Selçuk Baran Romanlarında Siyasal-Toplumsal Açıdan Gençlik, Kadınlık

Derya Derya Yılmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 8 makalesi bulunuyor.
  • 25 Mayıs 2019

Okur tarafından salt öykücü olarak kabul edildiğinden midir, yoksa romana geldiğinde sıra, okurun görece uzak durmasından mıdır bilinmez, ama Selçuk Baran romanlarının üzerinde gereğince durulmadığı kuşkusundan kurtaramıyor insan kendini.

Oysa 1975-2000 yılları arasında okurla buluşan, sonuncusu yazarın ölümünden sonra yayımlanan üç roman da farklı bakış açılarına dayalı yaklaşımla ele alınmayı hak eden yapıtlar. Yeni basımları Yapı Kredi Yayınları tarafından yapılan bu üç roman Bir Solgun Adam (1975), Bozkır Çiçekleri (1987), Güz Gelmeden (2000) adlarını taşıyor.

Farklı tarihlerde romancılığımıza katılmış eserlerin, yazarın Türkiye’nin sınıfsal konumuna dair aldığı çıktılar kadar, yaşanan toplumsal altüst oluş, siyasal çalkantılar, kültürel dönüşümler vb. konularda getirdiği şaşırtıcı veriler de gözden kaçırılmamalıdır.

Yine dikkat çekici daha başka yan, Baran’ın, siyasal romancılığımızın öne çıkmış adlarından Vedat Türkali, Adalet Ağaoğlu, Mehmet Eroğlu, Kaan Arslanoğlu, Öner Yağcı, Oya Baydar gibi yazarlarla karşılaştırıldığında yapıtlarının hiçbir zaman onlar gibi kategorik sınırlar içine hapsedilemeyecek yapı özelliği taşıdığıdır.  Yanı sıra yüksek, oldukça zengin siyasal artalan yansıttığı söylenebilir.

Belki bunların yanında başka şaşırtıcı yan da Selçuk Baran’ın bu yaklaşımını, roman evrenlerinde gençlerle kadınlar üzerinde taşıması, bir bakıma toplumsal yaşam gerçekliğinde onlara ayrılan yerle aynı kuşak, cins kategorisi bağlamında kendilerini ifade etme biçimine yaslamasıdır. Sonuçta Türkiye’nin toplumsal tarihinde önemli bir zaman dilimine karşılık gelen bu evreye dönük, yazarın neredeyse eksiksiz harita çıkardığı bile söylenebilir.

Genel anlamında, üç yapıtta göze çarpan kategorik yapılanma şematik olarak sıralanabilir.

Bir Solgun Adam, yaşlılarla gençlerin aynı kapta olsa da birbirine karışmadan yaşadığı bir uzam getiriyor. Bozkır Çiçekleri, gençlerin bakış açısına yaslandırılıp kadına dönük yaklaşım üzerinde dururken, genç kadınla erkeğin kadın imgesi karşısında tutumunu deşiyor. Güz Gelmeden, adeta harman yeri yansıtıyor. Çünkü toplumsal kesimlerin tümü, karşılarındakine tuttukları aynalarla ilişkileniyor. Gençlerle erişkinler yalnız kendilerine dönük bakışla değil birbirine yönelik yaklaşımlarıyla da bütün halinde kendilerini koyarken, kentlerin çoksesli, taşranın teksesli bakışı buna eşlik ediyor.

Ortak nokta bağlamında romanlara apaçık yerleştirilen ya da örtük tutulsa da artalan göndermeleriyle belirginleşen sınıfsal, siyasal, ekonomik, dinsel, cinsel, kültürel vb. yapı unutulmamalı.

Selçuk Baran romanlarına yönelik kategorik şema örnekleriyle dile getirdiğimiz öne sürüş pekiştirilebilir.

Bir Solgun Adam’ın yabanıl, yalnız, ürkek yapısıyla kimseler tarafından görünmek istemeyen başkarakteri Mehmet Taşçı, kadınlarla iletişiminin çok daha iyi olduğuna inansa da kendisinin insanlarla ilişkileri hiç de iyi değildir. Nitekim kızıyla da, aşk yaşadığı eski sevgilisiyle de görüşmelerinde mesafeli konumdadır. Kaldı ki Mehmet Taşçı, ev sahibesi ya da hizmetçi gibi varsıl yoksul farklı kesimlerden öteki kadınlarla ilişkilenirken de böyle buna benzer durum gözlenir. Genel olarak yaşça erkeklerden daha büyük kadınların romanlara egemen olduğu görülür, bunlar, yer aldıkları konumlarda sürekli çekip çevirme, söz söyleme hakkına sahiptir.

Bozkır Çiçekleri’nde bir üçgenin üç noktasında hem birbirleriyle ilişkilenen hem de birbirlerinin alabildiğine uzağında duran karakterler aracılığıyla biz yine gençlik, kadınlık sorunsalı boyutunda yazarın davet ettiği tartışmalara çekiliriz. Taşra kökenli, entelektüel yanı diğerlerine oranla zayıf Seyfi, anne kucağından, kendisinden beş yaş büyük, pek çok yönden kendinden üstün Nurten’le evlenerek bu kez de âdeta karısının himayesine girer. İkiliye daha sonra entelektüel düzey bağlamında Nurten’e denk gelebilecek Müfit de katılınca ilişkideki sacayağı tamamlanır. Nurten Müfit’le ilişki yaşar, ancak kendini bulma arayışından kaynaklı, her iki erkeğe de sırt dönmekte asla duraksamaz.

Güz Gelmeden’deki Nilgün, bu kez taşra kasabasında diklenişin simgesi halinde karşımıza çıkar. İdeolojik yanı olmamakla birlikte, sezgisel anlamda yakınlık duymadığı, üstelik kaba, maço özellikli sevdiği adamla görülme riskini göze alıp -bilinen bir ailenin saygın kızıdır çünkü- beraber olur. Ne var ki dirençli kadındır. Karar aldığında sevdiği için gereken her neyse bunu yapabiliyorsa, gerektiğinde onu terk de edecektir. Erkekler için Nilgün gibi güçlü bir karakter, yaşamı sürdürebilmelerinde önemli dayanak oluşturur. Bu durum yalnız ona âşık olanlar için geçerli değildir. Anne sonsuzca ayrıldığında evdeki düzen de enikonu onun elinde kurulur.

Selçuk Baran’ın, romanlarındaki önemli kadın karakterlerine verdiği benzer adlar burada dikkate alınabilir. Örneğin Bir Solgun Adam’ın Nevin’i, Bozkır Çiçekleri’nin Nurten’i, Güz Gelmeden’in Nilgün’ü, birbiri içinden geçen benzer sesler kadar görece karakter özellikleriyle de örtüşür görünüyor. Bu çerçevede Selçuk Baran’ın aslında bize söylemek istediği şeyler olduğu, bunu sezdirmeye giriştiği düşünülemez mi?

Baran’ın kadınları güçlü birer kişilik olarak alınmalı. Çünkü ara sıra görünseler bile hepsi de anlatı düzleminin etkili kişileridir. Örneğin Bir Solgun Adam’daki hizmetçi kız kiminle olacağına kendisi karar verir. O halde bu kadınlar eril nitelikte, toplumun baskın karakterleri olarak öne çıkıyor. Nitekim kadınlar, konumu ne olursa olsun hiçbir zaman yerde değildir. Benzer şekilde aynı kitapta, evli bir kadın istediği adamı kendine dost tutar.

Selçuk Baran’ın romanlarındaki gençlerle kadınlara yaklaşımına kuş bakışı göz attıktan sonra bunların anlatı evrenlerinde siyasal olarak nerelere uzandığına, nasıl bir yapı gösterdiğine bakalım şimdi de.

Üç yapıtında da alabildiğine yüksek bir entelektüel boyut görüyoruz. Hele Bozkır Çiçekleri’nde bu saptama karakterlerin ağzından dökülen sözlerle doruğa ulaşıyor. Romanlardaki entelektüel derinliği, yayılmayı yazarın tercihine vermemek, bunu Baran’ın kişisel tutumuna mal etmemek mümkün görünmüyor. Yazar, yaşamının son yirmi beş yılında, kendi toplumunun sorunlarını gündemleyen romanlar kaleme alırken bunları bir görev, ahlak anlayışı doğrultusunda öne çıkarmış da oluyor.

Bir Solgun Adam’da başkarakter yoğun okuma eyleminden yazma eylemine geçerek okumaya, yazmanın övgüsünü de ekliyor. Zaten onun da, ailesini, kitaplarıyla terk ettiğini biliyoruz. Özellikle Bozkır Çiçekleri’nde kitaplar başrolde denilebilir. Öyle ki romanın önemli kadın karakterinin çeyizi kitaplarıdır. Güz Gelmeden’in Ankara’dan Yeşilçay’a taşınan sosyalist avukatı da sandıklar dolusu kitap getirir ki kitap bulundurmanın sakıncalı olduğu dönemlerdir. Burada şunu sormak yerinde olabilir. Selçuk Baran romanlarında, kitaplarla yazarlar âdeta olayların önüne mi geçiyor?

Yazılış yıllarına göre birinci roman ağırlıklı günlükler aracılığıyla kuruluyor. Ara bölümlerde üçüncü anlatıcı söze giriyor. İkinci roman, tek bölüm dışında tümüyle üçüncü tekil anlatıcı üzerinden aktarılıyor. Üçüncü romanda ise bambaşka yapıyla karşılaşıyoruz. Yazar, kahramanların penceresinden ayrı ayrı okurlarına sesleniyor.

Bir Solgun Adam’da alt planda dönemin siyasi olayları, gençlerin anlamsızca savruluşu, çıkmazları, işçi, halk gibi kavramlar ötekilere benzer biçimde aynı kapalılıkla devam ediyor.

Bozkır Çiçekleri’nin Seyfi’si, askerlik görevinden izinli geldiği zaman Müfit’ten dinlediklerini karısıyla paylaşır. “Çağımızda devletle yönetim, halkla ilişkisini öylesine kopardı ki, kendisini iç tehlikelere karşı korumak için güçlü bir orduya muhtaç. İhtilâller çağı geçti artık, hükümet dönemi darbeleri başladı; hükümet darbesi de ordu desteğiyle olur. Bu yüzden sosyalist halk ihtilâli, düşten başka bir şey değil…” (s.177)

Kitabın 1970’lerde yazıldığı düşünülürse içinde barındırdığı öngörü kime çarpıcı gelmez ki? Nitekim roman, Seyfi’nin kulaklarına dolan “Tank paletlerinin asfalt üzerinde çıkarttıkları gıcırtılar”la (s.208) sona eriyor.

Güz Gelmeden’e neredeyse tümden siyasal roman olarak bakabilmek de olanaklı. Daha ilk sayfalarda Selçuk Baran, ister sol ister sağ olsun örgütlerin insanı nasıl çarkına aldığı, bireysel tüm özellikleri yok saydığı, hatta varlık olarak yok edilebileceği, önemli olanın örgütün amaçları olduğu, amaca giden yolda her şeyin neredeyse mubah sayıldığı çarpıcı biçimde vurgulanır.

Gençlerin ebeveynleriyle çatışması, omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük bindirilmesi, kendi kişilikleri yerine ya onların istedikleri gibi ya da onların hiç istemediği kişiler olmayı seçmeleriyle sonuçlanıyor. Kitaptaki genç karakterlerden Erol, babasıyla annesinin yanlış tutumları sonucu sol bir örgüte girmek ister. Amacı kendini ispatlamaktır. Yusuf ise ilgisiz, sorumsuz bir babayı belki de kahramanlaştırıp babasızlığın, sevgisizliğin acısını yıllar yılı yaşadıktan sonra sağ bir örgüte girerek, “yalnızlıktankurtul(ma)”yı ister. (s. 187) Hem de İnsanları sırf kendinden farklı düşünüyor diye öldürmek isteyecek kadar. “Komünistleri öldürsünler, yok etsinler diye yapıyorum bu işi. Vatan satılmasın diye, elden gitmesin diye. Moskof hainleri yurdumuzu almasınlar, ırzımıza geçmesinler diye… Yalnız para için değil. Yalnız para için değmez.” (s.162) Yusuf’un yaşadığı sevgisizliğinin temel nedeni yalnız bırakılmasıdır aslında.

Ankara’dan, sığınak olarak gördüğü Yeşilçay’a gelen orta yaşlı avukat Suat için de, “(b)üyük umutlarla bağlandığı(.) sosyalizm saptırılmış, soysuzlaştırılmış, arkadaşları(y)la ara(sın)da aşılmaz uçurumlar açılmıştı”r. (s. 46)

Güz Gelmeden’i siyasal roman yapan, bu örneklerde geçen söylemler değil elbette. Selçuk Baran’ın, söz konusu roman evrenlerinde gençlerle kadınlara açtığı yer, bunların yayıldığı toplumsal taban, özetle yapıtı apayrı bir konuma taşıyor.

Yukarıdaki örneklerde Selçuk Baran, öngörüleriyle, bu yöndeki konumunu yine kendisi pekiştiriyor. O halde Selçuk Baran’ın, çağının tanıklığını yetkinlikle yerine getirmiş yazar olduğu, romanlarında gençliğe, kadınlığa karşı tutumunda üstelik farklı boyutta, onları sahiplenici yaklaşım sergilediği, ötesinde bu iki kategorik varlığın birer gösteren olarak alınabileceği göz ardı edilebilir mi?

Şunu bile söylemek bir açıdan olanaklı. Selçuk Baran, gençliğin, kadınlığın yalnız romancısı değil, aynı zamanda arındırıcısı da sayılmaz mı?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ