Kobe, Rekabet ve Gerisi…

İsmail Cem Doğru

Yazarın şu ana kadar yazılmış 39 makalesi bulunuyor.
  • 29 Ocak 2020
  • 419 kez görüntülendi.

Her yılın Aralık ayına söz konusu yılda yaşanan felaketlerin listesini yaparak giriyoruz. Sonra bir sonraki yılın o listedeki hiçbir sıkıntıyı içine almaması için ricacı olma hazırlıkları yapıyoruz. Ama nedendir bilinmez, torpil işlemiyor.

2020 yılı hiçbir dakikayı boş geçmeyen bir Ocak enerjisiyle başladı. Başka zaman olsa böyle bir Ocak ayı yüzünden üzüntüden nefes alamıyor olurduk. Demek oluyor ki artık her şeyi kanıksayacak noktaya gelmişiz. Depremin üzüntüsüne sonraki süreçte yaşananları da eklersek bundan sonra yaşanacak hiçbir şeyin bizde büyük sarsıntılar yaratmayacağını, bugüne dek olmadığı kadar derin bir etki bırakmayacağını anlayabiliyoruz.

Yine de Kobe Bryant’ın ölümüyle ilgili çok farklı bir durumla karşı karşıyayız. Tüm dünyanın yaşamı freni patlamış bir kamyon hissiyatıyla izlemesine, dolayısıyla çaresiz bir kabullenişe tanıklık ediyoruz. Rekabet kavramının herkesin yaşamına girişiyle karakterinin şekillenmesi arasındaki ilişki açısından bir dönüm noktasına tanıklık ettik hep birlikte.

Dünyanın en pahalı spor organizasyonu olan NBA, bir Amerikan Ulusal Basketbol Ligi olmaktan çok uluslararası basketbol ligi gibi bir konuma sahip, buna hiç kuşku yok. Ligin öyle bir formatı var ki hiçbir takım parası ve taraftarı olduğu gerekçesiyle sonsuza dek başarılı olamıyor. Bu yüzden dünyanın her yerinde büyük taraftar kitlelerine sahip takımlar için başarı ya da başarısızlık tamamen yönetimsel başarılarla ilgili oluyor. Ayrıca taraftar profili açısından her yaş grubunun tuttuğu takım ve kahramanları değişkenlik gösterebiliyor. Yine de zaman zaman iki takımlı büyük rekabetler ortaya çıkıyor. Benim NBA kavramıyla tanıştığım dönem Boston Celtics  – L.A. Lakers rekabetinin çok çetin yaşandığı yıllara denk düşüyor. Lakers’in ligin en güçlü takımı olduğu dönemde kadrosunda NBA tarihine damgasını vurmuş iki büyük oyuncu aynı anda bulunuyordu. Magic Johnson ve Kareem Abdul-Jabbar’lı kadroya Celtics Larry Bird gibi dev bir oyuncuyla direnmeye çalışıyordu. Gece yarılarına dek o maçları izleyen henüz on yaşını bile doldurmamış bir çocuk için Lakers-Celtics maçları Magic Johnson ve Kareem Abdul-Jabbar’ın Larry Bird’e karşı ikiye bir oynadığı maçlar gibi gelmekteydi. Bu yüzden çocukluk kahramanım Larry Bird oldu. Aynı yıllarda dünya futbolunda da benzer durumlar vardı. İngiltere’de Everton – Liverpool rekabeti üst seviyede yaşanırken zayıf olan Everton’u, İtalya’da Juventus ve Milan’a direnen “öteki” kavramının en önemli temsilcisi İnter’i, İspanya’da da yine Real Madrid ve Barcelona’ya kafa tutan Atletico’yu tuttum. Almanya’da da Borussia Dortmund’u. Sadece Türkiye’de durum farklı gelişti. Galatasaray’ı tutmak karakterime uygun değildi ve bunu herkes her fırsatta dile getirdi. Benim Beşiktaş’ı tutmam gerekirdi, kabul ediyorum. Ama ne yazık ki Beşiktaş’ın varlığından geç haberim olmuştu. Yıllar geçtikçe durumlar değişse de tuttuğum takımlar değişmedi. Michael Jordon’un yarattığı büyülü atmosfer bile Celtics sevgisinin önüne geçemedi. Kobe Bryant’la tanışana kadar rekabet kavramı her zaman kendime bir taraf seçme tercihiyle şekillendi. Hiç bilmediğim iki takımın karşılaşması oynanırken bile oyun esnasında bir taraf seçip diğerinden nefret etme eğilimine engel olmam mümkün olmuyordu. Boris Becker ile başlayan tenis sevgim Roger Federer’le de aynı kalıplarla süreklilik gösterdi. Taraftarı olduğum kişinin tüm rakiplerinden nefret ettim. Buz hokeyi izlerken bile taraf seçip karşı taraftan nefret etme eğilimlerine engel olamadım. Sporun sevgi ve saygıyı öğreten yanına değinmenin hiç anlamı yok. Rekabet sevgi ve saygıdan beslenen bir duygu olmadı hiçbir zaman. Bu anlamda Yul Brynner’ın rakiplerini de sevmedim Cüneyt Arkın’ın dövdüğü adamları da. Dila Hanım filminde rolü Malkoçoğlu’nun elinden alan Kadir İnanır’a da husumet besledim ömrüm boyunca.

Kobe Bryant’ı burada ayrı bir yere koymak gerekiyor. Bir helikopter kazasıyla öldüğü için değil elbette. Dünyada bir kazayla ölmüş ilk fenomen o değil. Ayrton Senna öldüğünde de üzüntüsü tüm dünyayı sarmıştı. Başka örnekler de bulmak mümkün. Ancak Kobe’yi farklı kılan önemli ayrıntılar var:

  1. Genç oyuncuların seçilip takımlarla sözleşme imzalamalarının sağlandığı NBA draftları genellikle önemli yıldızlar çıkarır. Bu yıldızların çok azı önemli oyuncular haline gelebilirler. Bazıları yok olup gider. Kobe Bryant 13. Sıradan seçilmiş bir oyuncu olarak eşi benzeri görülmemiş bir başarıya imzasını atmıştı. İstatistikler ilk üç sıradan seçilemeyen oyuncuların NBA tarihine geçecek başarılar elde edebildiğini gösteriyor. Ancak kendi döneminin önemli oyuncusu olmaktan söz etmiyoruz. Basketbolu bıraktığında kendisi için “Michael Jordon’a en yakın şey” denmiş olması bu öykünün incelenmesini gerektiriyor. Bu öykü avantajlarını kaybederek, geriden başlamanın yarışı geride bitirmenin açıklaması olamayacağını gösteriyor ki bu çok kıymetli.
  2. Başarılı insanlar kendilerini başkalarından üstün kılan bu durumu egolarıyla beraber taşımak zorunda. Pek çok insandan farklı olarak Kobe Bryant yeri geldiğinde kendisine hangi rol biçildiyse onu kabul ederek ait olduğu topluluğun beklentilerini ve gereksinimlerini kendi ihtiraslarının önünde tuttu. Yönetmesi gerektiği yerde yönetti, yönetilmenin önüne de set çekmedi. Bir topluluğun kaderini kendi hırslarına mahkûm etmemiş olması onu önemli kılıyor. Çok sık karşılaşılan bir durum gibi görünüyor olabilir. Ama öyle değil. Ligin uzak ara en iyi oyuncusuyken ikinci olmayı kabul ederek ait olduğu topluluğa önemli zaferler kazandırmış olması da onu özel kılıyor
  3. Bana kalırsa en önemlisi de rakibine her durumda saygılıydı. Kazanırken, kaybederken… Her durumda saygılı kalmayı başarıyordu. Rakibine saygı duyan birinden nefret edemiyorsunuz.

Bu kadar önemli birini yazmak için ölmesini mi bekledim. Ya da tam yazacaktım, bu kaza mı oldu? Elbette hiçbiri değil. Bir özelliğiyle bende iz bırakmış isim listemdeki yirmi yedi kişiden biriydi Kobe. Bir gün yazacaktım elbette. İhtirasları yüzünden ait olduğu yapının yok olmasını dahi film izler gibi izleyen onca “karakterin” ömrünü bir asalak olarak tamamladığını görünce insanın boğazı bir kere daha düğümleniyor…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ