Çağla Göksel Çakır’ın ‘Birhan Keskin’ Yazısı

  • 05 Ekim 2018

AŞK

Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan…

Beklemeyene: Dilegelen bir dünya.

Vahiy gibi, en çok ona benziyor.

Baharın karnını öptüğüm rüya.

 

O yüzden “ayak”landım, yukarı ağdım.

Sana vardığımda ağlamam bundan…

 

Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler

Dünyayı dolduran sözü olduran o.

Ve ben ne desem şimdi, benden değiller.

Hâlâ soruyor musun bana, aşk ne demek:

O en “bir” ve “tam” olana yürümek.

 

Durup durup geçmesin içinden ağlamak

Dur, neden ağlıyorsun ca’nım,

yetmez mi ikimize bir sağanak…

        BİRHAN KESKİN

 

‘KESKİN’ BİR AŞK TARİFİ

 

ÇAĞLA GÖKSEL ÇAKIR

Aşk, her kalpte farklı esrarda yaşanır. Kimi onu bir sağanağın ardından burnuna konan toprak kokusu gibi narin hisseder… Kimi çisilçisil yağan yağmur misali yavaşça özümser… Kimi müziğin aykırı notalarında duyar aşkı… Kimi de aşık olunca kalbine yıldırım düşmüş gibi yerinde duramaz… Yanar… Döner… Kavrulur… Hasılı aşkın tek bir tarifi yoktur. Her kalp kendi ölçeğinde yaşar bu duyguyu… Yoğurur… Öğütür içinde… Mahsulü ise ya yüzlere siner ya tavırlara ya da kelime olur dökülür mısralara…

 

Mısralarında aykırı ruhların kendini bulduğu Birhan Keskin’in aşk tanımı da aynı düzeyde sarsıyor okuru. Nedir Birhan Keskin şiirinde aşk? Onun kaleminde nasıl yanar-döner, nasıl derinleşir, nasıl devşirilir?

 

Her bünyede ayrı fırtınalar koparan aşkın tanımını kalemi gibi ‘keskin’ yapıyor şair:

“Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan…

Beklemeyene: Dilegelen bir dünya.”

‘Kerem’ yahut ‘Mecnun’, bu kasırgaya hiç beklemediği bir anda yakalanıyor. Beklemeyen konumundaki ‘Aslı’ ya da ‘Leyla’nın da benzer şekilde nutku tutuluyor. O andan itibaren konuşan; karşılıklı atan iki kalp arasındaki ‘tılsım’ oluyor. Bir nevi ‘vahiy’ olarak algılıyor aşkı Birhan Keskin: “Vahiy gibi, en çok ona benziyor.” Kim bilir; manevîyat yüklü bir metin ya da esrarlı bir kapıdır o, şair için. Aralandıkça kendine çeken, merak uyandıran, ama çoklarımızın ‘asıl manası’nı keşfedemeyeceği bir kapı. Belki de bu yüzden “Baharın karnını öptüğüm rüya” tarifini veriyor Keskin. Bu mısra, aşkın gerçeküstü olduğuna da atıfta bulunuyor sanki.

 

BAHARIN MUŞTUSU, HAZAN YAHUT DRAM

Her ne kadar hülya olsa da aşkı somut öğelerde yaşıyor, somut dünyayla özdeşleştiriyor insanoğlu. Kalbe ‘ilk düştüğü anda’ çetin kış mevsimini yaşatmıyor kişiye aşk. Yürek bahçesinde tomurcuk tomurcuk filizleniyor… Rengârenk çiçekler açıyor… Ve olgunlaştığında meyveye duruyor… Usta şairin tanımladığı gibi ‘baharın muştusu’ o muhakkak. Aşk, kalbe ilk düştüğü anda ilkbaharı hissettiriyor. Fakat kavurucu yaz mevsiminin ardından birçoklarında hazana dönüyor aşk. Pembe benizleri sarartıyor… Sıcak elleri titretiyor… Katre katre dökülüyor simalardan… Sonrası akşam, sonrası karanlık, sonrası ayaz, sonrası kalpleri üşüten kış, sonrası acı bir dram: Ayrılık!

 

Ayrılığı sezmiş olacak ki,

“O yüzden ‘ayak’landım, yukarı ağdım.

Sana vardığımda ağlamam bundan…”

dizelerini sıralıyor şair. Belki de giden aşkın(ın) ardından o da sulara karışıp akıyor:

“Durup durup geçmesin içinden ağlamak

Dur, neden ağlıyorsun ca’nım,

yetmez mi ikimize bir sağanak?”

 

KÜLLER YÜREKTEKİ ‘SÜVEYDA’YI KAPLIYOR

Özünde beşerî bir ayrılık var aşkın. Hele vuslatın kilidi açılamıyorsa, daha da harlanıyor ateş. Buluşmanın imkânsızlığına rağmen ‘maşuk’un adı anıldığında dış dünyadaki akış donuyor. ‘Âşık’ın içinde ise sular kaynıyor. Şair bu hali, “Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler”mısrası ile yansıtıyor.

 

Kavuşma gerçekleşmediğinde aşk alevinin iyice harlandığından bahsettim. Ancak kor, her daim ateş halinde kalamıyor. Bir müddet yandıktan sonra istemsiz de olsa sönüyor. Yaratıcı’ya inanan kimilerinde duman, Aslolan’a yükseliyor. Küller ise yürekteki ‘süveyda’yı (siyah nokta) kaplıyor. İşte ‘hakikî âşık’, gökten kalbine yağan ilahî küllerin sarhoşluğuyla bu kez Tanrı’ya divane oluyor. O’nu özümseyebilmek için Mecnun misali çöllerde dolanıp duruyor. Şair de,

“Dünyayı dolduran sözü olduran o.

Ve ben ne desem şimdi, benden değiller.”

dizeleriyle bu divaneliği kastediyor olabilir.

 

Ben de Birhan Keskin gibi aşkın sonsuzlukla örtüştüğünü düşünüyorum; ‘Aşkın Aykırı Notaları’ (Ekose Mutsuzluklar, Sf. 12) şiirimde mısralara döktüğüm gibi:

“kana kana içmiştim suyu bakışlarından

ayrılıkmış ezelî tadı

içime çocuksu hazla koşturan

sus masum mısraları

sonsuzluğa yutkun…”

 

Hâlâ merak mı ediyorsunuz “Aşk ne demek?” diye? Öyleyse nihaî cevabı da Keskin versin: “O en ‘bir’ ve ‘tam’ olana yürümek.”

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ