşamış çoğu insanın imreneceği bir yaşamı olmuş, edebiyat tarihimizin ilk kadın romancısının cenazesinde topu topu yirmi-otuz kişi vardı. Ölümü gazetelerde zor yer buldu. Ölmeden çok öncesinde zaten yok olmuştu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ