Bülent Tüsen, Oya Acar Uslu ile konuştu…

  • 26 Ocak 2020
  • 399 kez görüntülendi.

Çocuk kitabı yazmaya nasıl başladınız?

Yazmak benim çocukluk hayalim. Küçükken de annemin anlattığı masallara kendi hayalimi katar, renkli dünyamı arkadaşlarıma anlatırdım. Ama başlarda çocuk kitabı yazmayı düşünmemiştim. Aklımda Halide Edip gibi bir yazar olmak vardı. Ülke sorunlarıyla ilgilenen, kadın haklarına duyarlı, yurtsever bir yazar olmaktı hayalim. İlk yazma denemem de işçilerle ilgiliydi. O dosyamı kaybedince bir süre elime kalem almadım. Bu sıralarda çocuklarım olmuş ve onlara bol bol kitap okumaya başlamıştım. Onların ilgisi, mutluluğu bu alanı fark etmemi sağladı. Bir de o günlerde semtimizdeki bir çocuktan etkilenmiştim. Hiç okula gitmemişti ve okumayı öğrenmeyi çok istiyordu. Ona okumayı öğrettim. Sonra da bu yaşadıklarımızı biraz değiştirerek yazdım. Ardından bir masal ve çevre ile ilgili bir roman yazdım. Üçünü birden yayınevine gönderdim. Dosyalarımı yazılarına hayran olduğum, çok etkilendiğim, bende iz bırakan yazar Kutsiye Bozoklar okumuş ve beğenmiş. Böylece daha önce sadece yetişkinler için kitap basan bu yayınevi, ilk kez benim kitaplarımla çocuk yazını alanına girdi. O kitaplarımı da hâlâ çok seviyorum. Özellikle Mağaranın Sırrı’nı…

Çocuk kitabı yazmak zor mudur?

Öncelikle sorumluluğu olduğu için zor. Hata kaldırmayan bir alan… Bilirsiniz, ağaç yaşken eğilir. O ağacın çiçeklenmesini, meyve vermesini, serpilip gelişmesini, güzel kokmasını sağlamakta ailenin, okulun, toplumun, okunan kitapların payı vardır.  İyi eser çocukların sağlıklı gelişimini sağlar. Onlara yaşamın bütünlüğünü, anlamını, güzelliğini öğretir. Kötü eser ise içerdiği yanlış bilgi, ileti, yönlendirme nedeniyle olumsuz sonuçlara yol açar. Bu yüzden çocuklara yazarken iyi niyetli olmak yetmez, gerçekten iyi olmak gerekir. Bu da samimiyle, çocuğun dünyasını anlamakla, bilgiyle olur. İçindeki çocuğu yaşatanlar, hayata pozitif bakanlar bence daha başarılı olur. Çocuğu birey olarak ele almak, önemsemek, saygı duymak, güvenmek gerekir. Eğer onun duygusal ve bilişsel zekasına güvenilirse didaktik olmaya da kalkılmaz. Bir yazar konuyu iyi örüyorsa, bir de üstüne çocuğa ‘böyle düşüneceksin!’ diyen iletiler vermeye gerek duymaz. Zaten çocuklar sıkılıyor böyle kitaplardan. Onlar hayal dünyalarını besleyen, kendilerini heyecanlandıran, ufuklarını genişleten, duygu dünyalarını anlayan, bilgiyi bu çerçevede sunan kitapları seviyorlar. Bir de dil konusu çok önemli. Bu da yazarın sorumluluk alanına girer. Çocuk kitaplarında dil yalın, cümleler kısa olmalı; dil bilgisi kurallarına uyulmalıdır. Ne yazık ki bu konuda çok hatalı kitaplar basılıyor. Ülkemizde editörlük çalışması yapan yayınevleri de çok az olduğu için, yazar bu konuda titiz olmalıdır.  

Bir çocuk kitabını yazmaya nasıl başlarsınız?

Aslında yetişkin kitabı yazmak için hangi hazırlık gerekiyorsa çocuk kitabı için de o gerekiyor. Konuyla ilgili kitapları okumak, anlatılacak yerleri gezmek, gözlem yapmak, röportaj yapmak, fotoğraf ve video çekmek, anekdotlar tutmak çok faydalı oluyor.

Yazdığınız çocuk kitaplarında, çocukluğunuzdan bir takım işaretler var mıdır?

Pembeden Başka Renkler adlı kitabımda ilk gençlik yıllarımı yazdım. Süleyman Dede ve Torunları adlı kitabım ise kurgu aslında ama burada annesi ve babası çalıştığı için torunlarına bakan bir dede var. Küçükken bize de dedemiz bakmıştı. Ama orada anlatılan çocuklar ben ve kardeşlerim değiliz. Başka bir kitapta kendi kızlarımdan izler var. Anılar çok önemli ve besleyici olsa da kurguyu daha çok önemsiyorum. 

Çocuklar ilgi alanlarının odağında olan kitapları nasıl karşılıyorlar. Çocuk kitabı gözüyle anlatabilir misiniz?

Çağ, yaşanılan yer, edinilen bilgi, eğitim seviyesi, aile ve toplum değiştikçe çocukların ilgi odakları değişiyor. Tabii bunda medyanın da çok etkisi var. Bu yüzden öncelikle günümüz çocuğunu iyi tanımalıyız. Tabii ‘şimdiki çocuklar böyledir’ deyip kesin bir çizgi belirleyemeyiz. Aynı ailede bile farklı kişilikleri olan kardeşler var. Burada mizaç değil de yönelimi gözlemlemeliyiz. Benzer ortamlarda yaşayan çocukların eğilimleri, hayata bakış açıları genellikle benzeşebilir. O yüzden kendilerini, merak ettikleri şeyleri buldukları kitapları daha çok severler. Ama evrensel değerlerin içerildiği kitapları her çocuk sever. Yazılan konu ne olursa olsun; eğer sevgi, kardeşlik, dayanışma gibi değerleri besliyorsa, anlatım da iyiyse, çocukların ilgi odağına yerleşebilir. İşte o zaman çocuk okumaktan zevk alır. Bu haz duygusu da onu heyecanlandırır ve başka enginlere götürür. Yeni konulara ilgi duyabilir, empati duygusu gelişir, zeka seviyesi yükselir, sorumluluk bilinci artar, dili daha iyi kullanır. Kısaca hem beyni hem kalbi beslenen çocuk kitap okumaktan mutlu olur.    

Yazar olarak çocuk okurlarla kitaplarınızdaki dünyayı anlatan iletişimler oluyor mu?

BurcuBurcu İzmir adlı kitabımda İzmir’i tanıtmıştım. Rehber niteliğinde bir gezi kitabıydı. Bazı öğretmenler kitabımı okuduktan sonra öğrencilerini kitapta anlattığım yerlere götürüp onlardan gözlemlerini yazmalarını istemişler. Bir kitabımı da öğretmenler tiyatro haline getirmişler. Bunlar hoşuma gitti.

Bir çocuk, yazar gözüyle baktığınızda yazdığınız eserden ne anlamalı?

Yazılan konudan her çocuğun anladığı farklı olabilir. Biz bile bazı kitapları ilk okuduğumuzda tam olarak anlayamıyoruz. Yıllar sonra okuduğumuzda başka bir yerini fark ediyoruz. Benim için önemli olan yazdıklarımın çocuğun kalbini ve beynini beslemesidir. Merakını körüklemesi, araştırmaya ve sorgulamaya yöneltmesi, hayal gücünü geliştirmesi, empati duygusunu beslemesidir. Anlatılan her konu bir gün geçerliliğini yitirebilir. Kalması gereken özgür düşünce ve vicdan duygusudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ