Türkiye’den Uzakta Yaşayan Yazar ve Gazeteciler Frankfurt Kitap Fuarı’nda Bir Araya Geldi

  • 24 Ekim 2019
  • 415 kez görüntülendi.

Türkiye’yi terk ederek Almanya’da yaşamaya başlayan gazeteci ve yazarlar, Frankfurt Kitap Fuarı’nda ülkeden uzakta yazmanın, çalışmanın anlamını anlattı.Dünyanın en büyük kitap fuarı olan, 104 ülkeden 7450 katılımcının yer aldığı Frankfurt Kitap Fuarı, Almanya’da yaşayan Türk yazar ve gazetecileri okurlarla buluşturdu. 16-20 Ekim tarihleri arasında düzenlenen fuarda, kültürlerarası diyaloğu destekleyen Türkiye Almanya Kültür Forumu’nun standı da yerini aldı. Standda birçok gazeteci ve yazar, Kültür Forumu tarafından desteklenen #FreeWordsTurkey inisiyatifi öncülüğünde Türkiye’de ifade özgürlüğü ve sansür gibi konuları ele alarak kendi deneyimlerini paylaştı.

Burada sansürden uzak gazetecilik yapıyorsunuz

Etkinliklerde öne çıkan konulardan biri olan diasporada gazetecilik üzerine konuşan diğer isimler  Artı Gerçek Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç ve Artı Gerçek yazarı Ahmet Aziz Nesin’di.

İki buçuk yıl önce kurulan haber kanalı Artı Gerçek’i anlatan Celal Başlangıç, Almanya’da sansürden ve otosansürden uzak gazetecilik yapma imkanları olduğunu söyledi. Artı Gerçek’i Türkiye’de kuramayacaklarını ifade eden Başlangıç, sözlerine şöyle devam etti: “Kimse bize katkı sunmazdı, kimse bize yardım etmezdi. Niye? Olağanüstü Hal ilan edildiği anda Türkiye’de 200 yayın kuruluşunun kapısına kilit vuruldu. Televizyonların kapılarına ek bir yargı kararı olmadan kilit vuruldu. Malları, kameraları, rejileri haraç mezat satıldı. Ve üzerinden iki yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala daha bir dava açılmamış değil.”

Benim için artık ülkeler kavramı kalktı

Konuyla ilgili konuşan Ahmet Aziz Nesin ise Almanya’da gazetecilik yapıyor gibi hissetmediğini çünkü yazdığı her şeyin Türkiye üzerine olduğunu söyledi. Uzun süre Türkiye dışında yaşadıktan sonra artık hangi ülkede olduğunun kendisi için önemi olmadığı söyleyen Nesin, “İfade özgürlüğü diye bir şey olsaydı zaten biz gazeteciliği Türkiye’de yapıyor olurduk” diye konuştu. Gazeteciliğin emekliliği olmadığını söyleyen Nesin, başladıkları işi bir gün Türkiye’de devam ettirmek istediklerini ifade etti.

Türkiye’de savaşa savaş, barışa barış demek zor

Etkinliklerin baş organizatörü, gazeteci ve belgesel yönetmeni Osman Okkan da, Türkiye’deki ifade özgürlüğü sorunundan bahsederek, ülke dışından Türkiye’ye haber yapacak yayın organlarına büyük görev düştüğünü söyledi. Türkiye’nin Suriye operasyonu sonrası yayın organları üzerinde büyük baskı oluşturulduğunu söyleyen Osman Okkan, “Türkiye’de savaşa savaş, barışa barış demenin zor olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Doğru haberleri mümkün olduğu kadar aktarmamız gerekiyor” diye konuştu.

Söyleşisinde ona 2010 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandıran romanı Taş Ev ve Sürgün’ü anlatan edebiyatçı Aslı Erdoğan, son yıllarda yaşadıklarını “hapis artı sürgün” diye adlandırdı. Özgür Gündem davasında “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılanan, üç buçuk aylık hapis süreci ve sonrasında devam eden yurt dışı çıkış yasağına maruz kalan Erdoğan, iki yıldır yaşadığı Almanya’da Türkiye’ye olan özlemini dile getirdi.

DW Türkçe’ye konuşan Aslı Erdoğan, anadilinden uzak olmasının bir yazar için çok can alıcı bir mesafe olduğunu anlattı. “Kütüphanemden, kitaplarımdan, evimden uzağım; bunlar ağır vuruyor” diyen Erdoğan, ağır sağlık problemleri yaşadığını ve bu nedenlerle yazamadığını söyledi. Fakat eninde sonunda cezaevinde yaşadıklarını bir kitaba dönüştüreceğini söyleyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Cezaevi bir kitaba dönüşmek zorunda. Yoksa beni için için parçalayacak. Bu cezaevini yazmak kendime de, cezaevindekilere de, edebiyata da bir borcum. Bu borcu kapamadan gitmeye niyetim yok.”

Cezaevini yazmak kendime de edebiyata da borcum

Türkiye’deki ifade özgürlüğü yoksunluğuna ilişkin de konuşan Aslı Erdoğan, “Basın bütünüyle kontrol altında. Sanat dünyasında paçasını kurtarmak için yönetime yanaşanlar var, kaçanlar var. O kadar çok insan Avrupa’da ki şu an. Müzisyenler, karikatüristler, yazarlar, gazeteci, akademisyenler…Bir ülke yazarını, sanatçısını, gazetecisini bu kadar mı rahat harcıyor, bu kadar mı kolay gözden çıkarıyor?” dedi.

Aslı Erdoğan Kimdir?

Amerikan Robert Lisesi, ardından Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını CERN (Conseeil Europeen pour la Recherche Nucleaire)’de hazırladı. Rio de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti. 1994 ‘te ilk kitabı yayımlandı.

Ulusal ve uluslararası basında kendinden övgüyle bahsedilen yazar, 1997’de Deutsche Welle’nin düzenlediği yarışmada Tahta Kuşlar adlı öyküsüyle birincilik ödülü aldı, bu öykü dokuz dile çevrildi. Kırmızı Pelerinli Kent romanı Gyldendal Yayınları’nın (Norveç) Marg –omirilik— serisine seçildi. Hayatın Sessizliğinde (2005) Dünya Yayınları tarafından yılın kitabı seçildi. Hayatın Sessizliğinde’den bir bölüm Piccola Tiyatrosu’nda (Milan) Serra Yılmaz tarafından seslendirildi, dans tiyatrosu ve baleye uyarlandı. Mahpus adlı öyküsü Fransa’da filme çekildi. Yunus Nadi (Mucizevi Mandarin), Sait Faik (Taş Bina, 2010), Lillehammer Festivali’nin ana konuşmasını yaptı (2011), Zürih Şehir Yazarı seçildi (2012), Words Vithout Borders (2013), Ord i Grenseland Prisen—Sınırda Sözcükler (2013)

Aslı Erdoğan’ın yapıtları birer ‘çağdaş klasik’ olarak nitelendirildi. Le Monde, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Neue Zürcher Zeitung, die Welt, der Freitag, die Berliner Literatur Kritik gibi gazete ve dergilerde Aslı Erdoğan’ın yapıtları üzerine yüzden fazla makale ve çalışma yayımlandı. Ingo Arend, Ruth Klüger, Barbara Frischmuth gibi yazarlar Aslı Erdoğan’ı yazdı. La Libre Belgique tarafından Antonin Artaud ve Malcolm Löwry ile kıyaslanırken, Aftenposten şu cümleyle değerlendirdi:“Joyce ve Dublin, Kafka ile Prag nasıl birbirinden ayrılmazsa, bundan böyle Aslı Erdoğan Rio da birbirine kopmaz bağlarla bağlanacak.”

2011’de, İsveç’in iki büyük gazetesi Svenska Dagbladet ve Dagens Nyheter’in kültür sanat eklerine röportaj veren Aslı Erdoğan, ayrıca, Nobel ödüllü yazar Le Clezio’dan sonra Dagens Nyheter’in kültür ekinin kapağına taşınan ilk yabancı yazar oldu. Dagens Nyheter’deki söyleşisinde Erdoğan, “Yalnızlık benim için önemli bir itici güç. Bir yerden, bir dilden ya da bir insandan ayrılmak, beni daha yaratıcı yapıyor. Sürgünlüğün insanın yaşamındaki en kalıcı durum olduğunu düşünüyorum, bizler hepimiz evsiz barksızız aslında. Ne zaman ki kayıp ve köksüz olma duygusu ‘sürgün’ diye anılıyor, işte o zaman bir tür müzelik objeye dönüşüyor. O şekilde de güzel ve katlanılır oluyor” dedi.

Aslı Erdoğan 16 Agustos 2016’da gözaltına alındı. 19 Ağustos’daki duruşmasında; örgüt üyeliği, örgüt propogandası, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçlamalarıyla tutukluluk halinin devamına karar verildi ve Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde 136 gün hapis yattı.

Son olarak, Almanya’nın feminist kadın dergisi “Emma”, tarafından 2018 Yılı ‘Simone de Beauvoir Kadın Hakları Ödülü’’ne layık görüldü.

Derginin Köln kentindeki merkezinden yapılan açıklamada, Erdoğan için “Türkiye’de özgürlüğün ikonu” ve “savaşını sözcükler aracılığıyla veriyor” denildi.

Haber: Meltem Kofoğlu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ