Jale Sancak İle Söyleşi – Göksu Nurten Çakır

  • 01 Aralık 2019

Göksu Nurten ÇAKIR: Edebiyata şiirle giriş yaptınız ama Türk edebiyatında katkılarınızı düşündüğümüzde daha çok öykü kimliğinizle öne çıkıyorsunuz. Bunun yanı sıra yayınlanmış iki romanınızdan biri 2018 Attilâ İlhan roman ödülü aldı. Uyunan Güzel romanınızda Vahide, Adnan ve Deniz’in hikâyelerini okuyoruz. Umut adına, sevgi adına güzel bir kitap. Uyanan Güzel nasıl ortaya çıktı?

Jale SANCAK: -Uyanan Güzel her zamanki gibi kafamı kurcalayan, öfke duyuran, bardağı taşıran oluşlar, kimi – şiddet, baskı, siyasi olaylar, kentsel dönüşüm, betonlaşma, ekolojik denge gibi- meselelerve gene epeydir yazmak istediğim bir değişim hikâyesi nedeniyle yazıldı.  Bu iki nedeni tek yolculukta bir araya geldi.  Kitabın tanıtımlarında umut ve sevgiden çokça söz edildi, elbette kitapta bunlar var lâkin uslu duran bir roman değil aslında.

G.N.Ç: 2015 yılında Tiyatro Karakutu’da tek kişilik oyunlar yönetip oynadınız. Tiyatronun yazarlığınıza bir etkisi oldu mu? Olduysa nasıl bir etkisi oldu?

J.S: -Ben en başından beri hep tiyatroyla ilgili bir şey düşündüm, ilgilendim, bir biçimde ilişkim oldu, radyo oyunları, tiyatro oyunları yazdım, yıllar sonra tek kişilik bir gösteride oynayınca da sahne deneyimim oldu. Ayrıca iyi metin hangi türde olursa olsun yazarı geliştirir. Bununla birlikte yazarlığıma tiyatro metinlerinin değil, roman ve öykülerin etkisi oldu. Öte yandan tiyatro metni diyalog yazmayı, sahneleyerek anlatmayı öğretiyor. Bunun iyi bir şey olduğu kanısındayım. Böyle bir katkı sağladı bana sanırım.

G.N.Ç: Öyküleriniz durgun, anlatım yoğunluğuyla okuru içine çeken öyküler. Olaylar olmasa da kelimeler arasındaki coşku okuyucuyu kolayca cezbeden şiirsel bir anlatım gücü var. Bunun sebebi şair kökenli olmanızdan olabilir mi?

J.S: Öykülerimin durgun olduğunu yıllar önce Muzaffer Buyrukçu yazmıştı. Artık ne demek istediyse, bu tanımlama yapışıp kaldı yazdıklarımın üstüne. Bu değerlendirmeden çok hoşnut olduğumu söyleyemeyeceğim. Şiir meselesine gelince, evet şiirle başladım lâkin şiiryazmaktan, şairlikten ziyade bir okur olarak iyi şiirin yoğunluğu, sık dokusu, çok çağrışımlı, imgesel, zengin söyleyişi etkiledi beni, gene okur olarak okumayı en çok sevdiğim tür şiirdir. Asıl nedeni bu olmalı.

G.N.Ç:  İlk kitabınızdan bugüne ne değişti?

J.S: Tam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım,  yazma, anlatma biçimimse söz konusu, kendim için bir takım değerlendirmeler yapmayı doğru bulmuyorum, bu değerlendirmeleri başkaları yapmalı. Sözgelimi eleştirmenler. Konularımda çeşitlenme oldu tabi. Bir de çok uzun yıllar boyunca sadece öykü yazdım, bildiğiniz gibi roman da yazıyorum artık. Değişen şey bu.

G.N.Ç:  Sizce her nesnenin bir öyküsü var mıdır?

J.S: Var olan her şeyin bir öyküsü vardır. O öykü ya da öyküler zaman zaman edebi yapıtların içinde, yeniden yaratılarak, dönüştürülerek yer alırlar, yapıta dâhil olurlar, anlatıcı olarak anlatma olanağı sağlarlar.

 G.N.Ç:  Türk edebiyatında öykü yazarı denildi mi ilk akla gelenler arasındasınız. Günümüz öykücülüğüne pencerenizi açtığınızda kimleri görüyorsunuz?

J.S: 50 kuşağını, altmışların, seksenli yılların öykücülerini, doksanları günümüz öykücülüğünün dışında tutmuyorum ben. İki bin ve sonrasında birçok yeni yazar yetişti tabi, birçok genç öykücü var. Onların içinde de ilgiyle okuduğum, beğendiklerim, yazdıklarını merak ettiklerim var. Kimleri gördüğümden ziyade, tüm zorluklarına rağmen öykünün hâlâ çokça yazılıyor, geçmişe oranla daha çok okunuyor olması, bunu görmek sevindiriyor beni.

 G.N.Ç:  Yaratıcı okuma ya da eleştirel okuma nasıl olur? Bize bundan kısaca bahseder misiniz?

J.S: Eleştirel okuma bir yapıtı doğru ve derinlemesine yorumlama, çözümlemeyöntemidir. Kapalı metinleri anlamak, yazarın bıraktığı boşlukları doldurmak için okur, metin ve yazar merkezli okuma biçimlerinden yararlanılabilir. Buna yaratıcı okuma da deniyor. Bu tür yöntemler okuru edilgen okurluktan katılımcı okurluğa taşır.

G.N.Ç:  Yazdığınız her eserinize sızmak isteyen karakteriniz var mı?

J.S: Hayır, böyle bir şey olmadı bu güne dek. Eğer zihnimde dolaşan, anlatmak istediğim bir karakter var ise onu yazarım zaten.

G.N.Ç:  Yazar kendisini eserinde ne kadar saklamalı?

J.S: Şöyle anlıyorum sorunuzu, teknik olarak, yazarın metnin içinde anlatıcı olarak görünmesi… Son zamanların sıkça kullanılan tanımıyla, yazar sızması… Tamamen. Yazar tamamen anlatıcı olarak geriye çekilmeli. Çünkü karakterler var.

G.N.Ç:  Edebiyat dünyasında bugüne kadar edindiğiniz yazarlık tecrübeniz nedir?

J.S: Tecrübe yerine şöyle özetleyeyim :Kırk yıla yakın zamandır yazıyorum. Hayatım neredeyse yazarak geçti. Türlü metinle uğraştım, boğuştum,  oldurmaya, kotarmaya çalıştım çabaladım. Doğal olarak kimi oldu, kimi olmadı. Olmayan için epeyce didindim uğraştım. Bu yolculuğu da hep sevdim.

Türk edebiyatına, şiirine katkılarınızdan ve bu güzel röportajdan dolayı size çok teşekkür ederim.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ