Beynelmilel Bir Sanatçı, Şair, Biyografi Filmi: Lope

  • 27 Mart 2020
  • 444 kez görüntülendi.

Ersin KURT

Zor günlerden geçtiğimiz bu süreçte evlere kapanmamız sebebi ile her ev olmasa da çoğu ev birer kütüphane, birer sinema salonu pozisyonunda. Kanımca güzel bir dönüşüm.

Salgının bizleri esaretine aldığı bu dönemde sinema izlemek için epey bir vaktimiz olduğunu düşünenlerdenim. Benim gibi yalnızca yerli filme odaklanmış birisinin bile yabancı bir filmi hayranlıkla izlediğini düşünecek olursak böylelikle epey vaktimizin olduğunu da doğrulamış oluruz sanırım.

İzlemiş olduğum Lope Filmi’nden önce filme esin kaynağı olan Lope de Vega’nın hayatından kısaca bahsetmem gerekirse;

Lope: 25 Kasım 1562 yılında Madrid’ te dünyaya gelen ve öldüğü 27 Ağustos 1635 yılına kadar; 3000 sone, 3 roman, 4 novella, 9 edebi destan ve 1800 tiyatro oyunu sığdıran bir şair kişi. İspanyolların Cervantes’ten sonra İspanyol edebiyatında en önemli yazar ilan ettikleri tarihin en üretken yazın ustalarından birisi.

Pek çok sinema eleştirmenine göre belgesel kategorisinde değerlendirilen bu film bana göre tam anlamıyla biyografik bir dram filmi. Tamamıyla Lope’nin hayatından kesitler sunan, kâh üzüntüye sürükleyen, kâh güldüren, kâh doyurucu edebi sahneleri ile edebiyatın ve sanatın hazzına varmamızı sağlayan başarılı bir yapıt.

Lope karakterine hayat veren Alberto Ammann’ın İspanya adına Lizbon’a savaşmaya giden bir ordu mensubu rolüyle seyirciye ”merhaba” dediği film; Lope’nin Madrid’e geri dönüşüyle durağan startına ivme kazandırıyor. 

Lope’nin tarihi Madrid sokaklarını arşınlayarak evine ulaşması neticesinde hasta annesinin kendisini görmesi sebebiyle yaşadığı sevinç görülmeye değer doğrusu. Abisi (Antonio de la Torre) ile de hasret giderdikten sonra ise; sağduyulu din görevlisi arkadaşı Fray Bernardo’nun (Luis Tosar) yanına gitmesi ile İsabel’i  (Leonor Watling) görmesi Lope’nin içsel bir coşku yaşamasına sebep olan güzel bir detay.

Ama ne var ki İsabel ile tanışmasının hemen sonrasında hasta annesini kaybeden Lope’nin sevinci kısa sürüyor. Üstelik onurlu duruşundan taviz vermek istemeyen Lope annesini son yolculuğuna şaşaalı bir törenle uğurlamak isteyince Calero (Tomas del Estal) isimli bir tefeciye de hayli borçlanıyor.

Borcunu bir an önce ödemek ve hayatına devam etmek için güzel kılıç kullanması dışında elindeki diğer yeteneği olan şairliğe ve oyun yazarlığına sıkı sıkıya sarılan Lope yazmış olduğu oyunuyla bir gün Madrid’in en önemli oyun yazarı olan Velazquez’in (Mariano Venancio)huzuruna çıkmaya karar veriyor. Her ne kadar Velazquez’in korumalarından insani bir muamele görmese de Velazquez’in kızı Elena Osorio’nun (Pilar Lopez De Ayala) gönlünü fethetmeyi başarıyor ve Velazquez ile kontak kurabiliyor.

Filmin devamında Lope’ye gönlünü kaptıran Elena’nın kaçak olarak sık sık Lope’nin evine yapmış olduğu ziyaretlere tanık oluyoruz. Ve tabii Lope’nin ”Filis” mahlasına ithaf ettiği ve aslen Elena’ya yazdığı şiirlere de… Ayrıca bu sahnelerde filmin ana karakterlerinden birisi olan Elena’nın da ”seksi” ve ”masum” kelimelerini tek bedende barındıran muhteşem duru güzelliğine kayıtsız kalmak da olanaksız. Kesinlikle takip edilmesi gereken müthiş bir oyuncu.

Bu esnada Velazquez’e tabularını yıktıran, bambaşka bir oyun anlayışını empoze eden Lope’nin başarılı yaşam macerasının kapısını da aralamış oluyoruz. Tabii Velazquez’e ezberini bozduran bu değişimleri kabul ettirmek hiç de kolay olmuyor. Burada da devreye yine güzel kızımız Elena giriyor. Ve olmazlar birden olur hâle geliveriyor.

Madrid sokaklarında ünü günden güne yayılan Lope’nin paraya ihtiyacı olduğunu bilen arkadaşı Claudio, Lope’nin Marki ile tanışmasına aracılık ediyor. Marki ise İsabel’e aşık orta yaşlı bir soylu. ”Tanrı bana şiir yazma yeteneği bahşetmemiş, Sadece başkalarının yazdıklarını satın alabiliyorum,” diyen bir asilzade. Lope ise yazdığı şiirleri Marki’ye verip İsabel’in Marki’ye aşık olmasını sağlamaya uğraşan bir fakir şair.

Genel anlamda Lope, Elena ve İsabel üçlüsünün aşk sarmalı doğrultusunda ilerleyen film Elena’nın evli olduğu gerçeğini öğrenen Lope’nin bir anlık öfkesine yenik düşüp Velazquez’e meydan okuması ve kızını soylulara pazarlayan aşağılık birisi olduğunu Velazquez’in yüzüne haykırmasıyla sürükleyici minvaldeki ilerleyişini sürdürüyor. Bu arada İsabel de bir davette Marki’nin okumuş olduğu şiirlerin asıl sahibinin Lope olduğunu öğreniyor. Ve Lope ile arası bozuluyor.

Oyunları büyük beğeni toplayan, hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşan Lope’nin başarısına imrenen ve bunu lehine kullanmak isteyen Velazquez’in kan emici tutumuna daha fazla dayanamayan Lope bir gün oyun bitiminde hınca hınç dolu salondaki izleyicinin karşına çıkıyor ve pencereden alkışları izleyen Velazquez, Elena ve Tomas De Perrant’a (Tiyatroya ve ibadethaneye maddi destek sağlayan bir soylu) bakarak şu dizeleri okuyor:

”Satılıktır bu hanımefendi

Satın almak istiyorsanız verin teklifinizi

Satıcısı ise öz pederi

Kabul etmese de bunu kendisi

Otuz liraya bağlayabilirsiniz bu işi

Unutmayın yanınızda ipek eşarplar getirmeyi.”

Tiyatro’nun balkonundan izleyicilere balkon konuşması yapar edasıyla bu dizeleri okuyan Lope elbette herkes gibi kendisi için sonun başlangıcının geldiğini biliyor. Ve biliyor ki amansız bir kaçış süreci başlayacaktır artık. Öyle ki aşağıladığı, hakaret ettiği kişiler Madrid’in en üst düzey kişilerinden birkaçıdır.

Macerayı seven kahramanımız Lope kaçmadan önce son kez İsabel’i görmek ve arasını düzeltmek için gizlice İsabel’in odasına giriyor ve sihirli kelimelerinin etkisi ile İsabel’i oracıkta tekrar kendisine aşık ediyor. Hatta bu öyle bir aşk ki Lope’nin karşı çıkmasına rağmen İsabel de onunla kaçmaya karar veriyor ve kaçıyorlar da…

Böylelikle soylulara hakaret suçunun yanına bir de bakire kızı kaçırmak suçunu ekleyen Lope için artık tek kurtuluş bileti abisi Juan de Vega oluyor. Lope, Lizbon’da orduda görevli olan abisinin yanına gitmek oradan da kaçak olarak gemiyle başka ülkelere kaçmak düşüncesi güdüyor.

Lizbon’a ulaştıklarında İsabel’in Juan’ı bulması ve kaçış için ertesi günü beklemeye koyulmaları ile heyecanlı bir süreç başlıyor. Şöyle ki; yasalara göre denize açıldığında ”suçlu” sıfatından kurtulacaktır Lope. Ama işler planladıkları gitmiyor ve Perrenot’un gelmesiyle Lope’nin teslim olmaktan başka çaresi kalmıyor.

Timur’un Bayezid’i esir etmiş olduğu sahnelerin resmedilmesine benzerlik gösteren bir şekilde Madrid’e giriş yapıyor Lope. Bitkin, güçsüz ve aciz bir şekilde…Ama her fırsatta kendisine destek veren Bernardo’nun su ikram etmesi ve umut aşılaması ile bir nebze de olsa rahatlıyor.

Hapis hayatı başlayan Lope’nin yanına gelen ilk ziyaretçisi Elena oluyor. Günah çıkarmak, geçmişin hesabını sormak için gelmiş olsa da aralarında çok kırıcı diyaloglar geçmiyor. Ama aynı anda Lope’yi ziyarete gelen İsabel’in içeriye girmesine müsaade etmeyen gardiyana yanında getirmiş olduğu kalem ve kâğıtları uzattığı esnada Elena’yı gören İsabel için kırılmadı desek yalan söylemiş oluruz. Fakat her şeye inat güçlü duruşundan ödün vermeyen İsabel Elena’nın yayına gidip az önce gardiyana uzatmış olduğu kalem ve kâğıdı; ”Bunları ona ver. Yazmazsa delirir,” deyip Elena’ya uzatması en dramatik sahnelerin başında geliyor.

Karar günü gelip çattığında kendisinin dahi az bir ceza alacağına dair en ufak ümidi olmayan Lope yine Elena’nın devreye girip yargıç ile konuşması sayesinde sekiz yıl şehre ayak basmama ve Castilla Krallığı’ndan en fazla iki yıl süresince uzak kalma şartıyla serbest kalıveriyor.

Filmin sonunda İsabel ile atlarını sonsuzluğa doğru koşturan Lope’nin okuduğu muazzam şiirle bir biyografi filmi daha ”The End” yazısı ile veda ediyor sinemaseverlere. Şiirin, sanatın, edebiyatın leziz tadını damaklarımızda bırakarak…

Sonuç olarak ise filmin kostümleri dönem filmi olması itibarı ile kusursuz. Görüntü yönetmeninin işinin en iyilerinden olduğunu söylemek ise hiç de zor değil. Fakat filmin olağan akışındaki diyalogların hayati önem arz eden yaşamsal arterlerine taciz ateşi eden film müzikleri ise tam bir fiyasko. Lope ve İsabel’in ilk karşılaşma anından filmin sonuna dek ara ara varlığını hissettiren bir büyük kambur. Uluslararası düzeydeki filmin tek handikapı da bu başarısız film müzikleri.

Bence önemli kusuruna  ve alt yazılı bir film olmasına rağmen yine de #evdekal günlerinin izlenebilirliği en yüksek filmlerinden birisi Lope Filmi. İyi seyirler izleyici…

Yönetmen: Andrucha Waddington

Senarist     : Ignacio Del Moral, Jordi Gasull

Yapımcı: Andrucha Waddington, Mercedes Gamero

Oyuncular: Alberto Ammann, Leonor Watling, Pilar Lopez De Ayala, Mariano Venancio, Luis Tosar, Antonio de la Torre, Sonia Braga

Vizyon Tarihi: 3 Eylül 2010

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ