Perfect Underground Ramazan Parladar’la Devam Ediyor…

  • 27 Ekim 2019
  • 690 kez görüntülendi.

Levent Karataş’ın yönettiği Perfect Underground başlıklı soruşturma çalışmasının birinci sorusu şöyle:

2010’lu yıllardan sonra yazılan şiirde poetik olarak; tematik benzerlikler ve tematik özgünlükler gösteren şairler kimlerdir?

Ve yine, 2010’lu yıllardan sonra yazılan şiirde -’80’-’90’-‘2000’ Kuşakları’na kıyasla-  tematik benzerlikler-tematik özgünlükler gösteren güncel poetikalar nelerdir?

Ramazan Parladar: 2010’lu yılların da sonuna geldik, ama kimi bireysel şiirsel çıkışlar dışında ben 2010’lu yılların şiirini 2000’lerden ayıracak net çizgilerin olduğunu düşünmüyorum. On yıllı dilimlemelerin sakıncaları üzerinde çok duruldu; haklılığı olan itirazlardı. Şiir tarihimizi okurken, değerlendirirken farklı metodolojilerin gerekliliği noktasında pek bir şey yapılmadı ama. Bildiğim kadarıyla, son zamanlarda bu ezberlenmiş metodolojinin dışına çıkmış tek ciddi atılım Orhan Kahyaoğlu’nun antolojisiydi. Şiir tarihimizin okunması / değerlendirilmesi açısından bu türden girişimlerin çoğalması gerek diye düşünüyorum.

Ne var ki, on yıllar üzerinden şiir tarihine bakma refleksinin bazı dönemler dikkate alındığında haklı gerekçeleri olduğunu da düşünüyorum. Örneğin, 40’lı yıllarda egemen olan iki şiirsel eğilimin (Garip ve Toplumcu Gerçekçi şiir) 50’li yıllarda yerini bambaşka bir şiire bırakması gibi. Dünyadaki ve ülkedeki politik / toplumsal konjonktür bazen gerçekten de şiirin ve genelde tüm sanatsal üretimlerin oluşumunda az ya da çok etkili olabiliyor. Darbelerin, muhtıraların, baskıcı süreçlerin birbirini izlediği yakın politik tarihimizin böyle bir etkisi olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bunu anlamak için yalnızca 12 Eylül deneyimine bakmak bile yeterli; yani 70’lerde yazılan şiirlerle 80 sonrası yazılana.

Ancak, başa dönerek söylersem, konjonktür ne olursa olsun, yazılan şiirin yerini / konumunu belirleme çabası içerisindeyken, bu türden politik ya da toplumsal dönüm noktalarını ölçüt almak; en azından tek ölçüt olarak almak, artık geride bırakılması gereken bir yaklaşım.

Bunları söyledikten sonra, asıl soruya yanıt verir noktaya geldim sanıyorum. Ben 2000-2019 arasını ikiye bölme yanlısı değilim; çünkü bu süreçte yazılan şiirlere baktığımda bu on dokuz yıllık süreci ortadan ikiye ayıracak kalın ya da kesin çizgiler olduğunu düşünmüyorum. 2000’lerle birlikte yeni bir şiirin ortaya çıktığının farkındayım. Bu şiir beni heyecanlandıran nitelikler taşıyor. Bu şiir on dokuz yıllık bir süreç içerisinde çoğaldı ve elbette iyi ve kötü örneklerini de biriktirmiş oldu. Tıkanıklıklar, bocalamalar, kendi içerisinde yenilenme çabaları oldu. Bu yeni şiirin temsilcileri bunları dergilerinde tartıştı, tartışmaya da devam ediyorlar. Bu özeleştirel çıkışlar için örneğin, Duvar ve Natama ciltlerine bakmakta yarar var; ben detaylara girmeyeyim burada.

2000’den itibaren gelişen şiiri sevmemim ve bu şiire karşı umut beslememin temel nedeni, o eski söylemle özcü çizgide değil; biçimci bir düzlemde kendini yapılandırmasaydı (Tabii, bu biçim sözcüğünün yanına deneysel, görsel, somut gibi sıfatları ekleyerek düşünün. Biçimi bunların hepsinin kapsayanı olarak alıyorum). 2000’li ve 2010’lu yıllar boyunca, dönemi temsil etme kabiliyetine sahip eğilimlerin, mecra ve mahfillerin tamamına yakınının şiirsel evrilmede merkeze aldıkları şey, biçimdi. Bu, şiir tarihimizin hemen hiçbir döneminde görülmüş bir şey değil. Az sayıda kişisel birtakım çıkışlar dışında, tüm dönemlerde, yeni içeriklerin gölgesinde kendini yavaş yavaş dönüştüren bir biçimsel serüveni var şiirimizin. Şiir tarihimizin büyük biçimsel sıçramaları olarak sayılması gereken Nazım şiiri ve Garip için bile böyle bu. Buralarda bile, büyük içerik sıçramalarının ardından koşturmuştur biçimsel dönüşüm çabaları.

Bu yüzden 2000 sonrası gelişen şiir çok önemli. Biçim, ilk kez bir dönemin belirleyeni olmuştur. Hatta, bu durum, şiirimizin toplumsal / politik gelişmelerin yedeğinde tekrar tekrar biçimlenmesi talihsizliğinin ilk kez yenilmesi anlamına gelmesi bakımından da çok önemli.

2000 sonrası şiire izleksel olarak bakıldığında, yine biçimi önceleyerek diyebilirim ki, artık belirgin bir izleksel ortaklıktan bahsetmek mümkün değil. 2000 Sonrası şairi her şeyin şiirini yazıyor. Aşkı, ölümü de yazıyor; teknolojiyi, interneti de. Örtük politik göndermeler de yapıyor, açık seçik meydan okumalar da. İzleksel okumaların çok zor olduğu kapalılıkta, parçalılıkta da yazıyor; şekillerle, harflerle, anlamsız sözcüklerle de. Bir şiirin ortasına bir yutup linki de bırakabiliyor örneğin. Dolayısıyla, bugünün tematiği diyebileceğim herhangi bir şeyden bahsetmek mümkün değil bu şiir için. Belki, daha sık kullanılan kimi izleklerden bahsedilebilir; ama artık, her şiirde başka şeylerle karşılaşmaya alışmak gerekiyor. 2000 sonrası için yalnızca, lirizmin gerilediğini (ki, lirizme sadakatle bağlı bir şair olarak, lirizmi doğru anlamadıkları eleştirisini de buraya sıkıştırayım), ironinin yükseldiğini söyleyebilirim.

2000 sonrasında, konvansiyonel şiirde ısrar eden şairler dışında, 80 ya da 90 şiiriyle yakınlık, temas ya da bağlantı noktaları olan bir şiir yok o halde. Tekleme örneklerle bağlantılardan, benzerliklerden bahsedilebilir ancak. Yalnızca şu söylenebilir; bu tekleme adlar listesi, 80 kuşağı içerisinde olanlarla biraz uzuyor. O halde, buraya; yani 80-2000 sonrası ilişkisine bir daha ve titizlikle bakmakta da yarar var, ama bu önemli konunun yeri de burası değil. Bu adları saymaya gerek var mı? Asaf Halet de var, Ece de var, Ergin Günçe, Tarık Günersel, Küçük İskender ve Seyhan Erözçelik de var, Lale Müldür ve Sami Baydar da. Mustafa Irgat ve İzzet Yasar muhakkak var. Ahmet Güntan hem öncü olarak var hem yepyeni bir 2000 sonrası şairi olarak.

Bunlar ve şu an aklıma getiremediğim başkaları; kimi daha dolaylı, kimi daha doğrudan olmak üzere bu şiiri besledi, besliyor.

Aslı Serin, ilk kitabıyla benim bu yeni şiire dikkatimi çekendir. O günden bugüne önemsediğim çok şair çıktı. Bu dönemin şiirinin temsiliyeti noktasında nerede konumlanacaklarını şu an bilemem ama bu süreçte kimi çok beğendiğim, kimi dikkat çekici bulduğum; adlardan aklıma gelen bazılarını sıralayarak noktalayayım: Bülent Keçeli, Ergun Tavlan, Barış Özgür, Cihat Duman, Fahri Güllüoğlu, Ceyhun Tuna, Sinan Oruçoğlu, Nur İpek Önder, Ferah Doğan, Sevinç Çalhanoğlu, Mehmet Can İnsperest, Ümit Erdem ve aklıma gelenlerin sonuncusu olarak, Karangu’da ilk şiirlerini bastığımız Erden Kahveci…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ