DÜŞLERİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

  • 04 Ocak 2020
  • 258 kez görüntülendi.

Cemil Okyay

“Başkalarının yaşamlarına yaklaşma duygusu veren, mavi zarflarda yazılmış gizli mektuplardır” diyerek şiiri anlatan Filistin kökenli şair Naomi Shihan Bye şiir dünyasını binlerce parıltılı penceresi olan eve benzetir. O dünya ki imgeleriyle ülkeden ülkeye ışık tutan, gölgeleri ortadan kaldırandır. Yüzüstü bırakılmış insanın iç dünyalar ile dizeleri arasında kurduğu bağlantıyla allak bullak olan Pablo Neruda, “İspanya Kalbimde”yi yazar. Ona göre şiir yazmak bir barış eylemidir. Şair barıştan doğar. İspanya’ya faşizmin girmesini önlemek isteyenlerin yolunu aydınlatan epik soneler yazarı Rafael Alberti şiirin toplumsal destekteki etkenliğini naif dizeleriyle İber yarımadası ve dünyaya taşır.

            Bir diğerine yalnız olmadığının, aslında birbirimize nasıl benzediğimizin anlaşılması, barış ve kardeşlik çağrısıyla yeşeren dizelerin boy vermesiyle oluşur. Şair seslenir, seslendirir; empati yapar. Dizgeleri ile gönül köprüsü kurar. Yüzüstü bırakılmış insanın iç dünyaları ile dizeleri arasında kurdugu baglantıyla allak bullak olan  Pablo Neruda, ‘ İspanya Kalbimde’ yi yazar. Ona göre şiir yazmak bir barış eylemidir. Şair bariştan doğar.

İspanya’ya faşizmin girmesini önlemek isteyenlerin yolunu aydınlatan epik soneler yazan Rafael Alberti şiirin toplumsal destekteki etkenliğini naif dizeleriyle İber Yarımada’sı ve dünyaya taşımıştı.

Barışı arayan Asyalıları ifade eden, alegorik yırlar bütünü olan “Simurg”ta, Hüseyin Ferhad insanlığın henüz barbarlık çağında olduğunu yansıtan, şedaraban bir beste olan dizeleriyle karşımıza çıkar. Artık Ortadoğu’nun kentlerine bakamayan şair kaos içinde topraklara tarihin derinliklerinden gelen duyarlılıkla barış özlemiyle seslenir, tınılar. “Amman”, “Babur Şah En Çok Herat’ı Severdi”, “Yum gözlerini Bağdat”, “Barış Mümkündür” gibi,şiirlerindeki mitik öğeler, tarihsel olgularla, özellikle 10 dörtlük ve belli bir uyak düzeniyle, eski şiirimizin geleneğine dayanan dizelere bölünmüş cümleden oluşan birimlerle seslenir.

Moğol akınları, Haçlılarla yakılıp yıkılan Anadolu, Filistin, Şattül’arap tam barışı yakalıyorum derken kandırıldığını gören insanların diyarı, yanı sıra en güzel aşk öykülerinin oluştuğu topraklardaki, trajedi yetmez mi! diyen şairin çığlığı duyulur. “Barış Mümkündür” de step toprakları içinde Şamanizm izi ve gözyaşıyla sulanan kentlere Ehrime’nin bütün kötülük ve karanlığıyla çöktüğü görülür.

“Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden” de barışın yengisi vardır: “Dicle’den Basra’ya değin akşam, omzumda bir yaralı bayrak./…/ Ay daha gömülmeden geceyi kırpıp/daha ihanet etmeden içimdeki ağrı/yarınlara çöksem varıp/kutlu barışın neferi olarak.”

Gerçek bir dostluğun, insanlığın, kardeşçe bir birlikteliğin resmi, Haydar Ergülen’in “Gurbet Kuşları” şiirinde görülür. İnsanlığın gölgesine bile razıdır şair, ama kalmamıştır. Hümanizm halk ozanlarının vazgeçilmezi turna ve güvercinle imgeleşirken, şair konacak bir yürek bulamaz gönlüne, yalnızlaşma ve iletişimsizlik ironiyle verilir. Güvercin ve turna’nın yanı sıra, zeytin dalı ve çocuk barış ve kardeşliğin evrensel simgesidirler. Evrensel izleği, Oktay Rıfat’ın “Güvercini” şiirine göndermeyle tutar: “dilde kardeşlik vardı da bir kanatlık/ yer yoktu kimsenin kalbinde konacak/…/çocukları bizim Anadolu’nun dedikçe sen/nasıl eder kardeşliği diyemedim/ruhtan sökün etmeyen dil nasıl/…”

“Harbe Giden Kelime’ye Sitem’de savaşa gidişi, dostlarının kaybedilişi sonbahar metaforlaşır.

“Son/bahar” şeklindeki kullanım anlamı katmanlaştırır. Birimlerdeki çekim ekleri, “beklemek” eylemi, umutsuzluğun, olumsuzluğun, buruk seslenişin göndergeleri olarak yer alır. Şiirin sonunda, Liriğe barışı duyumsatan, onun özlemiyle Lili Marlen’i okumak vardır. Savaşı içeren sözcüklere bile ilenç vardır, “tüfek çatmamış kelime” ile harbe gidene çağrı vardır: “… aşk/bekliyor/işte savaşların güzeli evler bekliyor bahçeler gibi/…/zeytinler bekliyor sizi, kelimeler, kardeşlerim nereye/gidiyorsunuz terk edip şiirleri, eylülleri, kederleri…/”

Şiirsel kalıpların dışında, insani değerlerle geleneğe bağlı Oktay Rıfat, büyük bir tümceyi uygun yerlerinden bölerek alt alta dizip, noktalama işareti kullanmadan yazdığı, öyküleme tekniğinin sezildiği “GÜVERCİN” şiirinde İtalya’da “San Marco” meydanı ve “Alman misillemesi” sözcükleriyle yer, zaman imleriyle okurun 2. Dünya Savaşının karanlık günlerine götürür. İnatla güvercinin (barışın) peşindedir. Savaşa yüzünü dönme, lanet okuma vardır”… Kurşuna dizilmediyse eğer/Venediğe gider/Ben kuşumu bulurum./…

Attilâ İlhan, “Sabaha Kadar”(Duvar)da baharları yeryüzüne gömen, toprağı iliklerine değin kanla  yıkayan savaşa isyan eder. Ağlamak istemeyen gözleriyle “hücum diye ulumuş çengel perçemli, tiran yayılmış lâvlar gibi istilâ orduları/yine mi harp yine mi kan/… Zulme ve temerküz kamplarına karşı yürekte kıpırdayan barışın  ve özgürlük dizelerde yansır.

“Düştü Polonya Kalesi”nde Anadolulu Dönesiyle görünür ki o, emperyal saldırıyla insanlık dışı saldırganlığa yılmadan karşı koyan Anadolulu Elifdir. Türk kadınının simgesidir.. Diyalogla Varşova’nın üzerinde gezen ölüm bulutlarını, Nazi bombardımanıyla kaldırımda can çekişen çocukları betimler. Mavi gözlerinde kin çakarak uçakların ardından ölüm vurmuş yüreklerin telleri arasından bakan Varşovalı kızı görünür kılırken ve dahasıyla kan rengi sema içindeki bir akşamda barış yıldızının doğmasını bekler; Gülten Akın’ın“mavi kanatlı bir kuş”unu anımsar. “Marianne” liriğinde “şarkılar nerede aşkı nerde bıraktıkları/nerde çocukluğumuz” Döne’ye döner: “nasıl Dönem kanamasın söyle yüreğim.”

Gülten  Akın demiştim, “Deprem Savaş ve Çocukların Tanrısı” şiirinde: “ateşler içinde Ortadoğu/ah ey Musa ah ey Muhammed/Tanrı çocuklarını unuttu mu?/…/her ortak sesleniş geleceğe rahim/mavi kuş görünebilirdi Auschwitz’lerde kıyametten geçenler/…/istediği ölüm kimindi?/” derken ölümü bumerangla anlatır, insanlığın ders almamasından yakınır; bütün bu olanlar hangi barışı kurtaracak, kardeşliğe sığdırılacaktır. “Kuş Uçsa Gölge Kalır” yapıtının “Bağlar liriğinde doğa ve şair özneleşir. Gülten Akın şiirinde “mavi kuş” imgesiyle, zalimliğe, kan dökülmeye, savaşa ”mavi bir sesle” umudun, barışın çağrısıyla karşı çıkar.Kendilerini ve karşıdakileri sorgularken körlüğü oluşturan, “yan hasar” sözcesini ölenler için kullanan diğer taraftan bahsederken insansızlaştıran (20 kişi öldü)! binlerce askerin onbinlerce Iraklının bir hiç uğruna öldürülmesi, ölmesi yanlış diyen, savaşta asker oğlunu kaybetmiş Cindy Shehaan’ı sinirli anne diyerek magazinel karakter haline sokan, diğer ülkelerdeki benzerleri gibi olan kayıtsız medyanın eleştirisi yapılır. Bugüne taşınan nedir? “Vardı bir şeyler elbette/o zamanda vardı/ama Afgan şehirleri/masal olmamıştı daha/Iraklı çocuklar, anneleri…/Irak kül, Irak yıkıntı/Ortadoğu yara dünya”

İşgal altındaki Iraktaki savaşta 4 yılda 100.000 çocuk hayatını kaybetmiş. Dünyadaki son 10 yılda savaşlarda ise 1.5 milyon çocuğun öldüğünü düşünürsek….

 “Ey saksağan bana karışma! Ruhumu toya çıkardım./istedim ki düğün yeri olsun, barışla yaşasın şu yeryüzü” Madalyalarını Birleşmiş Uluslara” geri veren Kore gazilerine adadığı “Ulan” şiirinde Fazıl Hüsnü Dağlarca, adından da sezildiği gibi öfke ve aldanmışlığın uyandırdığı düş kırıklığını yansıtır: “Ulan senin barış dediğin bu mudur?/ Yeşil adada bir sansar topluluk/Anneleri, çocukları çığlık, çığlık öldürmede/…” Irakta, Bosna’da daha bilmem nerde” Kulaklarda çınlayan sert bir sesle yüzlerine çarpılır. Venedik Film Festivaline katılması için Birleşmiş Milletler ve Sırplardan izin alması gereken jüri üyesi senarist Bosnalı Abdullah Sidran yoruma gerek bırakmaz. “Sarayevo’da esir olmak, ülkemi mezarlık haline getirenlerden izin alarak yurt dışında özgür olmaktan iyidir.”

Refik Durbaş “Barış Koyun Çocukların Adını” şiiriyle, “sabah kuşatılmış bir toplama kampında “ayrılığın tetiğini okşasa da” “akşam yıldızların mor orağıyla sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi” barışı yeşertecek olanın çocuklar olduğunu görür. Sevinç, umut, oyun, barış koyun adlarını, onlar “güvercin harmanıdır” der. Oyunlarıyla (beştaş, saklambaç vb= ırk, ulus ayrımı gözetmeden bize kardeşlik ve barışçıl bir dünyanın resmini çizdiklerini yansıtır. Hüznün sevince, sevincin çiçeğe durduğu” çocuk bahçeleri güvercin, gelincik tarlası” ve önce örneklediğim imgesel sözcelerle 14 birimde özlem ve istemini -özellikle tek dizelerde- kocaman adamların başarısızlığını vurgularcasına göstergelerin duygu değerinden faydalanır.

Engin Turgut’un “Barış” adlı şiiri uzayıp giden, kısa-uzun birimleriyle bir türlü yakalayamadığımız uzanamadığımız barışa tutunabilmeyi, ulaşabilmeyi ister gibidir. Bulamamanın iç yangısı sezilir, kavramın anlamı üzerinden kendinden şüphelenmeye başlar. Her birimin sonunda yenilenen “ah bir bilebilseydim” ve “sahi nedir barış” dizesi yanı sıra şaşkınlığını yansıtır. Kaotik coğrafyalara isyanı, yenilmiş olmanın travması içindedir, ne yana bakılsa bir korku filmi izlenmektedir. Yaralı düşlerimizin üşüdüğü “sevdanın kocaman bir kuşun kanatlarına uçup gittiği bir dünyadayızdır. Ve hep sorar: mavi bir rüya mı? “umutların bayram ettiği gün mü?/…/Kocaman bir ışığın nefesi mi?”dir barış. Ve sonunda ekler kardeşliğin ellerimizi ısıttığı bir dünya olmalıdır artık.

Üst üste ve tek noktayla tek sözcüğe değin indirgenmiş, virgülün çıkageldiği, ünlemin düşündürdüğü, bizi sıkı bir okumaya getiren “yok şehir” den dizeleriyle İlhan Kemal, “Ücra Söz”de “Ahir Zaman” şiiriyle kulaklarda barışçıl bir sesi çınlatır, mistik esintilerin duyumsandığı dizelerde, şair Araftan seslenir: “”Şairler’ yaşlı çocuklar! Hicran ülkenin baharsız, bahçesiz kelebekleri/…/çiçekli bir dünyaya? Şiirlerimiz asi konuklara ders, annem mutlu olur mu?/” Kurşun sağanakları arasından duyarlığını yitirmiş insana “hey”le “ne var demeyle dikkatini çekerek sevgiyi, barışı anımsatmak ister, “revolver” liriğiyle “bize karanfil kokusu getirmeyecek imbat/…/Alem şövalyedir.” “D”de dilek nettir:”…/Güneş taşsın savaşsız bir karaya/Kardeşlik doğursun an/neler.” Anneler kesimli kullanılarak zamanın ve barışın simgesi olarak şiirde saflığın, arınmışlığın özün göstergesi çocukla yer alırken, aşkın imi gül ve karanfile üst birimde yer verilerek sevgili ile Ahmet Haşim’in “O Beldesinde olduğu gibi bağdaşlıkla özlenen bir dünya resmedilmiştir.

Zeki Karaaslan “Yorgansız Yol” şiirinde insanlığın sevgi çemberini kırma yanılgısını, defne yapraklarını kuruturcasına yaşamı ıskalamasını, kuş, gül, karanfil, defne gibi, barışın gösterenleri imgelerle bağını kurar. “Geceyi Kanatan Karanfil”de toz olarak yaşanılası bir dünya yolunda kum sarısı yazgısına, dirimi kuracak yağmurlar altında ıslanarak ilerler: “Sevgi çemberi yıkılmasaydı, dünya savaş ortasında kalır mıydı?/İnsancıl olsaydık dökülen kan değil karanfil olacaktı elimizde”

Adnan Gül’ün “aynı gövdede sürü yitirmiş iki hergele“ve “sahi” yırlarıyla “zem ve sahi” yapıtında kakafoni içinde, iletişimsizlikle boğulmuş, Tanrının kardeş suretleri olduğunu unutan, Hâbil’le Kâbil’in insanlık  adına yazgısını, değiştiremeyen bizlerin kendini bulamamaktan doğan trajedisini şiirlerinde buluruz”:“kuş severiz mesela,barış karıştırır aklımızı/gül hakkını dikenle denemekte“…

Barış ve kardeşlik liriklerinin örgenleri çocuk, çiçek, güvercinin dikkati çektiği “olsaydım” koşul kipiyle kurulan dizeleriyle birbirini kıran kitlelere becerisizliklerini yüze vururcasına bir çocuğun ağzından ders verici söylemle seslenir Ali Yüce: “…/Ödünç kanat alırdım güvercin teyzemden/üstünüze barış uçardım.”

Evet kuşlar, bahar, mavi tamlayanıyla oluşan (s)imgeler şiirlerde barışın belirtkeleridir. Aynı, Filistin, Ortadoğu, Kâbil, Bağdat gibi Gülten Akın’dan Yavuz Özdem’e Muammer Can’dan M. Sadık Kırımlı’ya değin.

Muammer Can “Ceriham”da itiraf eder: …/iki yanımdan akan kurşun seli/masum çığlıkları iki yanımdan/anlıyorum, neden şiir/En çok Filistinlidir.”

Şiirlerde özellikle çocukluk, çocuk-Ortadoğu, çocuk-anne, güvercin, mavi-mavi kuş karşımıza savaşın korkunçluğu, barışın güzelliğinin, özlemin yaşama sevinci ve kardeşliğin imi olarak çıkmakta, şairlerin kendilerine biçtikleri biçim ve biçemler bağlamında izleği oluşturmaktadırlar. Söz konusu göstergelerin belirtilen anlamda duygu değerlerinin güçlü olmasının bunda etken olduğu gerçek. “Çocuk” insanı yaşatan bir sözcüktür der Paul Eluard. Örneğin aşk, özgürlük gibi, insanlık gibi. Neruda’da Laopardi’de Lorca’da, Ritsos ve Füruğ Ferruhzad’da; biz de Tevfik Fikretten Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya Can Yücel’den Ali Yüce’ye Hayati Baki’ye savaş ve barışın sığınağı, yeni bir dünyanın işareti başat öğedir.

Akgün Akova, artık barıştan umudunu kesmişliğin sezildiği ironik bir dille, Attila İlhan’ın Döne’siyle, Marianne ile kurduğu diyalog gibi sevgilisiyle barışın ne olduğunu sorgular: “barış nedir sevgilim biliyor musun/…/iki savaş arası verilen çay molası mıdır barış/yoksa/hurdacıya söylediği son sözler mi/bisikleti vurulan bir çocuğun/de ki aptalların türküsü”. Dizelerde Einstein, Roosevelt, Lozan, Mustafa Kemal gibi anıştırmalarda bulunurken “bir kaleye çarpıp dağılan düşsel beyaz bir bulut, posta kutusunda ölen bir mektup” imgeleriyle her şeyin boşunalığını, duyarsızlığa ve kayıtsızlığa isyanını dile getirir; o zaman barış yüzsüzün uydurduğu, utanmış olmaktan utanmayanların uydurduğu sözcüktür. “de ki söyle sevgilim” yinelemeleri yanılmış olmayı istemeyi, olanlara yanıt arayışını dizem içinde yansıtır.

Otuz kuşun Simurg’u aradığı gibi insanlık barışı aradursun çağlar boyunca, çözümün sonunda kendinde olduğunu bilmede ya da bildiği halde, tüketim toplumu olma yolunda bitmez hırsların, açgözlülüğünün önüne geçememektedir. Bu arayışın çabaları dökülen kanları durdurmaya ve yüreklerdeki acıyı dindirmeye, gönlü sevgi ve kardeşlikle doldurmaya yetecek midir? İnsanları barışa çağıran şiirin sesine kulak veren; “Ekmek kırıntıları serpiyorum cephede/kum torbaları üstüne/su verirken kuşkonmaz çiçeğine” diyen şairi(2) duyanların çoğalmasını umduğumuz dünyada gördüklerimiz  beklentilerimizi boşa çıkarmaktadır.

Bizi sanki Adorno’nun o çok bilinen sözüyle yüzyüze getiren, anlamları anlamsız kılan, insanı dağıtan, derinliğiyle girdabına alarak içimizi acıtan Sırbistan sınırına 10 km uzaklıkta, 11 temmuz 1995’te katliamda ölen Serebrenacalı 4 yaşındaki çocuğun sesi: “çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?”(3)

Hadi şiir! Hangi şiir? Bundan öte ne diyeceksiniz şimdi! “Çocuk sesinden bir ayna” eğer insanlığın bakmaya yüzü varsa… Diyoruz ki “bir melek gibi gülümsemeli barış/ve ölüm özür dilemeli dünyanın çocuklarından”

                                                     Uluslar arası Çukurova Sanat Günleri sunum,2012

Dipnotlar:

(1)-Kitaplık,”Penceredeki Işıklar” Naomi Shihab Nye,  Şubat-2004, sayı:69 

(2)-“Barış” (şiir) Sunay Akın, Barış Şiirleri Güldestesi, http:/www.siirakademisi.com/

(3)- Hasan Ali Toptaş,”Harfler Ve Notalar”, Doğan Kitap, Ekim, 2007, İstanbul, s.147

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ