Nisan Serap, Şairlerle Çok Satan Kitaplar Hakkında Konuştu…

  • 26 Kasım 2019

Nisan Serap: Siyaset hayatın her alanında varlığını sürdürürken, gazetecilerin bu anlamda yayımladıkları kitapların, edebiyatın önüne geçip çok satıyor olmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Fergun Özelli: Bizim toplumumuzda (genel çoğunluk anlamında söylüyorum) edebiyat pek de önemsenmez. “Edebiyat yapma lan!”, “Hikâye anlatma bana şimdi!” gibi özdeyişlerimiz de oldukça yaygındır günlük konuşma pratiğinde. Ayrıca, ilk emri “Oku!” olan bir dinsel inanışa mensup olsalar da okumaktan çok, görüp duyma, gezip yaşama, dinleyip ezberleme, inanıp biçimlenme ile hayatlarına nasıl yön vereceklerine (daha doğrusu o nehirde nasıl tehlikesizce, az zararla akıp gideceklerine) karar verirler.

Toplumsal hayatımıza da nitelikli ve popüler olmayan sanattan çok, eğitilip inandırılıp ezberletilmiş bir siyaset yön verir. Üstelik bu siyaset, sanatla iç içe olan, ondan beslenip gelişen bir siyaset değil, sanatı yok saymak için olağanüstü çaba sarf eden bir siyasettir. Toplumsal “reform ve rönesans” aşamalarını gerçekleştirememiş geçmişimiz, herkesin de bildiği üzere, edebiyatçıların ve bütün dallardan sanatçıların çektikleri çilelerle, kitap toplatıp yasaklamalar, hatta yakmalarla doludur.

Eğitim sistemimizden de felsefe, mantık, sosyoloji ve psikoloji dersleri usul, usul kayıp gittikleri için okuduğunu anlama ve yorum yapıp eleştirebilme yeteneklerimiz de oldukça büyük bir yüzdeyle azalmış bulunmaktadır. Üstelik okur, yukarıda da belirttiğim gibi toplumsal “reform ve rönesans” dönemlerini atlatıp gerçek anlamda demokratikleşmeye de ulaşamadığı için, okuyan marjinal kesim de kendi içinde iki, hatta, üç parçaya bölünmüş bulunmaktadır. Bu konuda biraz daha ileriye gidecek olursam, sanatın diğer alanlarında emek verenlerin de edebiyatla çok yakın bir ilişkisi bulunmadığını rahatlıkla iddia edebilirim. Ayrıca, günümüzde devreye giren televizyon, cep telefonu ve sosyal medyanın alışkanlık ve bağımlılığı da, gerçek “edebiyat” okurunu giderek daha da marjinal bir pozisyona sokmuş bulunmaktadır. Ve ne yazık ki böyle bir toplumsal yapıda şiir, şarkı sözlerine, öykü ve roman da dizi filmlere bırakmışlardır yerlerini.

İşte tüm bu anlattıklarımın ışığında, “Siyaset hayatın her alanında varlığını sürdürürken, gazetecilerin bu anlamda yayımladıkları kitapların, edebiyatın önüne geçip çok satıyor olmaları” oldukça doğal bence. Çünkü: toplumumuz insanları (gerçek edebiyat okurlarını ayırarak), gerçek gazeteciliğin de iyice marjinalleştiği bir ortamda, öğrenmek istediği gerçeklere tüm açıklığıyla ulaşabilmek ya da kendi inandıkları doğrularının kendilerince daha uzman ve bilgili gördükleri insanlarca kanıtlanıp doğrulanmasına bir kez daha tanık olup rahatlamak adına popüler gazetecilerin kitaplarına yöneldiklerini düşünüyorum.  

Serkan Işın: Gündelik yaşantının kurgusallığı edebiyatı daha sahici ve can alıcı yapıyor. Ama tabi bu ilk anda aklıma gelen şey. Gazetecinin ürettiği ‘güya’ dünyanın, izlenimleri, ilişkileri, gizemleri, entrikaları vb. okur için daha kolay, hazmedilebilir. Zaten bedava olan gündemi yaratan adamlar bu şahıslar. Edebiyat reklamı yapılamayan, ederi olmayan, fakat maliyeti ancak insanlıkla ölçülecek işler peşinde hep. Ama aklıma başka ne gelir bilmiyorum; çünkü reklam, tanıtım görülmek, bilinmek, tanınmak, vb kavramlar şiirle aynı cümle içinde olduğunda bile bundan nefret ediyorum.

W. Bahadır Bayrıl: Edebiyatın “çok satar” olmasından daha iyidir diyorum… Zira bu kitapların büyük çoğunluğu “çöp” niteliğindedir. Kapitalizmin edebi türü olan roman ile satmak arasında hep bir korelasyon olmuştur. Gazetelerin icat edildiği zamanlardan bu yana. Yayıncıların, gazetecilerin yazılarından “kitap” imal edip, bunları topluma “kakalamaları” en hafif deyimle bir dalaveredir… Eh bu toplum da böylece dalaverelere müstehaktır… Bizden uzak, cehenneme direk olmaları dileğiyle…

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ