Mazlum Çetinkaya Yiğit Ergün’ün Gece Gelen’i Hakkında Yazdı…

  • 23 Mart 2020
  • 365 kez görüntülendi.

Mazlum Çetinkaya

Bu Gece Gelen Gece

Ne sokaktan geçiyor ne geceye giriyor şiir. Kaldığın apartmanın yüzde otuzu şair olunca merdivende dizeler toplanıyor bazen, geceye sepet bırakıyorsun beşinci kattan zemine doğru, Allahtan asansör var!

Müteahhit yapmış olsa da binayı, sağlam mı bilmiyorum, depreme dayanır mı bilmiyorum, şairler kaç yaşında ölürler onu da bilmiyorum. Bazı apartmanlar şiire zarar veriyor, kumundan ve hecesinden çalınmış gibi duruyor her şey…

Ve haftanın ilk günü, yani pazartesi başlıyor bazı şairler şiire. Yiğit Ergün de kitabına böyle başlamış,

“…

günaydın eski sevgili

sen gittiğinde de aynıydı pazartesi, şimdi de öyle”.

Bazı şairler eski sevgili derler, salıya uğrayanlar işi uzatır, haftasını tamamlayanlar da artık yaşlanmış olanlardır ki eski sevgili yerine, günleri “çok eski sevgili” diye anımsarlar.

Şair Yiğit Ergün’ün “Gece Gelen” (Anima Yayınları / 2019) kitabı da böyle başlamış… Kadıköy İskele sokakta, iskeleti sağlam şiirlere imza atmış Ergün, zorlu bir apartmanın merdivenlerine sırtını vermiş gibi…

Virgülü yarı aralık bir kapı gibi yapıyorlar aşka “Gece Gelen” şair Yiğit Ergün. Ve şiir bir senaryodan kopmuyor bize gelirken, masala giren kötü karakter olsa da figüranlar, ömürden yiyen ve ömürden susan sözcükler varsın ahlaksız olsun. Bir insan kaldırıma çiziyorsa ve merdivene yazıyorsa ya hocasına kızmıştır ya da kocasına. Pişmanlığı kusma derdim yoldan geçerken onlara…

Şimdi “çilekeş” diye bir sözcük var, bana esrarkeş gibi yakın gelen bir sözcük, beni alıp Müslüm Gürses’li yıllarıma götürür, bir hayal dünyasında gibi mutlu eder işte kimi sözcükler insanı böyle. Ellerimin titremesi normal, jilet tutmayı bilenler bilir iki çenenin arasında bir kan damlasının saklanış biçimini. İşte gölgeden önceki hâli şairin.

Çok bekletmemeli gölgeyi, çok da beklememeli. Şiir bu iki bekleme çukurundan çıkar, yani bize ait olmayan bu gölgeden çıkar.

“gaipten gelen bir sesi giyindim üstüme sonra,

İki kitap arasında gidip geldim

Ömrün boylamalrında

…” derken eski müfredatlardaki acıların açısını yasaların üstüne çizen bir şair gibi elinde pergel. Kadife Sokak neresidir bilmiyorum, sokak gezgini de değilim, dostlara hayat veriyorsa şiir ve sokak, seyyar satıcılık da mutlu eder insanı.

Aşk kalanlarda aranır, k(ı)lanları incitmeden. Sonra bilindik hatıralara bir ses olsa da şiir, diyorsun ya, “o gelene kadar beni ayağında salla” diye, ahh onu demeseydin de keşke onun yerine, o gelene kadar beni ayağında usla deseydin. “Usla” deseydin ve şiiri anneden ve kadından kurtarabilseydin. O zaman ardından da saçların çok güzel deseydin elleri bir biçim su olurdu. İşte o zaman ellerini tanırdın kadının anne olan ellerini ve şiirini daha başka tartabilirdin, hayat da bunca ağır olmazdı sana…

Bak işte yük bu, annesine katil olmayı öğreten bir yük bu, O’nu öldür anne, der gibi bir yük,

“kapıyorum gözlerimi anne

O gelene kadar beni ayağında salla (usla)” şair gözlerini kapamıyor, kapıyor gittiği yere götürmek üzere… ve annesine emanettir her şair biraz da gözleriyle. Bu yüzden Yiğit Ergün de kabul eder ki hepimizde biraz da kör olma korkusu var, zaten itiraf da ediyor, kendisini kanıyla yıkarken…

Kitap bir yolculuk gibi, biraz da eski serüvenlerini yansıtan bir yolculuk gibi. Kanıyla kendisini yıkayan şair sonra bir nehre düşüyor, Melis Nehrine. Bu nehirde boğulurken, Haydarpaşa’dan başlıyor ölçmeye bir kadını, oradan Yeldeğirmeni’ne çıkıyor, tam o esnada dizenin birinde bir rüzgâr hürriyetini de alıyor ellerinden. Kardeşine sesleniyor çaresiz, ve gerekçesi hazırdır bir acil çıkış kapısı olan gerekçesi, oraya sesleniyor,

“göçebe yüzlü güzel kadın, söyle

hiç geçmeyecek mi?” diyerek sızının ince bir kağıt gibi nasıl kestiğini görüyoruz şiiri ve “Gece Gelen”i…

Düşünene ne bıraktığını bu sızının, ki en iyi sızının sahibi bilir! Bu da içinde cevabını saklayan hazır bir röportaj sorusu olsun mu?

“beni yalnızlığımın köprüsünde havaya uçur” dizesi tek başına bir el yapımı bomba gibi duruyor gecenin aydınlığında. Herkesin kendi elindeki bombayı kendi ayakucuna düşürdüğü bu son günlerde, şair kendini havaya uçurur gibi, şiir de…

Napolyon ve Sezar’ı geçiyoruz Gezi’ye gelirken şiirimize ve duvarımıza kendimizi asalım derim yine de.

Ehh Gezi’SİZ şiir yazılır mı? Gezi’SİZ park olur mu? Olmaz. Gezi’siz bir yazgıda olmaz Yiğit Ergün. Öğrendim ki şimdiki gençlerin sadece yumrukları devrimci değil, yattıkları parklar da, bağırdıkları balkonlar da, düştükleri çukurlar da, sevdikleri kadınlar da, kırdıkları dizelerdeki merhametleri de devrimciymiş. Ehh işte başka bir şey denmez ki bu geceye, bu gece Gelen Gece!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ