Özgün Ergen’den Ece Apaydın Söyleşisi…

  • 17 Mayıs 2020
  • 668 kez görüntülendi.

Ö.E – Gümüş Kaşıkların Ucunda, Kemik Ağacını Kar Sesiyle Süsleme Sanatı ve Ben Salome’nin ardından Asıllar ve Replikalar dördüncü şiir kitabınız olarak yayımlandı. Şiirinizi yayımladığınız ilk günden bu yana belirli bir poetikası olan bir şiir yazıyorsunuz.

Şiir dilinizde de oturmuş ve vakur bir duruş belirgin. İlk kitabınızdan bu yana farklı oluşuyla göze çarpıyor şiirleriniz. Yoğun bir işçilik içerirken kendi olmayı başarıyorlar. Bu yoğunluğa ulaşmak için hayatta ve şiirde nasıl bir yol izlediniz? Sizce günümüz şiirinde böyle kendi kalabilen ve şiirinden ödün vermeyen kaç kişi vardır?

E.A – Şiirim duyusal sınırları zorladığım, şiirsel yaşam durumlarını bir tür enerji yumağı olarak parçaladığım biçimlerin ritüelleşmesi çabası. Sizin işçilik ve kendi olmayı başarmak dediğiniz şey, öyle çok kolay ulaşılabilen bir durum değil. Ortaya çıkan biçimsel değer klinik bir tabloyu da şiire ekliyor. Dilin lezyonları şair için bir özgünlük alanı açarken, doğruca şairin yaşamı da hikayeyi şişirebiliyor. Obez bir yapı, dilsel barizleşmenin patlama noktasına geldiği bir tür kışkırtma, ayartma… Kendi yarattığı mikro iktidarı yıkma arzusuyla sürekli başlangıç noktasına çekilme. Diğer yönden de kendi bambaşka izlerinden geçerek geleceğe yönelme isteği. Bunlar yoksa şiirde buluştan, özgünlük ve yenilikten söz edilemez.

Bu sözle işaret ettiğim husus; entelektüel birikimi, kültürel ve bireysel belleği uyarmaktır.

Aynı zamanda dil oyunlarından nasibini almış gündelik dilin şair için bir fırsat oluşturduğu noktadan hareketle söylemek isterim ki; dilin olanakları yaşamın olanaklarını geliştirdiği gibi entellektüel zeminde düşünce evresinde de şaire yeni kapılar açıyor. Metaforlar ve alegoriler yoluyla bu simgeleme sistemi ile anlatım dilinin olanaklarını geliştirmek gibi… Şiirde, sözcük ekleme yapıştırma yöntemindense; anlatım dilinin enerjisine inanmak gerekiyor. Örneğin imge çoğu zaman bana gerekli bilgiyi vermiyor. Burada bilgiden kastım şiirsel söylemin yaşamsallığına kavuşması. Canlı bir dile kavuşamayan şiir kendi üstüne kapanır. Minimal etkin bilgiden dahi yoksun, kopuk, işitsel ve görsel olarak canlılığı olmayan bir şiir bana beklediğim bilgiyi vermekten yoksun kalır. Kaldı ki hakikat sonrası çağımızda salt bilgiye sahip olmak da yetmiyor. Günümüz insanının hayatta kalmak için gösterdiği macerada farklı disiplinler devreye girmekte. Yapmayı-bilmek, yazmayı-bilmek, dinlemeyi-bilmek, görmeyi bilmek ve hatta yaşamın zorlu bir performansa döndüğü dünyada yaşamayı bilmek söylevin bütün oyunlarına başvurmadan nasıl mümkün olabilir? Bugün şiirden söz ediyorsak, anlatımsal bilginin dil oyunlarıyla söylemin bütün olanaklarını geliştirdiği bir şiirden söz ediyor olmalıyız.

Kimliklerin parçalaması, bir anlamda gerçekliğin de parçalanmasıdır. Şiirlerim çok parçalı duyuları yansıtan, geleneksel ve nostaljik olanın karşısında kaygan olan, dışavurumunda travmatik parçalanmalar yaşayan, çeşitlilik gösteren metinler. Çünkü sosyal yaşamda sürekliliği zor yakalanan değişken koşullar, farklılıklar, heterojenlik ve kaos hakim. Sosyal yaşamın çeşitliliği çoğul bir tipleşmeyi de beraberinde getiriyor. Böylelikle beklenen gerçekleşiyor ve yaşam, dil oyunlarından örülmüş katmanlar halinde bizi zaman ve mekânlara göre parçalara ayırıyor.

Oyunlara eğilimli performans dili de bu yöntemle veya bu şekilde oluşmakta. En bariz performans dili, proje ve kariyer savaşlarında ortaya çıkan dildir. Dilin belirtilerini iyi anlamak, şiiri bir yerden yakalamak zor iş. Günümüzde çağın durumunu ve ruhunu bir dil durumuna dönüştürememiş birçok şiirimsi yazılıyor. Sanki çoğunluk bir hastalığı taklit ediyor ve bu hastalık kutsal ve ve daha da kötüsü dokunulmaz kılınıyor. Tek tip  biçimleri terk etmekte zorlanan şair, sancılı bir gelişim sürecini atlatmak zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Bir taraftan onu zorlayan geleceğin bu girift dilini, diğer taraftan da sokaktaki anlatım dilini dışlıyor olmakla yüz yüze kalmış durumdadır.

Ö.E – Evet, son kitabınız Asıllar ve Replikalar, Kemik Ağacını Kar Sesiyle Süsleme Sanatı ve Ben Salome adlı kitaplarınıza oranla postmodernizmin ürettiği parçalanmayı daha yoğunlukta gördüğümüz bir yapıt. Asıllar ve Replikalar kitabı Fransız filozof Derrida’nın ‘‘metnin dışında hiçbir şey yoktur’’ sözüyle başlıyor ve kitabın 40. bölümünde de sizin ‘‘her şey metnin içindedir’’ dizenizin yer aldığı şiirle karşılaşıyoruz.

ayaza çekilen küçük sesler -metroda / kargaşayla silindi -rüzgarın başka paltolarda /

çevirdiği oyunlar. cep içlerinde eteklerde köklerin / başka yaşamları var. kartala rakip olan öykü / dile yapışık doğumlar. her şey metnin içindedir / kuşkonmaz. yer mantarı. yırtılan ipek sular / bir arada tutarım demetleri. doyum dışında / birtakım yaprakları / bir arzu anını. dilin şaşırtması olan /

Yine kitabın 38. bölümünde, bir şair olarak yazılan metni baz almanız devam etmekte.

Bir ısırık bir kaşıntı kalmış geride / sallanan yapı düzenekleri / yuvalar dilsel bir alan sarıyor / yazmakta olan beni / kalkan toz kendiliğinden / ve silkinen şal / diyor ki burada kal /

metnin içinde / bir ısırık bir şişkin sözcükte / derideki /

Bu şiirler günümüzde metnin dışında var olmaya çalışan günümüz şair ve yazarlarına bir tepki barındıyor mu?

E.A – Kemik Ağacını Kar Sesiyle Süsleme Sanatı ve Ben Salome kitaplarımdan sonra şiir poetikamı açılımlayan yeterince yazı ortaya koydum. Şairin eğer bir poetikası varsa, şiirini anlatmak gibi saçma bir işe soyunmaz. Ben de şiirimi hiç anlatmadım, ancak şiirimin açılımları hakkında konuştuğum olmuştur. Bu son kitabımda ”metnin dışında hiçbir şey yoktur” sözü beni yazma eyleminin bütün açılımlarını hissettiğim bir evrene sürükledi.

Söz ve gerçeklik ilişkisi bağlamında Derrida’nın mevcudiyet metafiziği dediği, logosun (sesin, sözün, konuşan öznenin) varlığı karşısına yazarın yokluğunu koyduğu bu ayrımda benim de kendmi konumlandırdığım yer, yazmış olduğum metnin kendisi oldu. Özne olarak yazarın yokluğu konusu Derrida’ya göre üretilen metinde yeni kapılar açıyor. Derrida’nın gerçekliğin ve anlamın sabitlenemeyeceği düşüncesi, yazı ile dil arasındakı bağı, gösteren ile gösterilen arasındaki klasik anlamı baltalayan bu güçlü savı, benim bu kitabı yazmamdaki motivasyonum oldu. Frage, Russel ve Wittgenstein okumalarım, dil felsefesine olan özel merakım beni kışkırtmış olabilir.

Metnin dışında var olmayı piyasa ilişkileri bağlamında algılamadığımı belirtmek isterim. Şiirden çok şairin bol olduğu günümüz ortamında üzgünüm ki. Okumak adına kendime ayırdığım şiir sayısı oldukça az.

Ö.E – Asıllar ve Replikalar’da yer alan şiirleriniz yoğunlaştırılmış bir organizma adeta, 66 bölümden oluşan tek bir şiir. Şiirde ‘‘kartal’’ ve ‘‘ay’’ gibi güçlü metaforlarınız var.

Ölü ve içkince bir zevk gözleri kartalların / işte soğuk payetlerim ve omuzlarım dar /

adımlarım çamurda başım sis içinde bu pazar / dökülüyorum neredeyse -öyle eski /

bizim ortaklığımız -bedenlerimiz ve fazlasıyız gözlerden /

bakışımız -bizim ortaklığımız -görünen hat- /

                                                  herkes gitmiştir erkenden /

tadılmış kanyakta meleklerin payı /

Metaforların sizin şiirinizdeki açılımı nedir? Okur adına bu soruyu sormak durumunda hissediyorum kendimi.

E.A – Okurda ortak bir bilinçaltını harekete geçiren, kültürel belleği uyaran ve gündelik hayatımızı aktaran metaforlar benim şiir ile kurduğum ilişkinin başat ögeleri. Jung’un bir sözü vardır, ‘‘her birimiz kendimize özgü ve biricik olsak da, bütün insanlıkla ortak bir bilinci paylaşırız’’.Metaforların da bir tür benzerlik ‘‘transfer etme-taşıma’’ özelliği düşünülürse, şiir dilindeki sistem katmanlar halinde örneksemelerle dolu olacaktır. Bu da büyük bir zenginlik. Soyut ve karmaşık olan ve hayal dünyasının aktarımında belirgin alanlar açan metaforlar aslında bir kavramsallaştırma olayı.

Metaforları anlamaya çalışmak, hangi kelimelerle düşündüğümüzü anlamak için de bir araç. Nasıl bir toplumda, nasıl bir kültürde ve nasıl bir gerçeklikte yaşadığımızı, yolumuzu nasıl bulacağımızı ve kim olduğumuzu anlamaya çalışmak.. Son kitabımdaki metaforları bir bütün olarak değerlendirme eğilimindeyim. Başlangıç metaforlarının tüm kitap boyunca bir tür ulamayla ilerlediğini söyleyebilirim. Başlangıç noktasına şimdi dönüp baktığımda, birçok çağrışım ve renk üzerinden yarattığım görsel ve işitsel duyulara hitap etmesiyle yine birçok figürde ve materyalde karşıma çıktılar ve kendilerinden sonra gelen bölümlerde düzensiz olarak dağıldılar.

Bir sembolizm biçimi olarak da güçlüdür metaforlar. Benim kitapta çabaladığım da aslında  bir ifade biçimi olarak sembolik alanlar oluşturmaktı.Ve bu alan kitap ilerlerken bir arka plan oluşturdu. Arka planla bağlarını iyi kurabilen örtük anlamlar yaratmak şiirimde çok katmanlı yapıyı ortaya çıkardı. İnsan ve nesne ilişkisini böylelikle kurdum. Kitabım aynı zamanda görsel duyuları harekete geçirme arzusuyla; temsili metaforlardan, sinemadan da çağrışımlarla dolu.

Ö.E – Son kitabınız Asıllar ve Replikalar’da bütün kitap boyunca hayvan metaforlarının sıkça kullanıldığı göze çarpıyor. Bunca hayvan şiirinizde metaforik olarak nasıl bir amaçla var oldular?

E.A – Haklısınız, dikkatiniz ve bu güzel soru için ayrıca teşekkür ederim. Kemik Ağacını Kar Sesiyle Süsleme Sanatı kitabımda bile kırkın üzerindedir bu sayı. Bu elbette diğer kitaplarda da devam etti. Ben Salome ve son kitabım Asıllar ve Replikalar’da. Hayvanlar ve onların doğru çizilmiş modelleri ilk çağlardan beri bize bir bilgiyi vermekteler; biz de bu bilgiyi çocukluktan erişkinliğe bütün dönemlerde anlatımsal bilgiye eşliyoruz. Masallar bunun en pratik yaşama alanlarıdır. Şiirde anlatımsal bilginin öneminden ilk bölümde söz etmiştim. Örneğin bize boğanın verdiği bilgi öyle geniş bir perspektife sahiptir ki; kadim bilgelikten, antropolojiden, efsanelerden tutun da mağara resimciliğine kadar uzanır. İnsanlığın uygarlık tarihi boyunca entelektüel birikimlerinin, hayvan metaforları üzerinden gelişen duyarlılıkları  beni çok etkilemiştir. İnsan deneyimlerinin ham hallerini görmek için onlara bakmak yeterlidir. Açıkçası doğada insan da dahil hiçbir şey, bana bu duyarlılığın ipuçlarını vermedi.

Ö.E

Bu kadarmış ömrü / yakın gözlüğümün ve kartaldaki panikler / ikisi de yükseklik korkusundan mutlu /

kartallar gibi yuvalarından kayan  / gözler -şaşı iki çember erkekle kadın /

bir iç yüzey -yüzün yüze eğikliği / kayan gözler -orada -iyi dönerler yuvalarına /

… akşamları retro! kafesli çay takımı / en iyisi eve kaydırmak odağı… /

Mermeri soğuk bulurum bir ölüden diğerine -odağı / benden kaymış panel direklerini… /

farklı bölümlerdeki bu dizelerinizde belirgin bir bakışın derinliğini hissediyoruz. Ben sizin sinemaya olan ilginizi bilen biri olarak bu derinliğin bağlarını şiirle kurabiliyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

E.A – Yine metaforlara dönmem gerek. Kartal (logos), kitap boyunca yüksekteki varlığıyla yazan özneyi izleyen, onun varlığının yazıya dönüşüp (düze inişiyle) yok olan şairin peşini bırakmayan bir kartal bakışına ve böylece kameraya dönüşüyor. Bazen de bir yakın gözlüğü oluveriyor. Hitchcock’un gözlemci bakış açısına bir gönderme var burada –Vertigo efekti- yaratma. Bazen de okuru, sinema seyircisi gibi röntgenci bir izleme deneyimine çekme. Kimi dizelerde zoom kullanma çabası da diyebiliriz. Dikkatli okunursa kitapta örnek gösterdikleriniz dışında birçok bölüme rastlayabilirsiniz. Yüksekte (tepede -kartalın yuvasında-) ve alçakta (evlerin olduğu yerde -şehirde-) olarak ikiye ayrılan bölümlerde bu çabam daha belirginleşiyor. Yaşamda da odaklanma eylemi beni hep çok düşündürmüştür.

-seçkin bir Femme Fatale -çitlerde / burnunu dikti dünyadaki hayat / deyişimde yaşama  yeterince konsantre olamayan günümüz bireyinin tepkisizliği bir tür ‘bulanık odaklanmadır’ ya da kişinin kendini soyutlama isteğiyle ‘doğru netlemeye’ varamayışının sonucu bir tavırsızlık aktarımıdır. Böylelikle odağımız sürekli kayıyor ve çok kişilikli, çok parçalı yapılar belirginleşiyor. Odaklanma imlerini, yaşama bakış açımızdan ayrı düşünemeyiz.

Ayrıca sinemaya ilgimden dolayı  Asıllar ve Replikalar’da, Vertigo filmine ve Hitchcock filmlerini yapıbozuma uğratan De Palma’ya bulaşmadan edemedim. Okur için bu ipuçlarını vermiş olayım.

Teşekkür ederim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ