Nisa Leyla Deneme Yayını – Levent Karataş

  • 05 Ekim 2019

L.K: Şiirin genlerden de oluşan hali halleri olduğu düşüncesiyle sormak isterim. İlk şiirlerini söylencelerden, güngörmüşlerin efsanelerinden hareketlilikle yazdığını düşünüyorum senin. Neden? Ne dersin?

Doğru…Fakat bunu bilinçli olarak yapmadım. Bir şiir var ve o şiir;  dünyayı bana olduğundan farklı gösteriyor. Annemin anlattıklarıyla, kurduğum şiir örtüşüyorsa, bunda; hayallerimin, çocukluğumun ve annemin suçu(!) var. Annem beni, etrafında kurtların olduğu büyük ve yuvarlak bir çukurdanbebeklerin arasından seçerek (en güzel bebek) görüp alır. İlk seçilmişlik duygum budur.  Dünyaya leylekle bile gelmemişim. Daha sonra yıllarca hendekte kalan bebeklere ağladım ki, asıl annem ve babam leylektiler çünkü bu dünyadan olmadığımı hissederek büyüdüm. Yasakları, kötü ve zararlı şeyleri hayal gücünü çalıştırarak hayatımıza soktu annem. Örneğin, bir defasında, bir çocuktan duyduğum kötü bir küfürü ben söyleyince annem ağzın kirlendi eyvah deyip ağzımı sabunla yıkadı. Böyle bir annenin çocuğuyum ben. Sigara içersem odun olacaktım, insanlarla alay edersem küçülecektim, acımazsam aynısı olacaktım, paylaşmazsam gözüm şişecekti filan… O kadar inandım ki bunlara, ne zaman çikolatamı ya da çekirdeğimi paylaşmazsam gözüm şişiyordu. Zamanla;  neden kötülük, yoksulluk ve yalan var diye merak etmeye başladım. Hala da merak ediyorum. Hele kıskançlık üzerine hikayeler anlatırdı ki annem, hala kıskanma nedir bilmem.  Çünkü ben külkedisiydim, görünmeyen bir krallığın kızı sihirli değneğim vardı ve ben kullanmıyordum. Tanrıyla çok rahat konuşuyordum çünkü korkuyu öğrenmedim. Hayatımızda iyiliğin sınırsızlığın güzelliği vardı. İyiliğin kötülükten üstün olduğunu ama kurnazlıkla işlerini yürüten şeytanın maceralarını dinlerdik. Annem ağaçları, Ay’ı, Güneş’i, Tanrı’yı, şeytanı konuşturan bir bilgeydi. Babam da keza…Metaforlara mucizelere inanarak büyüdük. Hayat mucizelerle doluydu. Yedi uyuyanlar, Yusuf’un Kuyusu, hayvanların dilinden anlayan Süleyman peygamber, v.s. v.s….Ki en büyük metafor ve mucize de tanrı değil miydi?

L.K: Antolojine üç şair almak zorunda kalsaydın antolojide kimler olurdu ve neden?

Kendi çizgisini çizmeyi başaran ya da en azından saf şiir’e ulaşmayı hedefleyen ya da varlığın diline ulaşmayı başarmış şair olsunbu yeterli benim için, diyemeyeceğim. Şiirini okuttursun o da yeter, demeyeceğim.  Buna örnekler de var. Ama beni besleyen diyeceğim, elbette şiirimi besleyen ve yakınlık duyduğum yani şiirlerini okurken kendilerine dokunduğum ya da bana dokunanşairler diyeceğim…Üç şairle sınırlandırmak istemem diğer rakamların boynu bükülür çünkü sevdiğim saydığım elbette pek çok şair var ama yine de söyleyeyim : K. İskender, M. Altıok, Charles Baudlaire, R. M. Rilke, Walt Whitman, Lale Müldür…Yazdıkları şiir bana değiyor, teğet geçmiyor…Başka başucu kitaplarım da var elbette…

L.K: Sosyal Medya’nın şiire ciddi zarar verdiğini düşünenlerden misin sen de? Ya da farklı mantıkların gelişimine yol açtığını ve editör ambargolarını kırdığını mı düşünenlerdensin?

Medya genel olarak bütün alanlarda bir yaygınlaşma, bir duyuru aracı oldu elbette ve hayatımızda büyük yer kapladığını kimse inkâr edemez. Sosyal medya, şiir alanının genişlemesine -zarar da genişliyor ister istemez – yol açtı ama herşey aynı derecede büyüdüğü ve genişlediği için bir sıkıntı yok. Şiir kendi içinde sıkıntıda mı ona bakmak gerekir ki, o da farklı bir konu. Sorudan ayrılmayalım. Farklı mantıklar zaten vardı, beslenecek yer buldu. Yanlış şiir doğru şiiri solluyor mu ? Evet, gündemi ayakta tutan yanlışlar olabilir ama zaman’ı ayakta tutamaz bu yüzden müsterih olmakta yarar var. Acaba hiç medya olmasaydı daha mı iyiydi? Elbette medya olmadan saf halkların, saf zamanların sırtlayıp bugüne getirdiği şiirler, elle tutulur gözle tutulur şiirler olmuştur. Bundan sonra organik olmayan bir zaman ve organik olmayan insan yığınları olsa da bu her zaman olacaktır. Şimdi bir böcek, iki çiçek sözcüğü yazan şairlerden, şiiri bilmeyen yığınlardan söz ediyoruz. Farklı mantıklar da elbette gelişti. Bu yüzyılın getirisi olan görsellik ön planda olduğu için, medyada şairler kendini göstermekle, ünlenmekle bu işi kotardıklarını zannediyorlar. Görsellik, geçici bir çelme ya da geçici bir ivme verebilir şiire ya da sadece kapı aralayan bir misyonerlik üstlenebilir olsa olsa…Belli başlı dergilerde şiirleri çıkmayanlar, medya üzerinden kendilerini gösterebilirler. Sosyal medya, bir yere kadar şairlere eşlik eder. Herkes bir yere kadar eşlik eder, hatta hatta dergiler de. Ama sonra iş, şiir’e kalır. Bence şiire zarar verebilecek tek unsur, şiire ciddi şekilde eğilenlerin edebiyat insanlarının, şiir vicdanlarını yok sayarak, şiir olmayana şiirmiş gibi davranmaları olacaktır. Yine de editör ambargolarını kıramazlar gibime geliyor. Çünkü editörler kendi ambargolarını kendileri kırıyorlar.

L.K: Yazı ya da yazgı dünyalı kodlaması olabilir mi varlığın? Ve Olağandışı sayı bağıntıları, veri kümeleri olamaz mıyız? Varlık matematiksel şiir bütünü olabilir mi? 

Varlığın yazı kodlaması vardır elbette. İnsan dünyanın kendisidir. Evrendir. Tasavvufi yönden de böyle, matematiksel olarak da böyle. Sarmal dna’lardan tutalım, altın oran’a kadar. Bu duygu-düşüncede de böyle. Mesela beynimizin sağ tarafıyla sol tarafının algı ayarları farklı. Henüz üçüncü dördüncü boyutlardayız. Belirli bir hızda dönen hücrelerimiz ve buna ayak uyduran duygularımız var. Belki etten kemikten olmasak, bu kadar acı çekmeyecek, bu kadar şiirselleşmeyecektik. Şairler biraz da boyutlar arası gezinen,kodlamasını kendisi yapan, yaratılış’a meydan okuyan  varlıklar değil midir ? Belki de uzaydan enerji odaklılar tarafından kodlanmış yaratıklarız kim bilir…Varlık, matematiksel şiir bütünüdür. Olağanüstü bir enerjiye inanıyorum ve mükemmel bir şiirsel işleyişi var Bu yüzden, görüngüler dünyasının ve sonsuzluğun sayıları olduğumuzu söylemekte bir sakınca yok.

L.K: Bir sürgün diliyle mi yazıyorsun?

Dünyaya ilk inişimiz, ilk gurbetimiz (ilk sürgün), doğduğumuz yerden ayrılma, ikinci gurbetimiz (ikinci sürgünlüğümüz ). Üçüncü gurbetimize gelince…Kendimize yabancılığımız? Kimliğimizle karşı karşıya gelirken, belki de Meursault (Yabancı-Camus) gibi varoluşa yabancılaşmayı yaşıyoruz. Kendimizden bile uzaktayken, kat be kat sürgün yaşıyoruz. Evet, bir sürgün diliyle yazıyorum ve ben değil sadece, şiire saf şiire ulaşmaya çalışan bütün şairler ya da saf şiire ulaşmaya çalışan bütün sanatçılar bir sürgün diliyle yazmaktadırlar. Çünkü dünyaya fırlatılıyoruz, dünyadan alınıyoruz ve az önce dediğimiz gibi kodlu birer makinayız. Ama sürgünde olduğumuzdan kimin haberi var? Pek azımız bunu biliyoruz. Bilenler zaten mutsuz ve kendini sanata edebiyata şiire vuruyor bu sürgünü kat edebilmek için…

L.K: “Yokoluş bir sözcükse”den yeni şiir kitabından söz açmak istiyorum. “Çün!” ile başlıyor her şey yani “Ol!” ile. Bir çün uygarlığı olduğumuz varsayımıyla soruyorum; tek sözcük varoluşu sonlandırabilir mi?

 “Kef” ve “Nun” iki harf olduğu halde, tek heceye dönüşüyor “Kün”. Tıpkı Türkçe’de tek hece olduğu halde; ol ! Tanrı tek sözcükle yaratmıştır. Ben buradan şaire geçeceğim. Şair de, bir nevi yaratı yaptığı ve varoluş’u sorguladığı için, “ol” la yazıyor şiirini…Tek sözcük varoluşsa, diğer tek sözcük de yokoluş’tur. Evet; çün’le başlayan efsane “yokol” la biter. Tek sözcükle…Bireysel  “yokoluş” lar yaşıyoruz : “çekişirken hayatla ölüm/ kulaklarımı, gözlerimi yani/ tanıklarımı bırakıp gideceğim/ de ondan: / kapanacak perdem. toprak alaşımlı/ bir senfoniden yükselirken hayat/ tek tanığım arkamda şiirim / önümde tinim/ ne yapsın beni beş duyuşuz yaradan” …Toplu “yokoluş” lar yaşıyoruz : “geçmiş ve geleceğe direnirken kuş sesleri/ ırkları saflaştırmakta kurşun sesleri”  Toplu yokoluş, yani kıyamet bence tek sözcükle sona eriyor. Bunu da bir film senaryosu şeklinde düşündüğümü ve sonsuzluğun sonunun nasıl tasarlandığını, hayatın anlamını varsayımlarla sorgulayarak yaşıyoruz.Ve ben yok oluşlarımızı irdelerken aslında bu sorgulamayı dile getirmek istedim bu kitabımda: “biz yokoluş’a giderken / boşluk, tarifinde hayatın:/ maddeden ışığına, şehvetine/ ve okurken hazzı, hala yaşarıyor/ gözümüz, türküsünü bozmadan”

Sözcükler ve harfler,dünyayı ayakta tutuyor. Ve maalesef kıyametten önceki yanlış yere konuşlanan her sözcük, zaten yüzyılların dilimine göre ayarlanan kötü kullanıcılar tarafından atom bombaları, soykırımlar ve savaşlarla yokoluş’u gerçekleştiriyor.

L.K: Farklılıklar gösteriyor şiirin. Kendine özge tekrarlarını arıyor belki. Kendine özge farklılıklar gösteren tekrarlarını. Yine“ Yokoluş bir sözcükse” kitabında “yoksulluğun şiiri yok” (Syf.85) şiirinde “yoksulluğun ayakkabısı kardanadamdı.” diye harikulade dizelendirmişsin. “Fakir kuş hiç unutmaz…” dizesini bilmem hatırlar mısın? Ece’nin…Söz konusu cümleler birer çağşım sorusudur…

Evet “Fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı” . Maalesef, acılar unutulmuyor. Savaşların, kıyımların, yakılmaların, yoksulluğun modası da geçmiyor. İstediğimiz kadar aşk, ana, baba savaş şiiri yazalım, toplumsal gerçekler kalemimizin ruhumuzun peşini bırakmıyor. İçimize indiğimizde acı bir yoksulluğun, derin insancıl yaraların içimizde kökleşmiş ve kendince kanadığını görürüz. Belki de bu kadar acıyı yazmasak, farkındalığımızın yarattığı ruh hali bizi mahvederdi.  Bu her zaman böyle olmuştur.Nitekim ne kadar yazarsak yazalım, doğrudan yoksulluğu kıyımları durduramayız ama bir nebzecik olsun, insanın iyilik hamurunun gelişmesine ya da sürmesine yardımcı olabiliriz. Babam; “insan bir avuç kötülük, bir avuç iyilikten oluşmuştur. Bu bir avuç iyiliği besleyelim” derdi. Bizim de yapmak istediğimiz şey bu sanırım…

L.K: Şiir gençken yazılır!” Epik cümlesinin… “Evet şiirin ideal olanı gençken yazılır!” diye bir inceltme cümlesiyle yanıtlasak?

Şiir hiçbir edebiyat türüne benzemez. Şiir, otoriterdir. İdeal olanı kendisi belirleyecektir. Rimbaud söyleyeceğini söyledi ve bitirdi genç yaşında.Şiirin ideali gençken yazılır dedi. Rilke; “mısralar sanıldığı gibi duyguların değil (duygu erkenden vardır bir çok kişide) yaşamış olmanın verimidir” dedi ve daha geniş zamanlara yaydı kendini.Bir diğeri, ömrünün her kısmına serpiştirebilir şiiri. Gençken ilk yazılan şiirler, şairin en gerçek ruh ve kalem çizgisini belirtir ama en ideali midir, şairden şaire tartışılır. Çünkü hiçbir kuralı hiçbir alanda kabul etmeyen ben, şiiri de özgür bırakmaktan yanayım. Hatta sınırsız. Genelleme olmaz. Zaten şiirin hiçbir özelliği için genelleme yapamayız. Bu soruyu on sekizimde sorsaydın “evet” diyebilir, yaşımın arkasında dururdum belki de. Ama şimdi, yılların imbiğinden süzülen şiirler, saf şiir’e daha yakın diyorum…Ve aslında ben sekiz yaşımdan beri yazıyorum. Esrik geçen ömrümün yanıtı ; şiirin yaşı yoktur olmalı…Şiiri gördüğüm yerde, önümü iliklerim gerisi beni ilgilendirmez.

L.K: Okura büyü yapabileceğin üç sözcük söyler misin?

“Gerçek şairler büyücüdür”

L.K: Yara şiirine ilişkin soruyorum (Syf. 71) Dünyada olmak şımarıklık mıdır? Ve biz iyileştirmek için mi türküleştirileceğiz?

 “Dünyada olmanın şımarıklığıyla/yaslandım içimde kanayan yüzüne” Evet dünyada olmak, şımarıklıktır. Hele dünyayı hissedebilmek, daha büyük bir şımarıklık diye düşünüyorum. Bu kadar savaşın, katliamın, acımasızlığın olduğu bir dünyada; güneşin, çiçeklerin, dağların, denizlerin, hayatın büyüsünü olağanüstü güzelliğini fark ederken, simitle çayı yudumlarken, diğer coğrafyamızda evinde taranarak öldürülen insan varsa, evet şımarıklık gibi geliyor ölmeden yaşamak …

Bu durumda ne yapacağız ? Madem yaşayabildiğimiz kadar yaşayacağız, o halde kalbimizle yaşayalım. Hiç yazmasak da kimseler ölmesin mi? Bence hem okuyup yazalım, hem de kimseler ölmesin ki, yaşamaya katlanabilelim ve vicdanımız sızlamasın nefes alırken…Dünyayı iyileştirmek için türküleştirmek lazım. Çünkü en saf, en güzel, en kendimiz ancak türkülerde olabiliyoruz. Şiirimizi de bir türkü gibi kendinden yeşertmeli, hem hayatı hem de kendimizi iyileştirmeliyiz. Ama bu iyileşme, soysuz savaş ve soykırımların ardından sürülen ilaç olabilir ancak –kendimizi bildik bileli dünya kanlara bulanmış- Bu kan akışına dirençle ; dünyayı iyileştirmek için türküleştirmiş, bu sayede biz de türküleşmiş olacağız : “türküleşmek zorundayız/ yaram iyileşmeli yaranla”

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ