Kozadan Karadeliğe, Dilek Değerli

  • 17 Ağustos 2018

Fatma Yeşil

Kozadan Karadeliğe / Dilek Değerli 

Hayal Yayınları, Şiir

Mart ayında Hayal Yayınları’ndan çıkan “Kozadan Karadeliğe” Adonis’ten şu alıntılarla başlıyor:

“Zaman bir ihtiyar

kırık bir arabanın gölgesinde oturuyor

mevsimleri tüttürerek.”

Kitabın ilk bölümü “Kaçış”, “Çölde Açan Göl” adlı şiir ile başlıyor. Bu şiirde, şiirden ve şairden söz açıyor Değerli. Kendisini çölde şiir gezdiren kertenkeleye; imgeyi kara bir kuğuya; şiiri ise çölde bir göle benzetiyor. Kum, sıcak, kaktüs sözcükleri ile şiirde bütünlüğü kuruyor. Ayrıca bu şiirde şaire farklı bir anlam daha yüklüyor:

 

“çuhayla ipeği öpüştürmeye çalışan cesur bir terziydi şair”

“Çölde Açan Göl”ün son bölümde ise kitapta yer alan diğer şiirlerde bizi neyin beklediği hakkında bir ipucu var:

 

“Kimin çölü daha sıcak

resimlerin mi, sözcüklerin mi”

Dilek Değerli’nin şiirlerinde şiir ve resim ayrılmaz ikili. Zaten kitapta yer alan resimler de şaire ait. Bazen yanına müzik ve sinema da eklenmiş. Sanatın birçok alanına gönderme yapan şiirler…

 

“Chagall Uçuşu” adlı şiirinde ressam Marc Chagall’a bir gönderme söz konusu. Şiir şöyle başlıyor:

“Sözcüklerin yolunu ararken

yolumu kesti düşen resimler”

 

“Chagall Uçuşu”nda ressamın birçok tablosuna gönderme yapılmıştır. Sözcükleri ve tabloları harmanlayarak aslında biyografik bir şiir sunmuş şair bize.

 

“Canlı Cenazeler” adlı şiir de şu dizelerle başlıyor:

“Yeryüzüyle gökyüzünü birleştiren

fırçanın dilinde samurun gözyaşı”

 

Ve şöyle devam ediyor:

“albatrosun ağzına sığan çığlık çığlığa bir şarkı”

 

Şiirin ilk iki dizesi yine bir tablo ile karşımıza çıkıyor. Gözümüzün önünde aniden canlanan bir gökyüzünün denize karışma hâli. Hemen ardından denizin üzerinde bir albatros çığlık atıyor ve şair bunu bir şarkı olarak nitelendiriyor. Sözcükleri okurken gözümüzün önüne gelen tabloya bir de ses ekleyerek müziği de şiire yakıştırıyor Değerli. Şiirin tamamı aslında bir tablo diyebiliriz.

 

“Canlı Cenazeler”in sonuna doğru bir filme gönderme yapılmış:

“köprüde bekliyor sihirbaz geceleri”

 

Dilek Değerli bu dizenin, senaryosunu Serge Frydman’a ait olan “Köprüdeki Kız” adlı bir Fransız filminden esinlenme olduğunu belirtmiş. Başta da söylediğim gibi, şiir ve resmin yanına müzik ve sinema da eklenmiş.

“Sessiz Boşluk” şiirinde de müzik kendini şu dizelerde hissettiriyor:

 

“avunsaydı keman sesiyle

koparır mıydı tellerini

çizginin ve dilin gücü adına

kalbimi koyun eski yerine.”

 

Yine aynı şiirden şu dizeyi de ekleyebiliriz:

“kulak inleten kurbağalar korosu”

 

“Dinmeyen Şimşek Fırtınası” adlı şiirde şair yine sözcükleri ve renkleri iç içe kullanmış. Aslına bakacak olursak bu şiirleri otobiyografik açıdan da ele almak mümkün.

 

“Aklını kovalamaya çalışan şair

sözcükler ve renklerin ardından

dörtnala koşuyor bulut atıyla

birbirlerinin kalbindeki gölgeleri yalıyorlar”

 Bu şiirde, ‘şiir’ ışıktan bir gök salıncağında bir yere bir göğe havalanan ‘şey’ olarak nitelendirilmiş. “Dinmeyen Şimşek Fırtınası” ile şair kendi açısından şiirin ne olduğunu açıklamış aslında.

 

“Venezuela’da Catatumbo Nehri ile Marakaibo Gölü’nün buluştuğu yer üzerinde oluşan bulutların çarpışması sonucu şimşek fırtınası meydana geliyor. Yılda 140-160 gece boyunca, her gece 10 saat süreyle şimşekler çakıyor.”

 Şiirin altında böyle bir açıklama da yer almakta. Yani Dilek Değerli’ye göre şiirin tanımı aslında bu dinmeyen şimşek fırtınası.

Bölüme ismini veren ve ilk bölümün son şiiri olan “Kaçış” adlı şiirde yine şiir üzerine bir dize göze çarpıyor:

“sessizliğin yatağında sözcüklerinden sıyrılabilir mi şiir?”

 

Ayrıca kitabın ilk bölümü olan “Kaçış” şu dizeler ile başlamış:

“Bir ağacın gidebileceği yer kelebek ömrü kadar

kelebeğin gördükleri bir ağaç ömrü kadar”

 

Ve şu dizeler ile bitiyor:

“kozama gireyim en iyisi

bir bahar resminde görüşmek üzere.”

Dilek Değerli kendisini yani “şair”i bir kelebek olarak nitelendiriyor diyebiliriz. Kitap ‘zaman’a atıfta bulunan dizeler ile başlamıştı. Kelebeğin ömrü kadar yaşayıp aslında bir ağacın ömrü kadar şeyi görüyor, hissediyor, anlatıyor ve resmediyor…

 

Kitabın ikinci bölümü “Kâğıt Çayırında Zaman Kaydırmak”. Bu bölümde yer alan “Söz Çalılıktır” adlı şiiri biyografik bir okuma ile ele aldığımda şu dizeler dikkatimi çekti:

“İz defterlerinin tozunu alırken

söz daima çalılıktır diyordu kadın içinden.”

 

Şair “İz Defteri” adlı yazısından söz ediyor. Aksisanat dergisinin de ikinci sayısında bu yazılardan biri yayımlandı. “İz Defteri” yazılarında okuduğu kitaplardan, yaşadığı ‘an’lardan söz ediyor.

Ayrıca kitabın ilk şiiri “Çölde Açan Göl”ün ilk dizelerini de anımsattı bu dizeler bana. O dizeler de şöyle:

“Sözünüz dikenli, aklınız yırtıcıydı çok

tek gözü açık uyuyan bir balıktı endişe”

 

“Şair” adlı şiirde de Değerli ‘şair’in tanımını şiirsel bir biçimde dizelere dökmüş. Şiir yazma süreci, şiirin iksiri, şiirin işlevi imgeler vasıtasıyla sunulmuş. Şu dizeler tanımlamalardan bir tanesi:

“Her gece iksir yapar

bir kaşık gerçeküstü görüntü tozu

bir perçem tutkulu sabır otu

ardından bir toplar bir bırakır dalgaları

dilin gölge balıklarını tutana dek

karadelikte hummalı bir uçuşla.”

 

“Dil Tırtılı” adlı şiirde bir romana gönderme karşımıza çıkıyor:

“şişelerde kadın kokusu biriktiren oğlan”

 

Patrick Süskind’in ‘Koku’ adlı romanındaki karakterden bahsediyor. Şiirinde devamında ise müzik tekrardan bize göz kırpıyor Chopen ile. Chopen’i ‘gökkuşağı’ ile aynı dizede kullanırken gözümüzde de renkler dağılıyor dört bir yana. Hemen ardından bu renkleri ‘tavus kuşu’ ile sürdürmekte.

 

Şiirin son dizeleri:

“hiç yazmadığım uzun yapraklı imgeler

diktikçe delinen delindikçe diktiğim şiir

kelebek camında bir dil tırtılı.”

 

Değerli, şairi daha önce alıntıladığım dizelerinde de bir terziye benzetmişti. Burada da kendisini bir ‘şair’ olarak terziye benzetiyor. Şiiri ustalıkla diken bir terzi, delindikçe bıkmadan dikmeye devam ediyor…

“Odada Bahçe” şiirinde de bir gönderme var:

“yalnızca ‘Pastoral Senfoni’de kaybolmak istiyorum.”

 

Bu dize bana Beethoven’ın ‘Pastoral Senfoni’ adlı eserinin yanında Andre Gide’in ‘Pastoral Senfoni’ adlı romanını da anımsattı. Andre Gide bu kitapta “Gözleri olanlar bakmasını bilmeyenlerdir.” der. Bunun yanında Beethoven da bu senfoniyi yazarken duyma yetisinin büyük bir kısmını yitirmişti. Türlerarası ilişkiler bağlamında bu iki eser de benim açımdan şiir ile uyum içinde. Bir duyu kaybı söz konusu: “benzemiyorum artık ne taşa ne balığa”

 Dilek Değerli’nin şiirlerinde göze çarpan önemli şeylerden birisi de ‘anılar’. En başa dönecek olursak, ilk bölümde yer alan “Anı Küllerinde Turuncu Kangurular” adlı şiirde yer alan dizeler:

“başımdaki bitpazarında

istifleme zamanıdır anılarla rüyaları

anmalık ve unutmalık diye.”

 

Yine ilk bölümde yer alan “Sessiz Boşluk” adlı şiirde:

“odalar dolusu topal anının kaçışı” ve “uçuşan anıları rüya sanıyor” dizeleri dikkat çekici nitelikte.

 

Ele almak istediğim bir diğer konu şairin oğlundan söz açtığı iki bölüm. Bu dizelerden ilki “Canlı Cenazeler” adlı şiirde:

“nefesini tutunca oğul, harfler uçup şiir değiştiriyor”

 

Diğeri ise “Zamanı Kaydırmak” adlı şiirinde:

“Aklında her zaman

bir plak döndüğündendi dilsizliği

yalnızca otistik biliyor

uçurmayı zaman kuşunu

çünkü her gün birer ritmik şarkı ona

ıslık dizisinde.”

 

Son iki alıntıyı ele almaktaki amacım “Kozadan Karadeliğe” kitabının aslında şairin yaşamından birçok kesit sunduğunu ve biyografik bir okumayla daha anlaşılır olduğunu kanıtlamaktı. Diğer bir açıdan bakacak olursak tabii okurun sunulan imgeler ile çok daha farklı şeyler hissetmesi, anımsaması mümkün.

Resmin, edebiyatın, sinemanın ve müziğin iç içe olduğu bir kitap… Şiirleri okurken okura araştırma yapma isteği de uyandırıyor. Göndermeler sayesinde farklı sanat dallarına sürükleniyorsunuz.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ