Önder Çolakoğlu, Hakan Unutmaz’a Sordu…

  • 19 Nisan 2020
  • 197 kez görüntülendi.

Önder Çolakoğlu: Metinlerarasılık… Çok sık duyduğumuz bir kavram. Julia Kristeva “Metinlerarasılık sonsuz bir süreçtir ve her metin bir alıntılar mozaiği gibi oluşur” der. Modern ve hatta postmodern şiirin poetikasında metinlerarasılık; önceden yazılan şiirlerle, yeniden kurulacak olan ilişkiyi, geleneği dönüştürmeyi ve geleneğin yeniden üretilmesini öngörüyor. Tam da burada Harold Bloom ise “Gelenek sadece nesilden nesle bir geçiş ya da yumuşak bir aktarım süreci değildir; aynı zamanda geçmişteki deha ile şimdiki yönelimler arasında bir çatışmadır” diyor. Yeni yazılan şiirin ses, müzik, yapı ve biçimsel açıdan daha önceki herhangi bir şiiri anımsatma – hissettirmesinin son zamanlarda arttığını görüyoruz. Aynı biçim, aynı yapı, aynı ritim hep. Esinlenme, çalıntı vs. kavramsallarla bunu açıklamak kolaycılık belki; ama böyle olduğu gösterildiğinde de şairin, durumu metinlerarasılık kavramına bağlayıp işin içinden sıyrıldığını görüyoruz.
Yani bir anlamda “yeni şiir” oluşturabilme sürecinde metinlerarasılık bir can simidi mi, yoksa bir tuzak mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Metinlerarasılık sonsuz bir süreç mi? Türk şiirinde yeni soluklanmalar ve yeni devinimler için ayağımıza vurulmuş bir pranga mı?

Hakan Unutmaz: Bana göre şiirde bunu yapmaya çalışmak bir tembellik, kolaya kaçma anti-fiilidir. Aynı tembelliğe ben de düşmedim mi, düştüm elbette. Çoğumuzun etki altında kaldığı, iskeletini taklit ettiği metinler/yazarlar var. Ancak bu pişme sürecinde ana hardan ne kadar uzaklaşabilirsek o kadar gevreriz. Can Yücel’in etkisinden sıyrıldıktan sonra kendi şiirini bulduğunu söylüyor küçük İskender de. Zaten ondan sonra yeni dönüşlülük etki alanını yaratıyor. Orijinalliği aramak adına salt farklı ürünler çıkarmaktan bahsetmiyorum. Özgünlük ve farklılık bambaşka şeyler. Mesela Onur Sakarya özgündür ama M. Mümtaz Tuzcu farklıdır. Birisi var olanı, yapılmışı kendi tarzına göre biçimlendirip emsalleri içinden sıyrılırken diğeri her seferinde başka bir söyleyiş denemeye çalışır. Her ikisinde de metinlerarasılık yok mudur, vardır. Ama bu terimin arkasına sığınıp kendilerini tekrar etmek yerine terimle birlikte, geleneğin üzerine koyarak ilerlemişlerdir. Bugün herhangi bir şair, “Ruhi Bey”in serüvenini devam ettirebilir hatta bu serüveni daha iyi söyleyişle aktarabilir ancak ne kadar ciddiye alınır? Kısacası metinlerarasılık ya da daha özele vurursak nazire arkasına saklanmış şiirin tarihe kalabileceğini düşünmüyorum. En azından bu şiiri ben ciddiye almıyorum.

Önder Çolakoğlu: Günümüz şiirinde şiirin oluşma süreçleri ve dili kullanmada şiir- öykü- düzyazının birbirine giderek yakınlaştığı ve hatta dibinde bittiği düşüncesi var. Bir şiirde öykü ya da düzyazı bileşenlerini var eden tüm damarları gördüğümüz gibi, bazı yazılarda da “ şiirsel dil” ile yazılmış “şiir bu” gibi sesleri çok sık duyuyoruz.

Yeni e’nin Ocak 2019 tarihli sayısında Nilay Özer’ “Günümüzde şiir, birincisi yapısı daha belirgin, kısa, lirizmi daha net şiirler; ikincisi yapısı dağınık, sözcük listesi geniş, düzyazısal ve sanatlar arası biçimsel özelliklere sahip şiirler olmak üzere iki hatta güçlü bir biçimde ilerliyor” diyor. Ki ikinci söylediği damarın ciddi bir yol kat ettiğini düşünüyorum. Bu bir tespittir elbette.

Tüm sanat dalları için mevzubahis olan hibridleşme-içiçe girme-kültürel melezleşmeyi şiirde nereye yerleştireceğiz? Bu yakınlaşmalar şiir-öykü- düzyazı gibi yazın türlerinin birinin gerçeğini-kimliğini yitirmesiyle sonuçlanma tehlikesi var mı? Şiirde melezleşme var mı? Bu kavramla şiirde lirizmin üstünün tamamen çarpılanması (ironinin doruğa çıktığı, toplumsallık ve gözle görünür ideolojik karşılığı olmayan ve mutlak bir “ben” ile sürüklenen  bir sürec, ya da deneysel şiir kavramını da buna ekleyebiliriz ya da sanki tüm şiirimizin en büyük sorunu lirizmmiş gibi davranmak) arasında bir  ilişki görüyor musunuz? Antilirizm kavramının bugünkü ve gelecekteki şiirimiz için anlamı ne ne olabilir?

Hakan Unutmaz: Şu sıralar Sevim Burak’ın Yanık Saraylar’ını tekrar okuyorum. Eseri okurken “Acaba şu cümleyi şöyle bölüp alta alsak güzel şiir olabilir mi,” diye düşündüğüm birçok yer oluyor. Benzer düşüncelerim özellikle 2000 sonrası okumasını yapmakta olduğum öykü dergileri/fanzinleri üzerinde de sıklıkla tekrarlanıyor. Bu türlerarası etkileşimden rahatsız olmayan gruptayım ancak şiirde (genelde düzyazı şiir diye tabir edilen biçimsel anlatıda) tür ayırt edici unsurların biraz keskinleştirilmesi taraftarıyım. Cümle hâlinde oluşmuş dizelerin yüklemin yerine göre kurallı/devrik olması gerekliliğinden bahsetmiyorum. Öyle ki Attilâ İlhan, birçok dizesinde yüklemi sona almasına rağmen şiirselliği net bir şekilde yakalayabilmiştir. Bunun aksine bazı şairlerimizin şiirselliği yakalayamamaktan korktukları için düzyazı şiire kaydığının kanısındayım. Bu sayede şiirdeki hata payı ve fazlalık daha az göze çarpar, diye düşünüyorlar. İyi bir okurun bu aksamayı fark etmesi işten bile değildir. Bu şairler, okurun birikimini kaçırmaktadır.

Özer’in bahsettiği güçlü kollara, özellikle ikinci kola değinecek olursam; okumaktan büyük keyif aldığım hattın bu kolda olduğunu dile getirebilirim. İkinci Yeni’den bu yana kullanılan benzer imgeler, aynı izlekler artık kabak tadı vermeye başladı. İlk soruda vermiş olduğum yanıta benzer olarak, işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değil çoğu birinci kol şairin yaptığı. Mustafa Çavuşoğlu’nun bir sohbetimizde kulağıma çaldığı “Günümüzde sevgiliyi pencere önünde beklemiyoruz,” cümlesine ekle, günümüzde gençlerin sevgisinde Tevfik Fikret’in Aşiyan bahçesi, Sadabâd, Karşıyaka vapurunu Güzelyalı’da bekleyen kuşlar hemen hemen yok gibi. Günümüzde sevgiliyi hatırlatan şarkının birçok farklı yorumunu Youtube’da bulabiliyoruz. Sevgiliyi sosyal medyada; hayatın anlamını ekşisözlük ve tumblr’da arıyoruz. İşte, bahsettiğim ikinci kol bunları az buçuk yakalayabildi. “Tarihi yansıtıyor,” diye eski şiirleri beğenirken kendi gününden, güncelinden hiç bahsetmemek büyük bir tezat oluşturur. İmgesiz şiirin, antilirizmin bana göre geleceği olacaktır. Enis Akın’ı, Serkan Işın’ı, Rıdvan Gecü’yü, Erkan Karakiraz’ı ve sayamadığım daha birçok ismi irdeleyerek okuyanlar, demek istediklerimi büyük ölçüde anlayacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ