Serap Erdoğan Karantina Günlerini Anlatıyor…

  • 28 Nisan 2020
  • 241 kez görüntülendi.

Serap Erdoğan

İNZİVA

Rüzgâr, fırtına, bir başınalık ve bir başınalığın, oluşu geçmişe, âna ve düşe saçan karmakarışıklığı… Bir ipten aldığını sokağa katan, sokaktan aldığını kapıya yığan, yaprağı birbirine kırdıran, vakti de ölmenin harflerinden soğuk rakamlara, rakamları da isimsizliğine bulayan karanlık… Akşamın kıyısına vurmuş ceset torbaları, listeler…

En çok iki hafta süreceği öngörülen ara tatilin öne alınması ile kendimizi kalabalıktan ayırmak için bir köydeki yaz evimize geldik. Karantinadan beri aynı yıkık giyitlerimizleyiz. Kiminin yenleri püsküllendi, seyreldi. Birbirimize soluk görünüyoruzdur. Tüm bunlar olmadan önce de alışveriş tutkunu insanlar değildik, ancak sadece birer yedek giysi ile yola çıktığımızdan dönüşümlü olarak giyiyoruz. İnanmayacaksın belki ama üzerimde bir giysinin eskimesi, sarkması ve ipliklenmesi tuhaf bir haz veriyor. Yoksulluğun kutsanması gibi bir anlam çıkmasın sakın buradan. Eşyaya boğduğumuz evlerin ve dolapların nefessiz, vakitsiz bıraktığını daha iyi anlıyorum artık. Makyaj yapmamak da bir özgürlük tanımı artık bana. Şayet bizi can yitimleri ile, onlara varamamakla, belki bir daha görememekle sınamasaydı olup bitenler bu hale sevinebilirdim bile.

Dünya kısa süre önce ancak geleceğin kurgulandığı eserlerde rastlanacak bir hayretin içerisine hapsoldu. Tüm boş inançları sorgulamak için sakinlik ve mekân öneriyor sanki sebep. Yanı sıra adımlayan korku ‘’ durup ince şeyleri’’ anlamaya olanak verdi mi bilmiyorum fakat zamanı inceltip şeffaflaştırarak geride kalanın anısını sık dokumuş olabilir. Doğadaki birbirine muhtaçlığın bilgisini unutmuş insana yaşayabilmek için mesafeyi şart koşan ironi tüm bunlar bittiğinde yine de unutulur mu? Unutulmasın. Çünkü doğanın kitabı, ardıç ağacı ile ardıç kuşunun var olabilmek için birbirlerine muhtaçlığının tekrarından ibaret. Ardıç kuşunun ağacın tohumu ile beslenmesi, ağacın da ancak kuşun sindirim siteminde kabuğu çatlayan tohumdan kendini sürdürebilmesine benzer bir bağlılıkla tanıştıracak dünya kalan insanlığı. Öyle hissediyorum. Toprağa ittiğim kuru bir asma çubuğundaki hevese tapıyor, biz kururken şarkısı daha gürleşmiş kuşların şenliklerini, kuzuların daha bağırgan be’lerini me’lerini tekrarlıyorum. Oluşla değil ruhumla katılıyorum ki böylece insan olmaktan da sanki biraz kurtuluyorum.

‘’ Bana bir aşı bul/ yorgun dallarıma/ ben bu avazda yüzümden oldum’’

Edebiyat bu süreçte duvarların gerisinden de teknolojik olanaklarla seslenmenin olanaklarını buldu. Ezelden beri zaten acıyla beslendiğinden bu alt üst oluşun dönüşerek başka bir kanaldan fışkırması şaşılacak bir şey olmayacaktır. Bir ay içinde hayatımıza giren birçok kavram, sözcük şimdiden metinlerde dolaşmaya başladı ve hemen de eskidi. Bizler de eski dünyaya dönemeyeceğiz artık, yeter ki ardıç olalım birbirimize.

SERAP ERDOĞAN

İassos

15 Nisan 2020

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ