Samandağ’da Oyun Saati…

İsmail Cem Doğru

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 27 Haziran 2018

Saat 05:50

Babası ölünce alışkanlıkları da değişir mi insanın? Mezardan dönerken onun en çok uğradığı kıraathanelerden birine gittim. Ya da hiç gelmiyordu buraya. Nerelere uğradığını pek bilmiyorum. Sanırım bilen kimse yok.

Ama kuşku götürmez bir gerçek var ki babam iki gündür hayatta değil. Yaşıtları karşımda kâğıt oynuyor. Üç kişiler. İkisi birbirine babamın neden öldüğünü soruyor. Üçüncü hiç oralı değil. O ikisini tanımıyorum. Üçüncü ise bir dönem onun en yakın arkadaşlarından biriydi. Üstelik çocukluğumda sıklıkla diyaloğa girdiğim biri. Adını, soyadını, lakabını ve daha geçmişinde sakladığı her ayrıntıyı bildiğim biri. Adam dönüp başsağlığı bile dilemiyor.

Babam mezarda, yaşıtları ‘Samandağ’ oynuyor. Samandağ sadece bir ilçe adı değil. Öğrenmeyi başaramadığım bir kâğıt oyununa da adını vermiş… Ama bu ismi Samandağlı olmayanlar kullanıyor. Samandağlılar “pinake” diyor adına. Babam iyi oynarmış bu oyunu. Hiç görmedim. Galiba hayatımda ilk defa kıraathanede oturuyorum. Kıraathane dediysem kitap okunmayanlardan… Ne içersen iç parasını alıyorlar. Bedava kek bile yok. Kıraathane bile değil adı. Kahve diyorlar adına. Cafe adının kökü de buradan geliyor. Ama Cafe kadar havalı değil. Hayatımda ilk defa kahvede oturuyorum.

Babam da gitmemi istemezdi hiç. Yaptığı hiçbir şeyi yapmamı istemedi zaten. Neredeyse hiçbirini yapmadım zaten. İstemediği hiçbir şeyi yapmadım. İstediği hiçbir şeyi de yapmadım.

Taziye mesajlarını okuyorum.  Bir mesaj “Çocukluğumun favori motosiklet sürücüsüydü.” diyor. Babam olsa bu söze içerlerdi. Motosikleti icat ettiğine inanırdı çünkü. Bu konuda çok başarılı olduğuna itiraz eden kimse olmadı bugüne dek. Motosiklet kullanmadığım için küçümserdi beni. Sevmediğim için acırdı. Güzel kadından anlamayan birine acır gibi acırdı.

16 yaşındaydım. Yaşıtlarım babalarından gizli gizli aşırırlardı motosikleti ve caddeleri inletirlerdi. Babam motosiklet kullanmam için her yolu denerdi. Çoğunlukla hakaret ederdi, ama denerdi. Bir gün arkadaşlarımdan biri hızla önümden geçti ve “Kap motoru yarışalım.” dedi. “İstemiyorum.” dedim. “Korkaksın sen oğlum…” dedi en aşağılık gülümsemesiyle. “Ben adamı sikerim.” diye devam etti. Bu sözü de beni etkilememişti. Babam bizi içeriden izliyormuş. O sözün altında kalmayacağımı biliyordu elbette. Ama babam konuşmamı değil yarışmamı istiyordu. Konuşmak daha cazipti. Evimizin önünde bana meydan okuyan bir çocuk. Evin önünde umursamaz görünen ben. Evin içinden bizi izleyip kendini paralayan babam… Bu diyalogları izleyen başka biri daha vardı. Karşı evlerden birinin damında muhtemelen sabahın erken saatlerinde içmeye başlayan amca dayanamayıp söze karıştı. “Oğlum sen neyin peşindesin? Onun babası Samandağ’a motosiklet kullanmayı öğreten adam.” Nereden aklıma geldiyse sözü ben devam ettirdim. “ Ne yani, sen şimdi bu yavşağa seni ve motosikletini üst üste koyup … mu demek istiyorsun?” deyiverdim. Babamın önünde bile bile ilk defa küfretmiştim. Bu kalıp çok yaygın kullanılsa da ben onu ilk defa babamdan duymuştum. Bu sözümden sonra meydan okuma havası yerini egzoz gazına bırakmıştı. Söze damda rakısını yudumlarken karışan adam cevabımdan çok hoşlanmıştı. Babam ise hiç hoşlanmamıştı. Dayanamayıp dışarı çıktı. Keyfi yerine gelir sanıyordum ama “Bin şu motosiklete ve siktir ol git.” demiş olması konuşarak onu memnun edemediğimi gösteriyordu. Ama ben onun bir gün motosiklet yüzünden öleceğini biliyordum. Ben, onun öleceğini bilmiyordum yalnızca.

O gün de benimle çok tartışmamıştı. Kovdu yalnızca. Motosiklet kullanmam için kovdu. 5 dakika sonra eve dönsem de tartışmadı benimle. Benimle tartışmaktan hiç hazzetmedi. Yaşım ilerledikçe hakaretleri de kesildi. Bu defa alay etmeye başladı. Anlamsız ve amaçsız olmasa da aramızdaki iletişim dışarıdan izleyenlerin hiçbir şey anlamadığı bir diyalogdan ibaretti.

Birkaç yıl önce torunlarıyla sohbet ederken onlara “Babanız sizi dövüyor mu?” diye sordu. Büyük kızım gülümsedi yalnızca. Küçük kızım gol pası almış usta golcü edasıyla dedesinin tavrını da taklit ederek “Evet, öldürüyor her gün bizi.” diye yanıt verdi. Babam ısrar etti: “Hiç mi?”

Küçük kızım oradan sonrasını yönetemedi haliyle. Dedesine babasının kendisini dövme hakkı olamayacağından, böyle bir durumda beni polise şikâyet edeceğinden söz etmeye başladı. Babamın tabii ki amaçladığı diyalog bu değildi. Onun derdi beni içinden çıkılmaz bir duruma düşürmekti. “Bu durumda sen benden daha iyi baba oluyorsun değil mi?” dedi. “Senin çocukların sürekli başarı belgeleriyle, iyi karnelerle geliyorlar. Benim çocuklarım hiç böyle belgelerle gelmedi ne yazık ki. Bu da senin benden daha iyi bir baba olduğunu gösteriyor.” dedi. Övüyor gibi görünüp gömmenin alışık olduğum bir metoduydu bu. Ev halkı dehşete düşmüş şekilde diyaloğu dinliyordu. Bu cevabın altında kalmayacağımı ve babamın daha da ileri gideceğini tahmin ediyorlardı. Ama finali kimin yapacağı belli değildi. Genelde ben yapardım finali ve babam susmak durumunda kalırdı. Tabii her zaman değil.

“Kendine haksızlık etme, sen de fena sayılmazsın.” dedim. “Sen de mühendis bir çocuk yetiştirdin. Üstelik olanaksızlıklar içinde okumuş bir mühendis yetiştirdin. Tüm öğrenim hayatını çalışarak geçirmek zorunda kalmış bir mühendis. Dershane parasını, üniversite parasını hep kendi kazanmak zorunda kalmış bir mühendis. Yaptığın az şey değil.”

Biraz belden aşağı vurmuş, bu kez acıtmıştım. Ama maç henüz bitmemişti.

“Hayır, hayır.” dedi. “Bu çok önemli değil.” dedi. “Sen de bunları yapabilirsin. Bir gün her şeyini kaybedersin; buna rağmen çocukların doktor, mühendis, avukat falan olurlar, olabilirler. Hatta seninkiler daha fazlasını da yapabilirler. Ama benden daha iyi bir baba olman için yapman gereken başka bir şey var. Bak ben bir şair yetiştirdim. Senin bunu başarıp başaramayacağını henüz bilmiyoruz. Eğer sen de bunu yapabilirsen o zaman benden daha iyi bir baba olduğun konusunda şüphem kalmayacak.”

Bu maç orada bitti tabii ki. Kazandığı az sayıdaki maçlardan biriydi, tesiri yüksekti. Sen her şeyini kaybetmemiştin, diyemedim. Sen bir şey kaybetmemiştin de diyemedim.

Saat 07:15

Kahvede yaklaşık otuz kişi var. Onların çoğunu iyi tanıyorum, çocukluğumdan. Neredeyse hepsi babamın yaşıtı… Babam öldü, onlar oyun oynuyor. Üçüncü adam hâlâ oralı değil. Çocukluğumda babamla yumruklaşan biri daha geldi kahveye. O da oralı değil. Masadakilerden biri “Gitti koca Cemo.” diyor. Babamı kardeşiyle bir olup dövmeye çalışan adam “Şansını s.keyim.” diye dağıtıyor masayı kaybettiği oyun yüzünden. Masa şen…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ