Perfect Underground Erkan Karakiraz’la Devam Ediyor…

  • 05 Ocak 2020

Levent Karataş’ın yönettiği Perfect Underground başlıklı soruşturma çalışmasının birinci sorusu şöyle:

2010’lu yıllardan sonra yazılan şiirde poetik olarak; tematik benzerlikler ve tematik özgünlükler gösteren şairler kimlerdir?

Ve yine, 2010’lu yıllardan sonra yazılan şiirde -’80’-’90’-‘2000’ Kuşakları’na kıyasla-  tematik benzerlikler-tematik özgünlükler gösteren güncel poetikalar nelerdir?

Erkan Karakiraz:

Öncelikle, yazın dünyasını değiştirip dönüştüren teknolojik, ekonomik, siyasi, hukuki ve toplumsal unsurları göz önünde bulundurmadan 2010’lu yıllarda, özellikle de şiir türünde, yazılanlara bakmanın mümkün olamayacağını idrak etmek gerek.

Yaşadığımız topraklar ölçeğinde olsun, dünya ölçeğinde olsun, ‘İnternet’in art arda gelen devrim niteliğindeki teknolojik gelişmelerle yenilenmesinin ve bunun sonucunda, özellikle genç sanat takipçilerinin ve okurun iştahını kabartacak şekilde, ulaşabileceği her türden kaynağa, çoğu zaman da illegal yollardan ulaşabilmesinin de etkisiyle, eskisine oranla çok daha kısa sürede donanımlı hale gelen bir topluluk oluşuverdi. Bu gelişmelerin 2000’lerin başlarına denk gelmesi, 2010’ların başından itibaren ivme kazanması, başlangıç ve sona eriş tarihlerinin oluşturduğu zaman dilimi, önceden beri on yıllık dönemlerle anılan ‘kuşak’ kavramının biraz daha rasyonel, biraz daha sebep sonuç ilişkisiyle ele alınmasının önünü açtı. Öncelikle, sırf bu yüzden bile 2010-2019 kuşağından bahsedebiliriz. Bir anda, istediği her türden sanat edimini, salt İnternet üzerinden de olsa takip edebilme şansına erişen, film, müzik, fotoğraf, resim, kitap, dergi, çizgi roman, makale, tez, fanzin, yazılım, program vs. paylaşımını net üzerinden yapabilen, bunlarla yazdığı her şeyi besleyen yaş olarak da zihin olarak da genç olanlar ortaya çıktı. 2000’den öncesinden beri yazan bir grup da bu gelişmelerin imkânlarından faydalanıp kendilerini daha da donanımlı hale getirmeye devam etti. Özellikle bu ikinci gruptakiler, artık sıra beklemeyecek, ücret ödemeyecek, ödüyorlarsa da zamanlarını boşa harcamadan istediklerine –eski, yeni, geleneksel, klasik, modern, kanonik vs. adını ne koyarsak koyalım her türden eser dâhil olmak üzere– çok daha kolay ulaşabileceklerini gördüler. Sözünü ettiğim, her iki grup için de geçerli bu söylediğim, okuma delisi, yazma delisi olanlar elbette.

Teknolojik gelişmelere ek olarak ekonomik, siyasi, hukuki, toplumsal alanlardaki eşitsizliklerin, adaletsizliklerin artışı ve bunlara verilen tepkinin –kimi zaman tepkisizlikle kendini gösteren bir dışavurum da söz konusudur ve onun içerisinde, kimileri karşı çıksa da, politik bir duruş bulunmaktadır– poetik karşılığı, dönemin ruhunu biçimlendirdi. Bağımsız sanat üretimindeki artışın yanı sıra veganizm, insan hakları, cinsiyet dâhil her türden ayrımcılık, hayvan hakları, çocuk hakları, antikapitalizm, anarşizm, savaş ve şiddet karşıtlığı, küresel ısınma konularındaki eyleme/protestoya yaslanan bilinç/duyarlık vs. en çok bu dönemde kendisine taraftar buldu.

İşte bu çoklu okumaların, sanatın her türünden yazı, çizi, görseline dijital olarak da olsa ulaşabilmenin, bir yandan da adaletsizliklere/ eşitsizliklere karşı duyulan gizli/aleni/belirsiz tepkinin sonuçları, zamanın ruhuna uygun olarak çabucak görülmeye başladı.

İster çağın hızına karşı çıksın, ister çağı olduğu gibi okusun, bu dönemde yazılanların hepsine, içerik ve biçim olarak sinen ortak bir hissiyat var. Farkındalıkla ateşlenen yeni bir kırılma noktası ya da o kırılmayı tetikleyen fay hattı.

2010’larda yazılanların içinde çoğu zaman bir alaysama ve mizah tonu yakalamak mümkün; bolca gönderme/alıntı/aforizma, bolca yabancılaştırma efekti, bolca bozma, sözcük türetmeler, deneyselliğin inceltilmiş yorumları, hurufatın iyice dışına çıkan müdahaleler, biraz kendine kapanma, biraz dolaylılık, çokça direnç, hep isyan, hep yıkım, ütopyadan distopyaya doğru kayan meyiller bulmak da. Bu dönemin en yetkin örneklerinin son birkaç yılda verilmiş olması da bunun bir ispatı aslında; o tortudan kalanlar önünde sonunda açığa çıkacaktı.

2010’ların ruhunu, farklı farklı poetik notalarla yansıtanlara illa örnek vermek gerekirse, 2010’larda yazmaya başlayan ya da poetikasını dönemin ruhunda döven, “Gürült.”ün verdiği sese yakın bulduğum, şiiriyle genç olanlardan bazıları şunlar: İnanç Avadit, Emre Varışlı, Semih Yıldız, Neslihan Yalman, Ömür Özçetin, Erkut Tokman, Dolunay Aker, Nihat Özdal, Umut Yalım, Mehmet Davut Özdal, Fatma Nur Türk, Liman Mehmetcihat, Onur Sakarya, Tunca Çaylant, Efe Duyan, Gülce Başer, Devrim Horlu, Rıdvan Gecü, Serkan Gezmen, Cihat Duman, Veysel Oğulcan, Efe Murad, Fatih Kök, Aslı Serin, Sinan Özdemir, Burak Acar, Erdal Erdem, Enes Kurdaş, Nurgül Sedef, Abilmuhsin Özsönmez, Coşkan Tugay Göksu, Ahmet Keskinkılıç, Nur Alan, İsmail Aslan, Emrah Yolcu, Şakir Özüdoğru, Özgür Balaban, Donat Bayer, İsmail Sertaç Yılmaz, Ümit Erdem, Zeliha Cenkci, Sevinç Çalhanoğlu, Murat Çelik, Onur Akyıl, Sedat Gülmez, Ulaş Karadağ, Özgür Göreçki, Ozan Çılgın, Ada Pancar, İlker Saguj… Liste uzar gider; aklıma ilk doluşan ayrıksı isimler bunlar sadece.

Tabii bir de 2000’den öncesinden beri yazan, ancak 2010’lu yıllarda yazdıklarıyla, çıkardıkları kitaplarla dönemin ruhunun imkânlarına aykırı düşmeyen, şiirlerini, poetikalarını diri tutan/ yenileyen isimler var: Mehmet Mümtaz Tuzcu, Fergun Özelli, Mehmet Yaşın, Asuman Susam, Hüseyin Peker, Tarık Günersel, Komet, Cem Uzungüneş, Levent Karataş, Ömer Şişman, Bülent Keçeli, Murat Üstübal, Ali Özgür Özkarcı, Melih Elhan, Rafet Arslan, Şenol Erdoğan, Tamer Gülbek, Osman Konuk, Mehmet Öztek, Anita Sezgener, İlhan Durusel, Necmi Zekâ, Enis Akın, Ahmet Güntan…

“2010 Kuşağı”, nereye ulanır, nerede açmaza girer, bilinmez; ancak azıcık da olsa 2020’nin içine sızacağı aşikâr.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ